1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. Şiddet cezasız kalırsa soykırıma dönüşür!
Şiddet cezasız kalırsa soykırıma dönüşür!

Şiddet cezasız kalırsa soykırıma dönüşür!

İsmail Şahin, uluslararası camianın Siyonist şiddete karşı olan kayıtsızlığının bugün karşı karşıya kaldığımız soykırıma ortam hazırladığını ifade ediyor.

10 Mart 2024 Pazar 13:30A+A-

Prof. Dr. İsmail Şahin / Açık Görüş

Cezasız kalan şiddet her geçen gün artıyor

Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Konseyi, 27 Mayıs 2021 tarihinde Cenevre'de gerçekleştirdiği acil özel oturumunda, Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları ihlallerini araştırmak üzere sürekliliği olan, bağımsız, uluslararası bir soruşturma komisyonunun acilen kurulmasını içeren bir karar aldı. Üç kişiden oluşacak komisyon, İsrail'de ve işgal altındaki topraklardaki ulusal, etnik, ırksal veya dini kimliğe dayalı sistematik ayrımcılık ve baskıların yol açtığı istikrarsızlığın ve çatışmaların altında yatan tüm temel nedenleri ve bu işin sorumlularını araştıracaktı. Komisyon, araştırmaları neticesinde hazırladığı raporları her yıl düzenli bir şekilde İnsan Hakları Konseyi'ne sunacaktı. Navi Pillay (Güney Afrika), Miloon Kothari (Hindistan) ve Chris Sidoti (Avustralya) gibi alanında uzman ve kıdemli kişilerden oluşturulan komisyon, İsrail ve Filistin'de yaptığı saha çalışmalarının sonucunda ilk raporunu Haziran 2022'de tamamlayarak (BM) İnsan Hakları Konseyi'ne sundu. Şimdilerde Uluslararası Adalet Divanı'nda, İsrail'in işgal ettiği Filistin topraklarındaki uygulamalarının hukuki sonuçlarının ele alındığı duruşmalara, bu komisyonun çalışmalarının zemin hazırladığını söylemekte fayda var. Komisyonun hazırladığı rapor üzerine BM Genel Kurulu, 30 Aralık 2022 tarihinde Uluslararası Adalet Divanı'ndan İsrail'in Doğu Kudüs dahil işgal altındaki Filistin'deki politika ve uygulamalarının hukuki sonuçlarıyla ilgili tavsiye niteliğinde görüş vermesini talep etmiş ve bunun üzerine resmi süreç başlamıştı. Bu yüzden komisyonun hazırladığı raporun içeriği, Filistin'de yaşananları anlamak bakımından bir hayli önemlidir.

Sorunların temel nedeni işgal

Büyük bir titizlikle hazırlanan raporun Filistin'de tekrarlayan gerilimlerin, istikrarsızlığın ve çatışmaların uzamasının altında yatan temel nedenlere ilişkin öne çıkan tespitleri şöyledir:

1. Filistinliler sürekli ev yıkımı ve zorla tahliye tehdidiyle karşı karşıyadır. Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarında Filistinlilere ait yapıların yıkılması ve zorla tahliyeler artarak devam ediyor.

2. İsraillilere karşı saldırı başlattığı tespit edilen veya iddia edilen Filistinlilerin aile evleri, cezai amaçlı yıkılarak toplu cezalandırma yöntemine maruz bırakılıyor.

3. İsrail'de ve işgal altındaki Filistin topraklarında Yahudi olmayanlara karşı sistematik ve yapısal ayrımcılık yapılıyor. Özellikle işgal altındaki topraklarda yaşayan Filistinlilerin İsrail askeri hukukuna tabi tutulması, ihlalleri ve suistimalleri arttırıyor.

4. İsrail, yerleşimcilerin hareketini kolaylaştırmak için çevre yolları ağları da dahil olmak üzere kapsamlı altyapı projeleri uygulamaya koyarken, Filistinlilerin Batı Şeria'daki hareketlerini ayrımcı imar ve planlama rejimleriyle kısıtlamaya devam ediyor.

5. Ayrımcı planlama ve imar, yasa ve politikalarından kaynaklanan sistematik ihlaller, arazi ve doğal kaynaklara el konulması, evlerin sistematik olarak yıkılması, zorla tahliye, yerleşimci sayısının artırılması da dahil olmak üzere, Filistinlilerin Batı Şeria'daki arazi ve barınma hakkı sistematik bir şekilde ihlal ediliyor.

6. Boru hatları, kuyular ve rezervuarlar da dahil olmak üzere Filistin su altyapısının tahrip edilmesi, inşaat izinlerinin verilmemesi ve doğal su kaynaklarının müsaderesi ve kontrolü, Batı Şeria'daki nüfusu ciddi su kıtlığı riskiyle karşı karşıya bırakıyor.

7. İşgal altındaki Filistin topraklarında İsrail güçleri tarafından çocuklar da dahil olmak üzere Filistinliler sistematik bir şekilde taciz ediliyor ve gözaltına alınıyor.

8. İsrail'in işgal altındaki Filistin topraklarındaki ihlallerinin meydana getirdiği maddi ve manevi tahribat, hesap verebilirlik ve adalete erişim konusundaki yetersizliklerden dolayı cezasızlık kültürünün yayılmasına yol açıyor.

9. Bir taraftan İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülen, gözaltına alınan, mülksüzleştirilen Filistinlilerin sayısında önemli bir artış meydana gelirken diğer taraftan işgal altındaki topraklarda "Her Yahudi'nin İsrail'e yerleşme hakkını sağlayan Geri Dönüş Yasası" kapsamında yerleşimci sayıları genişlemeye devam ediyor.

Bilindiği üzere İsrail, 5 Haziran 1967'de başlattığı savaş sonunda Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi, Sina Yarımadası ve Golan Tepeleri'ni işgal etmiş, fakat zaman içerisinde Gazze ve Sina Yarımadası'ndan çekilmek zorunda kalmıştı. Batı Şeria ve Doğu Kudüs'ten bir türlü geri çekilmeyen İsrail, işgalinde tuttuğu bu bölgelere nüfus taşıyarak Filistinlilere ait topraklara yerleşmeye başlamıştır. Uluslararası hukuka göre İsrail'in bu eylemi yasa dışıdır. Keza, Uluslararası Adalet Divanı aldığı bir kararda, İsrail'in 1967'den beri işgal ettiği topraklarda yerleşim yeri kurma girişimlerini uluslararası hukuka aykırı olduğunu açık bir şekilde belirtmiştir.

İşgal sürekli hale geliyor

Uluslararası hukukun üzerinde hassasiyetle durduğu konulardan birisi de işgal hukukudur. Malum olduğu üzere işgal, işgalci devletin bir başka devletin topraklarını fiilen kontrol etmesi durumunda ortaya çıkar. Buna göre işgalci devlet, işgal altındaki topraklarda Cenevre Sözleşmelerinin hükümlerine tam olarak uymak zorundadır. Cenevre Sözleşmeleri, işgal altındaki sivillerin korunmasını, insani yardımın sağlanmasını, sivil altyapıların gözetilmesini emrettiği gibi işgal altındaki topraklarda işkence ve kötü muameleyi de yasaklar. Yine işgalci devlet, işgal altındaki topraklarda insan haklarının korunması için uluslararası insan hakları normlarına riayet etmekle mükelleftir. Bunların yanı sıra işgalci devlet, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivil nüfusun refahını ve yaşam koşullarını da koruyup kollamakla yükümlüdür. Bu bağlamda, barınma, beslenme, sağlık ve eğitim gibi temel hizmetlerinin sağlanmasında sorumluluk sahibidir. İşgalci devletin uyması gereken önemli bir kural da işgal altındaki topraklarda toprak değişiklikleri, yerleşim faaliyetleri veya toprak gaspları gibi eylemlerden kaçınmaktır. Zira Cenevre Sözleşmelerine göre işgal geçici olmak zorundadır ve bu süre zarfında bu toprakları korumak işgalci devletin sorumluluğundadır. Dolayısıyla işgalci devlet, işgal altındaki topraklarda bulunma nedeninin geçici ve sınırlı olduğunu kabul etmelidir. Nitekim işgalin amacı, barışın sağlanması, güvenliğin korunması ve uyuşmazlıkların barışçıl yollarla müzakere edilmesini teşvik etmektir. İşgal, uluslararası hukuk açısından geçici bir durumu ifade ettiği için işgal altındaki toprakların egemenliğini değiştirmez. Bir başka ifadeyle işgal, işgalci devlete işgal ettiği toprakları kazandırmaz, egemenlik değişikliğine yol açmaz.

Şiddetin cezasız kalması

Komisyon hazırladığı raporda, İsrail'in işgali sona erdirme niyetinde olmadığına, işgal altındaki Filistin toprakları üzerinde tam kontrol sağlamaya yönelik baskıcı politikalar uyguladığına ve de demografiyi yani nüfusu değiştirmeye yönelik hareket ettiğine özellikle dikkat çekiyor. Heyet aynı zamanda işgal altındaki topraklarda Filistinli mağdurlar için adalet arayışının son derece güç olduğunu, İsrail'in uluslararası hukukun gerektirdiği şekilde tarafsız, bağımsız, hızlı ve etkili bir hukuk mekanizması işletmediğini güvenilir kanıtlarla ortaya koyuyor. Komisyon'a göre Filistin'de sonu gelmeyen şiddet sarmalının temel nedeni, İsrail'in bitmek bilmeyen işgalinin neden olduğu hukuksuzluklardır. Bu durum komisyonun hazırladığı raporda şöyle belirtilmektedir: "Batı Şeria ve Doğu Kudüs'te Filistinlilere yönelik ısrarlı ayrımcılığın, zorla yerinden edilme tehditlerinin, zorla yerinden edilmenin, yıkımların, yerleşimlerin genişletilmesinin ve yerleşimci şiddetinin ve Gazze ablukasının, işgal altındaki topraklardaki şiddet döngülerine katkıda bulunmaya devam edeceği çok açıktır." komisyona göre şiddet sarmalının bu denli artmasının en önemli nedenlerinden birisi de şiddetin cezasız kalmasıdır. Uluslararası toplumun da kabul ettiği üzere İsrail Filistin'de tatbik ettiği gayri meşru ve gayri hukuki politikalarla sonsuz bir şiddet döngüsünü körükleyerek bir taraftan çatışmaların uzamasına neden oluyor diğer taraftan da hem Filistin'deki hem de bölgedeki barış ve güvenlik şansını tehlikeye atıyor.

Raporda da belirtildiği gibi Filistin'deki tüm sorunların temel nedeni, İsrail'in sürüp giden işgalidir. Şimdiye kadar bu konuda verilmiş birçok Güvenlik Konseyi kararı ile Uluslararası Adalet Divanı kararı olmasına rağmen ne işgal rejimine yönelik herhangi bir iyileştirme ne de İsrail'e yönelik caydırıcı ya da cezalandırıcı bir tedbir alınabilmiştir. Komisyonun da vurguladığı üzere, Filistin'deki çatışma ve işgal tüm bağlamıyla ele alınmalıdır. Dolayısıyla Doğu Kudüs de dahil olmak üzere işgal altındaki Filistin topraklarının devam eden işgali, Gazze'deki abluka ve saldırılar, İsrail vatandaşı Filistinlilere uygulanan ayrımcılık, hepsi birbiriyle bağlantılıdır ve bunların hiçbiri tek başına ele alınarak açıklanamaz.

HABERE YORUM KAT