Starmer’ın yerine Burnham’ı getirmek, İP’yi kurtaramaz

Popüler olmayan bir liderin görevden alınması, derin bir bölünme yaşayan partinin nasıl yeniden birleştirileceği de dâhil olmak üzere pek çok soruyu cevapsız bırakıyor.

Tom Blackburn / Middle East Eye

İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın istifa haberine pek kimse gözyaşı dökmeyecek; kendisi hariç. Görev süresinin sonuna gelindiğinde Starmer, ne İşçi Partisi içinde ne de ülke genelinde ne bir otoriteye ne de sevgiye sahip olabilmişti.

Geçen ay yapılan yerel, Senedd ve Holyrood seçim sonuçları, İşçi Partisi milletvekillerini çoğunun siyasi olarak silinme tehlikesiyle karşı karşıya olduğu gerçeğiyle yüzleştirdi; inandırıcı bir alternatif aday ortaya çıkar çıkmaz, uzun zamandır seçimlerde bir yük haline gelmiş olan Starmer’a karşı harekete geçmeleri kaçınılmazdı.

Starmer’ın kaderi, geçen hafta Makerfield ara seçimlerinde Andy Burnham’ın parlamentoya geri dönmesiyle kesinleşti. Burnham, oyların yaklaşık yüzde 55’ini alarak ara seçimi kazandı ve Reform UK adayı Robert Kenyon’u 20 puanlık bir farkla mağlup etti.

Bu arada Yeşiller Partisi, Burnham’ın Westminster’a gitmesi nedeniyle yapılan Greater Manchester belediye başkanlığı seçimlerinde çok daha iyi bir sonuç almayı umsa da, oylarını sadece 308’e, yani yüzde 1’in altına kadar düşürdü.

Ancak İşçi Partisi’nin zorlukları Starmer ile başlamadı ve onun ayrılışıyla da bitmeyecek. Burnham’ın Makerfield’da rahat bir zafer elde etmesine rağmen – Reform UK’nin Mayıs ayında yarışılan tüm belediye seçim bölgelerini kazandığı bir seçim bölgesi – partinin desteği hâlâ kırılgan.

Parti, eski sanayi merkezlerinde artık eskisi gibi bir etkiye sahip değil; üstelik Starmer’ın liderliği altında, Gazze’de İsrail’in işlediği soykırıma aktif olarak suç ortağı olarak katılmasıyla sol eğilimli ve Müslüman seçmenleri derinden öfkelendirmiş ve kendinden uzaklaştırmıştır.

Parlamento İşçi Partisi’ndeki Burnham destekçileri, Makerfield’daki sonucu, Burnham’ın İşçi Partisi’nin kaybettiği seçmenlerle yeniden bağ kurabileceğinin bir kanıtı olarak göreceklerdir. Ancak bu tek bir ara seçimden çok fazla sonuç çıkarmak tehlikeli olabilir; İşçi Partisi, eski sanayi merkezlerindeki yaşlı, beyaz ve sosyal açıdan daha muhafazakâr seçmenler arasında değil, aynı zamanda daha genç ve çok kültürlü seçmen kitleleri arasında da destek kaybediyor; Şubat ayında Gorton ve Denton’da Yeşiller’e karşı aldığı yenilgi de bunu kanıtlıyor.

Zıt yönler

İşçi Partisi birçok cephede destek kaybediyor. Bu durum Burnham’ı stratejik bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor: Partinin parçalanmış seçmen koalisyonunu nasıl yeniden birleştirebilir?

Starmer’ın başarısızlığının bir nedeni, Reform UK seçmenlerinin peşinden koşmayı tercih etmesi ve bu nedenle İşçi Partisi’ni sol kanadından Yeşiller’in saldırılarına açık hale getirmesiydi. Son yıllarda giderek zıt yönlere çekilen parti tabanını yeniden birleştirmek için Burnham’ın samimi ve rahat tavırlarından çok daha fazlası gerekecek.

Bununla birlikte, Burnham açıkça İşçi Partisi’nin en popüler ulusal figürü ve arkasında bir ivme var. Henüz bir liderlik seçimi yapılmadan İşçi Partisi lideri – ve dolayısıyla başbakan – olarak atanabilir. Yaz boyunca partinin kirli çamaşırlarını kamuoyuna sergilemekten şüphesiz çekinen PLP’nin büyük bir kısmının, bir seçimden kaçınmayı tercih edeceği kesin gibi görünüyor.

Dolayısıyla, kontrollü bir geçiş süreci – ya da isterseniz bir taç giyme töreni – ufukta görünebilir.

Liderlik hırslarını hiçbir zaman gizlemeyen Wes Streeting, şimdiden Burnham’ı destekledi. Milletvekili Darren Jones, İşçi Partisi’nin Blairci kanadının potansiyel alternatif adayı olarak gündeme geldi, ancak aday olması halinde büyük bir farkla yenilgiye uğrayacağı tahmin ediliyor; Blaircilik, bugün İşçi Partisi üyeleri arasında, 2015 yılında parti adayı olarak Liz Kendall’ın oyların yüzde 4,5’ini aldığı zamankinden daha popüler değil.

Kısa süre önce Silahlı Kuvvetler Bakanlığı’ndan istifa eden milletvekili Al Carns da olası bir aday olarak gösteriliyor, ancak onu “hiç şansı olmayan bir aday” olarak nitelemek bile hafif kalır.

Parti yönetimi açısından bakıldığında, kamuoyunun gözü önünde gerçekleşecek gerçek bir yarıştan ziyade, bir taç giyme töreni kesinlikle daha kolay olacaktır. Ancak demokratik bir bakış açısıyla bakıldığında, bunu haklı çıkarmak çok daha zordur.

Artan hoşnutsuzluk

İşçi Partisi’nin iktidarda geçirdiği iki yıl, yönsüzlük ve artan kamuoyu hoşnutsuzluğu ile karakterize edildi. Bir liderlik seçimi, adayları nasıl yönetmeyi planladıklarını, Starmer döneminde tam olarak neyin yanlış gittiğini ve nelerin değişmesi gerektiğini açıkça ifade etmeye zorlayacaktır.

Böyle bir lideri kabul etmekteki isteksizlik, belki de sunum becerisine verilen önemin siyasi içeriğin önüne geçtiğinin bir göstergesidir. İşçi Partisi’nde pek çok kişi, Starmer’ı “zarar görmüş mal” olarak bir kenara atıp yerine daha sempatik bir figürün getirilmesinin yeterli olacağını varsayıyor gibi görünüyor.

Ancak İşçi Partisi’nin sorunları, Starmer’ın kendi eksikliklerinden çok daha derin olsa da, bu sorunlarla yüzleşmek konusunda bir tereddüt var. İşçi Partisi’ni bu duruma getiren varsayımlar, sorgulanmadan kalma riskiyle karşı karşıya.

Burnham’ın, Starmer’da bulunmayan güçlü yanlara sahip olduğu yadsınamaz. İletişim becerisi çok daha iyi ve halkla etkileşimde çok daha rahat görünüyor. Ayrıca retorik açıdan Starmer’dan daha keskin; hatta finans piyasalarının hükümet politikası üzerindeki etkisini eleştirmeye bile cesaret ediyor, ancak bu tür argümanların doğuracağı sonuçlarla karşı karşıya kaldığında geri adım atma eğiliminde. Burnham’ın ekonomi danışmanlarının ortodoks isimlerden oluştuğu da belirtilmelidir.

Burnham’ın anketlerde İşçi Partisi’ne bir ivme kazandırması muhtemel olsa da, bunu siyasi yönde somut bir değişiklik izlemezse bu durum kısa ömürlü olacaktır. Burnham’ın İşçi Partisi’nin sağ kanadındaki üst düzey isimlerle anlaşmalar yapmış gibi göründüğü göz önüne alındığında, bu konuda şüpheci olmak için geçerli nedenler vardır. Özellikle Streeting’in desteği, karşılıksız olarak gelmesi pek olası değildir; tabii ki Makerfield’da Burnham’a yol açan da Labour Together’dan Josh Simons’tı. Bu durum, Burnham’ın hedefleyebileceği her türlü radikalizme ciddi sınırlamalar getirecektir.

Starmer’ın istifası, sevimsiz bir lideri ve başbakanı ortadan kaldırsa da pek çok soruyu cevapsız bırakıyor. İşçi Partisi’nin iktidardaki amacı nedir? Yaşam standartlarını nasıl yükseltecek? Seçmenlerin giderek daha fazla reddettiği ekonomik ortodoksiden nasıl kopacak? Uzun vadede eriyen taban desteğini geri kazanabilir mi?

Bir liderlik seçimi, partiyi en azından bu sorulara cevap vermeye zorlayabilir; taç giyme töreni ise, kısa vadede bir iç muhasebeden kaçınmasına izin verecek, ancak sonuçta partinin uzun vadede kendi aleyhine olacaktır.

Neoliberalizme son vermeyi savunan Burnham’ın, bu soruları ele almak için Starmer’dan daha uygun bir konumda olduğu söylenebilir. Ancak öyle olsa bile, İşçi Partisi’nin bunu yapmak için gerçek bir siyasi iradeye sahip olduğu hiç de açık değildir. Böyle bir irade ortaya çıkana kadar, İşçi Partisi’nin yaşadığı zorluklar, şu anda partiyi yönetmeye hazır görünen kişiden daha uzun süre devam edecek gibi görünüyor.

* Tom Blackburn, Manchesterlı bir yazardır. New Socialist dergisinin kurucu ortak editörlerinden olan Blackburn, The Guardian, Tribune ve Jacobin gibi yayınlarda yazılar yazmıştır.

Çeviri Haberleri

Müslüman dünyası yapay zekâ, inanç ve insan onuru mücadelesiyle nasıl başa çıkacak?
Eşitsizlik Çağı’nda Dünya Kupası
İsrail’i felce uğratma tehdidi oluşturan Haredi’lerin askerlik reddine karşı ayaklanması
“İmparatorluğun elini zora soktuğun için teşekkürler İsrail!”
Gazze ve Lübnan’da “bir daha asla”dan “felaketin kapılarına”