Rusya için işler pek de yolunda gitmiyor

Kremlin’i endişelendiren sadece Ukrayna’daki ilerleyişinin durması ve ekonomik sıkıntılar değil. Uzaklardaki “yakın çevre” de endişe kaynağı.

Dimitar Bechev’in al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber için tercüme edilmiştir.


Moskova’da her yıl düzenlenen Zafer Bayramı Geçit Töreni, iki amaca hizmet ediyor. Bu tören, hem Rusya halkına hem de eski Sovyetler Birliği’ndeki Kremlin’in hedef kitlesine şanlı geçmişi hatırlatıyor. Her yıl 9 Mayıs’ta sergilenen bu güç gösterisi, Rusya’nın jeopolitik durumunun bir göstergesi niteliğinde.

Geçen yıl, Sovyetlerin Nazi Almanyası'na karşı kazandığı zaferin 80. yıldönümünde, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in yanında dünyanın dört bir yanından gelen yabancı devlet adamları yer aldı: Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inacio Lula da Silva, Slovakya Başbakanı Robert Fico, Sırbistan'dan Aleksandar Vucic, Venezuela'dan Nicolas Maduro, Mısır'dan Abdel Fattah el-Sisi ve Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas.

Bu yılki katılımcı listesi çok daha sönük kaldı. Belarus, Kazakistan, Laos, Malezya ve Özbekistan’dan liderler katıldı – Sırp Cumhuriyeti, Abhazya ve Güney Osetya da renk kattı – ancak Hindistan veya Çin gibi ağır toplar yoktu.

Rusya'nın yeni çok kutuplu dünya düzeninin kilit unsuru olduğu söylemi bugün biraz boş geliyor, zira Ukrayna'nın insansız hava araçlarıyla saldırı yapmasından korkulduğu için geçit töreninde ağır silahlar sergilenmedi. Üstelik ABD Başkanı Donald Trump, Moskova ile Kiev arasında sağlanan üç günlük ateşkesi kendi başarısı olarak gösterdi.

Bu yılki geçit töreninin nispeten sıkıcı geçmesi, Rusya'nın şu anki durumu hakkında çok şey anlatıyor. Kâğıt üzerinde her şey yolunda gidiyor. Trump, Kiev'in büyük tavizler vermesi pahasına olsa bile, Ukrayna'daki savaşı dondurma fikrini tamamen terk etmedi. Mevcut ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi, Avrupa'nın “woke” politikalarını sert bir şekilde eleştirirken, Rusya ile “stratejik istikrar” çağrısında bulunuyor.

Bu arada İran’a karşı sonuçsuz kalan savaş, ABD’nin askeri gücünün sınırlarını ortaya koydu. Petrol fiyatları sıçradı; bu durum Rusya’nın kasasını doldurdu ve mali dengesini iyileştirdi. Üstelik Trump, küresel arzı artırmak amacıyla bazı Rus petrolüne uygulanan yaptırımları kaldırdı. Bu arada Avrupalılar, Moskova ile görüşmek istediklerini ima ediyorlar.

Gerçekte ise hava karamsar. Kremlin, sözde özel askeri operasyon (SVO) adı verilen bu kıyım makinesine ne kadar para, malzeme ve insan hayatı atarsa atsın, Rusya'nın Ukrayna'daki savaş çabaları tıkanmaya devam ediyor. Ukrayna insansız hava araçları, Rusya'nın iç kesimlerine kadar ulaşarak, Kızıl Meydan'ın bile hava saldırılarından muaf olmadığını gösterdi.

Trump, Putin'i ikna etmeye olan ilgisini kaybetti. Macaristan Başbakanı Viktor Orban'ın ayrılmasıyla Avrupa Birliği saflarını sıklaştırdı. Rusya'da ise ekonomik büyüme, 2024'teki yüzde 4'ten bu yıl için tahmin edilen yüzde 1'in biraz üzerine düşmüştür.

Uzun vadeli kalkınma, verimlilik artışı ve teknolojik inovasyon beklentileri parlak değildir. Rus elit kesiminde mütevazı hoşnutsuzluk belirtileri vardır. Anketörlere göre, Putin'in tavan yapan popülerlik oranları bile hafifçe düşmüştür.

Moskova ve diğer büyük şehirlerde mobil internetin kısıtlanması büyük bir hayal kırıklığı yarattı. 1941-1945 Büyük Vatanseverlik Savaşı’nın görkemli bir tekrarı olarak sunulan SVO’nun, o savaştan daha uzun sürmesine ve sonunun görünmemesine Rusların şaşkınlık duyması anlaşılabilir bir durumdur. Putin’in Cumartesi günü “meselenin” sona ermek üzere olduğunu söylemek zorunda hissetmesi hiç de şaşırtıcı değil.

Kaynaklarını Ukrayna’ya yoğunlaştırmış olsa da, Rusya hâlâ “yakın çevre” olarak adlandırdığı bölgede de savunma pozisyonunda. Geçtiğimiz hafta, Avrupa’nın bu bölgede ivme kazandığını gösterdi.

Pazartesi günü Ermenistan, Avrupa liderlerinin bir araya geldiği Avrupa Siyasi Topluluğu (EPC) yıllık zirvesine ev sahipliği yaptı. Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy de zirveye katıldı. Bir zamanlar Moskova’nın sadık müttefiki ve Rusya liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü ile Avrasya Ekonomik Birliği üyesi olan Erivan, artık Batı ile ilişkilerini güçlendiriyor.

Avrupa Siyasi Topluluğu, pan-Avrupalı bir sohbet kulübü olarak görmezden gelinse bile – ya da Kanada Başbakanı Mark Carney'nin de katıldığı göz önüne alındığında belki de transatlantik bir kulüp olarak – gözlemciler, bunun ardından ilk AB-Ermenistan zirvesinin yapıldığı gerçeğini görmezden gelemezler. Bu yüksek profilli toplantı, Erivan'ın geleceğini AB'de gördüğünü açık bir şekilde ortaya koydu. Stratejik olarak, Ukrayna, Moldova ve Gürcistan üçlüsüne katılmayı hedefliyor.

AB de buna karşılık veriyor: Zirvede Ermenistan’a 2,5 milyar avroya (2,95 milyar dolar) varan yatırımlar; enerji, ulaşım ve dijital altyapı alanlarında işbirliği ve vize serbestîsi konuları ele alındı.

Buna paralel olarak, hem Ermenistan hem de Azerbaycan Trump yönetiminin desteğini kazanmaya çalışıyor. İki ülke, ilişkilerin normalleşmesine doğru ilerlerken ABD'yi barış arabulucusu olarak memnuniyetle karşıladı. Ağustos ayında Beyaz Saray'da Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ve Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, barışı arama sözü veren ortak bir bildiri imzaladı.

Şubat ayında JD Vance, Erivan'ı ziyaret eden ilk görevdeki ABD başkan yardımcısı oldu ve ardından Bakü'ye geçti. Ermeniler ve Azeriler, Azerbaycan'ın ana toprakları ile (Aliyev ailesinin kökeninin bulunduğu) Nahçıvan eksklavı arasında uzanan Zengezur koridorunun açılması konusunda müzakere ediyorlar. Projenin bir adı var: Uluslararası Barış ve Refah için Trump Rotası.

Kısacası, ABD, Paşinyan ve Aliyev'in yardımıyla Rusya'nın arka bahçesinde birkaç puan kazandı. Moskova, eski bir uydu devletinin kucaklamasından uzaklaşmasını kenardan izliyor. Ermenistan'ın komşularına açılması ve onlarla bağlantı kurması, entegrasyon yanlısı gündemlerine yarar sağladığı için AB ve Türkiye de bundan faydalanacak.

Elbette bu, Ermenistan’ın Rusya’dan Batı’ya öylece geçebileceği anlamına gelmez. Moskova, Ermenistan ekonomisinde hâlâ pay sahibi ve dolayısıyla siyasi bir etki gücüne sahip.

Bu durum, Haziran ayında yapılacak genel seçimlerde ortaya çıkacak. Seçimlerde Paşinyan'ın Sivil Sözleşme partisi, eski Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan'ın Ermenistan İttifakı ve Rus-Ermeni milyarder Samvel Karapetyan ile bağlantılı Güçlü Ermenistan partisi ile karşı karşıya gelecek. Hem Koçaryan hem de Karapetyan'ın Moskova ile güçlü bağları var.

Kamuoyu, ilişkilerin çeşitlendirilmesinden yana ancak tamamen kopulmasından yana değil. Bu, Batı ile ilişkileri derinleştirmeye odaklanmasına rağmen Paşinyan'ın da paylaştığı pragmatik bir tutumdur.

Rusya, Ermenistan'ı Azerbaycan'a karşı destekleyip Dağlık Karabağ bölgesinin kaybını önleyemedi ya da bunu yapmakta isteksiz davrandı; Ermenilerin başka yerlerde ittifak aramaları haklıdır. Ancak Azerbaycan ile bir barış antlaşması ve Türkiye ile tam bir normalleşme olmadan, dikkatli davranmak ve köprüleri yakmamak gerekir.

Ermenistan yönetimi, olumlu ilişkiler içinde olduğu komşu İran’ı da hesaba katmak zorundadır. ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın tırmanması, sınır ötesi enerji ticaretini tehdit edebilir.

Putin, Ermenistan ve Azerbaycan’ın Cumartesi günkü geçit törenine katılmasını çok isterdi. Aynı durum, 2025 parlamento seçimlerinde AB yanlısı güçlerin galip geldiği Moldova için de geçerlidir. Ya da Kremlin tarafından olumlu karşılanan otoriter eğilimli Gürcü Rüyası partisinin iktidarında olmasına rağmen Rusya ile hâlâ diplomatik ilişkisi bulunmayan Gürcistan için de durum aynı.

Bu ülkelerin gelecek yıl törene katılma ihtimali de zayıf. Kazakistan ve Özbekistan bile, yıllardır yaptıkları gibi, muhtemelen son dakikaya kadar katılımlarını teyit etmeyecekler.

Günümüzde Rusya’nın yakın çevresi, yakın olmaktan çok uzak sayılabilir.

* Dimitar Bechev, Carnegie Europe'da kıdemli araştırmacı ve Oxford Üniversitesi St Antony's Koleji'nde “Değişen Dünyada Avrupa” Dahrendorf Programı'nın direktörüdür.

Çeviri Haberleri

Direnişin gücü: Palestine Action
Modern psikoloji, soykırımcı bir orduyu nasıl 'ahlaki olarak yaralı' bir orduya dönüştürüyor?
Ticaret anlaşmazlıkları, Tayvan ve İran sorunu: ABD ile Çin bir uzlaşmaya varabilir mi?
Soykırım döneminde kira ödemenin zorluğu
Yasa uygulamasının sınırları ile hukuka aykırı el koyma arasındaki çizgi nerede?