“Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp-uydurmayın, sonra bir azab ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp-uyduran gerçekten yok olup gitmiştir." (Musa´nın sözleri karşısında Firavun ve adamları) Durumlarını münakaşa ettiler. Sonra gizlice fısıldaştılar.” (Taha: 61-62)
Musa'nın (a.s) hitap ettiği "hasımlar" henüz onunla sihirbazlar arasındaki karşılaşmayı görmeyi bekleyen halk değil, onu, sihirbaz diye itham eden Firavun ve saray adamları idi.
Bu, onların kendi durumlarının zayıf olduğunu ve Musa'nın (a.s) gösterdiği mucizenin bir sihir olmadığını bildiklerini göstermektedir. O halde onlar bu karşılaşmaya tereddüt ve korku içinde gelmişlerdir. Fakat Musa'nın (a.s) ani uyarısı onları derinden sarsınca, karşılaşmanın bayram günü açık bir alanda ve gün ışığında yapılmasının durumunu tartışmaya başladılar. Çünkü onlar, halkın huzurunda yenilirlerse, herkesin sihir ile mucize arasındaki farkı anlayacağını ve kendilerinin savaşı tamamen kaybedeceklerini düşünüyorlardı.
Doğru ve samimi söz bazı kalpleri etkiler, onların derinliklerine işler. Bu olayda da böyle olduğu görülüyor. Anlaşılan Firavun’un bazı büyücüleri, bu samimi sözlerden etkilendiler ve yapacakları gösteri konusunda isteksizliğe, tereddüde kapıldılar.
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî, Hz. Musa’nın 61. Ayetteki hitabını şu açılardan değerlendirir:
Şefkat ve Uyarı: Râzî’ye göre Musa (a.s), söze bir düşman gibi değil, onları büyük bir felaketten kurtarmak isteyen bir mürşid gibi başlar. "Yazıklar olsun size" (Veyleküm) ifadesi, aslında bir bedduadan ziyade, içinde bulundukları yanlış yolun sonuna dair duyulan üzüntü ve sert bir uyarıdır.
Allah’a İftira Etmek: Sihirbazların, el çabukluğu ve illüzyonla yaptıkları işleri "tanrısal bir mucize" gibi sunmaları veya Allah’ın elçisini büyücü olmakla suçlamaları, Râzî tarafından "en büyük yalan/iftira" olarak nitelendirilir.
Râzî, buradaki azabın şiddetine vurgu yapar. Eğer bu yalanlarında direnirlerse, Allah’ın onları sadece cezalandırmayacağını, dünyadaki izlerini bile sileceğini (istisâl) ifade eder. Bu, mucize karşısında inatlaşmanın toplumsal helaka yol açacağı uyarısıdır.
Râzî 62. ayeti tefsir ederken, hakikatin karşısında şüpheye düşenlerin iç dünyasını şöyle tahlil eder:
Sözün Etkisi: Râzî der ki: "Musa’nın (a.s) 61. ayetteki o vakur ve kararlı duruşu, sihirbazların kalbine korku saldı." Sihirbazlar, bir sihirbazın asla bu kadar kendinden emin ve tehditkar (ilahî bir güce dayanarak) konuşamayacağını fark ettiler.
Görüş Ayrılığı (Tenâzu'): Ayette geçen "Tartıştılar" ifadesi, sihirbazlar arasında büyük bir fikir ayrılığı çıktığını gösterir. Râzî’ye göre bir kısmı, "Bu adamın söyledikleri sıradan bir sihirbazın sözlerine benzemiyor" derken, diğerleri Firavun’un baskısıyla direnmeyi savunmuştur.
Gizli Fısıldaşma (Necvâ): Râzî, sihirbazların neden gizli konuştuğuna dair iki ihtimal üzerinde durur:
Halkın, sihirbazların kendi aralarında şüpheye düştüğünü anlayıp moralinin bozulmasını engellemek.
Musa’nın gerçekten bir peygamber olup olmadığını teknik olarak tartışmak (zira gerçek bir sihirbaz, başka bir sihrin hilesini hemen anlar, ancak Musa’nınki hileye benzemiyordu).
Tefsir-i Kebir’de bu iki ayet arasındaki ilişki şöyle kurulur: 61. ayet "Hakk'ın ilanı", 62. ayet ise "Batılın sarsılmasıdır." Musa (a.s) sadece hitabetiyle bile rakibinin saflarında bir çözülme başlatmıştır. Râzî, sihirbazların daha mucizeyi görmeden, Musa'nın sözlerindeki heybetten dolayı sarsıldıklarını, bunun da peygamberliğin manevi gücünden kaynaklandığını belirtir.
TEFSİRİ KEBİR