1. YAZARLAR

  2. Abdulhamit Bilici

  3. Suriye, Bosna olmadan!..
Abdulhamit Bilici

Abdulhamit Bilici

Yazarın Tüm Yazıları >

Suriye, Bosna olmadan!..

06 Mart 2012 Salı 13:34A+A-

 

Baas rejiminin silahlı/sivil ayırmadan bombaladığı Humus'un Bab-ı Amr semtinden canını zor kurtaran İngiliz gazeteci Paul Conroy, Suriye'de yaşanan katliamın adını koydu.

42 yıl bir ülkeyi muhalefetsiz yönetmenin becerisine sahip Muhaberat teşkilatının kara propagandası yüzünden hâlâ kafası karışık olanlar varsa tecrübeli savaş muhabiri Conroy'un şu yalın sözlerine kulak versin:

"Suriye'de sivil nüfusun sistematik bir şekilde katledildiğini gördüm. Yaşanan vahşet, Srebrenitsa ve Ruanda'da yaşananları andırıyor."

Amerikalı gazeteci Marie Colvin ile Fransız foto-muhabiri Remi Olchik'in hayatını kaybettiği füze saldırısından yaralı kurtulan 47 yaşındaki gazeteci, daha önce bulunduğu savaş ortamlarında böyle katliam görmediğini söylüyor. Hasta yatağından BBC'ye konuşan Conroy, 10 yıl içinde bütün dünyanın Suriye'de gerçekleştirilen katliamdan utanç duyacağını şöyle ifade ediyordu: "10 yıl içinde bir soruşturma yapacağız ve insanlar 'bunlar nasıl yaşandı' diyecek. Bu bir savaş değil, katliam."

Baas güçlerinin içinde yaşayanlarla birlikte binaları yok etmeye çalıştığını ve Humus'ta insanların ölümü beklediklerini söyleyen gazeteci, yaşadığı vahşeti anlatırken daha büyük bir tehlikeye dikkat çekiyordu: "Bab-ı Amr'da iletişim sistemi vardı. Kameralar vardı, görüntüler farkı yollarla dünyaya ulaştırılıyordu. Burası düştükten sonra rejimin güçleri, Hama'ya ve diğer şehirlere, kasabalara ilerleyecek. Ve aynısını yapacak. Ama oralarda kamera yok, tanık da olmayacak. Allah bilir neler yapacaklar!"

Paul Conroy gibi Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da gelişmeleri 1990'larda Bosna'da yaşanan trajediye benzetti: "Alandaki durum gittikçe Saraybosna'yı, Srebrenitsa'yı andırır bir tabloya doğru gitmektedir. Suriye'de çok sayıda katliam yapılmış ve savaş suçu işlenmiştir."

Kötü hadiselerde insan haklı çıkmak istemez ama bundan 8 ay önce Suriye'de gidişatın Bosna'ya benzediğini yazmıştım: "Suriye'deki kriz, zor iç dengeleri ve uluslararası toplumun bakışı açısından 20 yıl önceki Bosna trajedisini çağrıştırıyor. Orada, Sırpların elindeki devlet gücü, hazırlıksız diğer toplum grubu olan Boşnaklara karşı kullanılmıştı. Katliama müdahale, 200 binden fazla insanın kaybından sonra yapılabildi. Bosna hâlâ normale dönmüş değil... Bosna'da, Batı içinde yaşanan bölünme, kötü Libya tecrübesinin de etkisiyle Suriye'de dünya çapında yaşanıyor. Bu tablo, Baas rejiminin sigortası gibi." (Zaman, 2.8.11) İnşallah o kadar acı yaşanmaz ve bir çıkış yolu bulunur. Ama daha krizin başında, Rusya ve Çin'in tavrı yüzünden Güvenlik Konseyi'nin askeri müdahale değil, basit bir kınama kararı bile alamaması bugünün habercisiydi.Peki ne olacak? Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Bosna benzetmesinden sonra Yemen modelini hatırlattı. Yani, Esed'in görevi yardımcısına bırakması ve bir uzlaşma hükümetinin ülkeyi seçime götürmesi. Ancak BM Genel Kurulu'nda 137 ülkenin desteğini alan Arap Ligi'nin bu planı, Güvenlik Konseyi'nde vetoya takıldı. Üstelik Esed de reddetti.

Masada, Suriye Milli Konseyi'nin 2 önerisi var: Güvenli bir yardım koridoru oluşturulması ve Hür Suriye Ordusu'na savunma amaçlı silah verilmesi. Ancak az sayıda Baas'ı destekleyen ülke ne kadar gözü kara ise sayıca kalabalık olan "Suriye'nin dostları" o kadar kararsız. 2 konuda da uzlaşma yok. Tunus'tan sonra İstanbul toplantısından sonuç çıkıp çıkmayacağı da belirsiz. Libya'da olduğu gibi, bu konuda da umutlar Paris'teki toplantıya ertelenmiş gibi.

Konuştuğum Suriye Milli Konseyi üyeleri de bu tabloyu doğruluyor. Uluslararası müdahaleden artık umudu kesmişler. Başlangıçta beklentileri fazla yükselmiş olmasından dolayı Türkiye konusunda hayal kırıklığı yaşasalar da kırgın değiller. Türkiye'nin tek başına hareket etmeme çekincesini ve gücünün sınırlarını anladıklarını söylüyorlar. Fransa'nın daha aktif rol üstlenebileceğine dair beklentileri var. Dostlar grubundaki ülke sayısının 70'lerde olmasının karar almayı zorlaştırdığını düşünüyorlar. Onlara göre neden somut adım atılmadığının gerekçeleri: ABD'deki seçim yılı ve kararsızlık; Avrupa'nın enerjilerini temin ettiği Rusya ile karşı karşıya gelmeme kaygısı; Esed sonrası yapıya dair şüpheler ve Batı'nın Suriye için savaşa değip değmeyeceği tereddütleri. Konseyin aktif olmadığı eleştirisini kabul ediyorlar ama "İçinize Nusayri alın, Hıristiyan alın" gibi tüm talepleri karşıladıklarını ama taleplerin bitmediğini, artık diplomatlarla görüşmeye giderken küresel ısınmaya bile çalıştıklarını ifade ediyorlar.

Yürek yakan manzara bu. İsterseniz yazıyı, gazeteci Paul Conroy'un "Ne yapılmalı?" sorusuna verdiği cevapla bitirelim: "Bu vahşeti nasıl seyrediyoruz bilmiyorum. Artık konuşmanın vakti çoktan geçti. Katliam son hız sürüyor. Lütfen, jeopolitiği ve toplantıları bir kenara bırakın ve bir şey yapın. Yoksa yarın Srebrenitsa ve Ruanda'daki gibi hepimiz utanacağız." 

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT