Öfkemizi yönetebiliyor muyuz?

Öfkemizi yönetebiliyor muyuz?

Sema Yarar, savaşlar, ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve dijital çağın yoğun bilgi akışının toplumsal öfkeyi artırdığını, kontrolsüz öfkenin ise insanların muhakeme yeteneğini zayıflatarak ilişkilerde derin yaralar açtığını ifade ediyor.

Öfkemizi Yönetebiliyor Muyuz?

Sema Yarar / Doğru Haber

Bugün toplum olarak ciddi bir öfke patlamasının içinde yaşıyoruz. Her gün başka bir kavga, başka bir tartışma, başka bir şiddet haberiyle karşılaşıyoruz. Sokakta, trafikte, iş yerinde, aile içinde… İnsanların tahammül eşiği giderek düşüyor. Küçücük bir mesele büyüyor, bir söz ağır geliyor, bir bakış yanlış anlaşılıyor ve öfke bir anda kontrolü ele geçiriyor.

Neden bu kadar öfkeliyiz?

Savaşlar, ekonomik problemler, gelecek kaygısı, ailevi sorunlar, geçim sıkıntısı, dijital çağın getirdiği yoğunluk ve modern hayatın bitmek bilmeyen temposu insanı sürekli bir şeylere yetişmek zorunda bırakıyor. Her an ulaşılabilir olmak, her haberi bilmek, her mesaja cevap vermek, işimizi yetiştirmek, ailemize zaman ayırmak ve bütün bunları aynı anda yapmaya çalışmak insan ruhunda ciddi bir yorgunluk oluşturuyor.

Elbette savaşlar, ekonomik sıkıntılar ve ailevi problemler geçmişte de vardı. İnsanlık hiçbir zaman tamamen huzurlu bir dönem yaşamadı. Fakat bugün yaşadığımız farklı bir durum daha var: Her şeyi aynı anda görüyoruz.

Dijital çağ, dünyanın bütün acılarını, tartışmalarını ve çatışmalarını birkaç saniye içinde evimizin içine taşıyor. Eskiden sadece çevremizde yaşanan olaylardan haberdar olurken bugün dünyanın öbür ucundaki savaşın, kavganın, felaketin ve ekonomik sıkıntının görüntüsü birkaç saniye içinde karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla öfkenin kendisinden çok, öfkenin sürekli görünür ve ulaşılabilir hâle gelmesi de insan ruhunu yoruyor.

Allah bize öfke duygusunu neden verdi?

Öfke, başlı başına kötü bir duygu değildir. İnsan için yaratılmış diğer duygular gibi onun da bir hikmeti vardır. Bazen sınırlarımızı korumamıza, haksızlık karşısında tepki vermemize, tehlikeyi fark etmemize ve kendimizi savunmamıza yardımcı olur. Bu yönüyle öfke, insanın kendisini koruma mekanizmalarından biridir.

Öfkeyi, Allah'ın “Celâl” sıfatının insandaki sınırlı bir tecellisi olarak düşünmek mümkündür. Fakat burada çok önemli bir ayrım vardır: Öfkeye sahip olmak başka, öfkenin sahibi olmak başkadır.

Öfke bizi yönetmeye başladığında artık sınırlarımızı korumaktan çıkar, sınırları yıkmaya başlarız.

İnsan öfkelendiğinde karşısındaki kişinin haklı olabileceğini görmekte zorlanır. Çünkü öfke, insanın muhakeme gücünü daraltır. Ses yükselir, beden gerilir, eller titreyebilir, kalp hızlı çarpabilir. İnsan kendisini tehdit altında hissettiğinde bedeni adeta savaşmaya hazırlanır. Ekonomik bir problem, ailevi bir mesele, iş hayatındaki bir başarısızlık veya küçük bir anlaşmazlık bile kişinin kendisini tehdit altında hissetmesine yol açabilir.

Ve o anda öfkeli bir insana uzun uzun bir şeyler anlatmak çoğu zaman sonuç vermez. Çünkü öfkeli insan bazen duymaz. Söylenen kelimeler kulağına ulaşsa bile zihnine ulaşmaz.

İşte bu nedenle öfke, bir anlamda geçici delilik hâlidir. İnsan o anda normalde söylemeyeceği sözleri söyleyebilir, yapmayacağı davranışları yapabilir. Sonra öfke geçer ve geriye pişmanlık kalır.

Öfke ahlaki bir zayıflık değildir. Asıl mesele, bize verilen bu duyguyu nasıl yönettiğimizdir.

Çünkü Allah insana yönetemeyeceği bir duyguyu verip onu başıboş bırakmış değildir. İnsan, irade sahibi bir varlıktır. Öfkesini fark etmeyi, durmayı, düşünmeyi ve gerektiğinde geri çekilmeyi öğrenebilir.

Her tartışmayı kazanmak zorunda değiliz. Her haksızlığa aynı sertlikle karşılık vermek zorunda değiliz. Haklı olmak, karşımızdakini ezme hakkı vermez. Bazen susmak yenilmek değil, kendine hâkim olmaktır.

Üstelik kimse kimseyi zorla değiştiremez. İnsan ancak değişmeye gönüllü olduğunda değişir. Bu nedenle önce başkasının öfkesini düzeltmeye çalışmak yerine kendi öfkemizle yüzleşmeliyiz.

Hayat zor. Her insanın imtihanı farklı. Kiminin çocuğuyla, kiminin eşiyle, kiminin işiyle, kiminin komşusuyla, kiminin kendi iç dünyasıyla bir imtihanı var.

Belki de mesele öfkelenmemek değil; öfkelendiğimizde kim olduğumuzu unutmamak.

Çünkü öfke geçer. Ama öfkeyle söylenen söz bazen kalır. Bir kavga birkaç dakika sürer, fakat açtığı yara yıllarca kapanmayabilir. Bir anlık öfke, yıllarca kurulmuş bir ilişkiyi yıkabilir.

Bu yüzden öfkemizi bastırmak değil, onu anlamak; yok etmek değil, yönetmek zorundayız.

Çünkü bize verilen her duygu bir emanettir.

Asıl mesele, o emaneti insanı kırmak için mi, insanı

korumak için mi kullanacağımızdır.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir