Peter Oborne’un Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Efsane oluşturma süreci başladı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’ın müttefikleri, onun ülkesi için elinden geleni yapan dürüst bir adam olduğunu; cesur ve ilkeli bir siyasetçi olarak kahramanca çabalarıyla İşçi Partisi’ni batmaktan ve unutulmaktan kurtardığını iddia ediyorlar.
Yakın müttefiki İşçi Partisi Milletvekili Luke Akehurst’un sözleriyle, Starmer “Corbyn döneminin sonunda antisemitizm ve aşırılıkçılıkla ahlaki açıdan zedelenmiş, parçalanmış bir parti olan İşçi Partisi’ni ezici bir zafere taşıyarak, birçok kişinin imkânsız dediği şeyi başardı.”
Starmer ise Pazartesi günü Downing Street’in merdivenlerinde, İngiltere’nin “ahlak, saygı ve hukukun üstünlüğünü” savunan bir ülke olarak itibarını yeniden kazanmış halde görevinden ayrıldığını övünerek dile getirdi.
Bunun sadece küçük bir kısmı bile doğru olsaydı, Starmer görevinden uzaklaştırılmak zorunda kalmazdı. Ancak durum böyle değil.
Starmer kendini solcu biri olarak gösterdi, ardından daha sıkı göçmenlik kontrolleri olmadan ülkenin “yabancıların adası”na dönüşme riski taşıdığı uyarısında bulunarak Enoch Powell’ın söylemlerini İngiliz siyasetinin ana akımına geri getirdi.
Peter Mandelson’ı Washington büyükelçisi olarak atayarak, sokakların ahlakını hükümetin içine taşıdı.
Mandelson’ın pedofil finansçı Jeffrey Epstein ile olan dostluğuna dair utanç verici ayrıntılar kamuoyuna sızdığında, Starmer hatasının sorumluluğunu üstlenmedi.
Bunun yerine, başkalarına, özellikle de Dışişleri Bakanlığı daimi müsteşarı Olly Robbins’e saldırdı. Starmer, kendisine bilgi vermediği gerekçesiyle Robbins’i karaladı ve ardından onu görevden aldı.
Manipülasyon ve aldatma
Starmer’ın Pazartesi sabahı, Britanya’ya “ahlak, saygı ve hukukun üstünlüğünü” geri kazandırdığını iddia etmesi, alaycı ve açık bir yalandır.
Muhalefet lideri olarak Starmer, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Gazze’ye uyguladığı, sivil nüfusa su ve yakıt verilmemesi yoluyla toplu cezalandırma politikasına – ki bu bir savaş suçudur – desteğini açıkça ortaya koydu.
Downing Street’e geldikten sonra Starmer, Birleşmiş Milletler’in ve akademisyenlerin çoğunluğunun artık bir soykırım olarak değerlendirdiği eylemleri gerçekleştiren İsrail’i silahlandırmaya devam etti.
İnanılmaz bir şekilde, görevinden ayrılırken İsrail’i hiçbir zaman savaş suçu işlemekle suçlamadı.
Starmer, jüri yargılamasını zayıflattı. Göçmenlere saldırdı. Hukukun üstünlüğünü savunmaktan çok uzak bir tutum sergileyerek, özellikle de terör tanımını “Palestine Action” destekçilerini de kapsayacak şekilde genişlettiğinde, İngiliz adalet sistemine yeni bir otoriterlik getirdi.
İki yıldan az bir süre önce göreve gelirken vaat ettiği gibi kamu hizmetlerini yeniden düzene sokmak yerine, giysi, tasarımcı gözlükleri ve hatta zengin bir arkadaşına ait bir dairenin kullanım hakkı dâhil olmak üzere çeşitli hediyeler kabul ettiği ortaya çıktı.
Artık itibarını yitirmiş eski genel sekreteri Morgan McSweeney’in tavsiyesiyle hareket eden Starmer, manipülasyon ve aldatma siyasetinde bir uzmandı.
Altı yıl önce, eski lider Jeremy Corbyn’in arkadaşı ve solun adayı olarak görünerek İşçi Partisi liderliği için aday oldu. Geleneksel parti üyelerinin gözüne girmek için liderlik manifestosunda 10 taahhütte bulundu; ancak kazandıktan sonra bu taahhütleri yırtıp attı.
Ağır bir ihanet eylemiyle Corbyn ve destekçilerine acımasızca sırtını döndü ve onları partiden kovdu. Böylelikle Starmer, İşçi Partisi’ni böldü ve Zack Polanski’nin Yeşiller Partisi’nin yükselişi için zemin hazırladı.
Farklı bir siyaset türü
Bu arada Starmer, Reform Partisi seçmenlerini geri kazanmak amacıyla izlediği stratejinin bir parçası olarak İşçi Partisi’ni sağa kaydırdı. Yine de, haberlere göre düşüşünden hâlâ başkalarını sorumlu tutuyor.
Politics UK, bir İşçi Partisi kaynağının şu sözlerini aktardı: “Partiyi seçilebilir hale getirmek için çocuklarının ergenlik yıllarının büyük bir kısmını feda etmek de dâhil olmak üzere her şeyini İşçi Partisi’ne adadı. Özellikle kendisine sadık olduğuna inandığı kişiler tarafından derinden ihanete uğradığını hissediyor.”
Starmer başkalarını suçlamamalı. Başbakan olarak başarısızlığını anlamak istiyorsa, aynaya bakması yeter.
Artık Starmer’ın halefi olarak kesinleşen Andy Burnham, görevden ayrılan liderin hatalarından acilen ders çıkarmalıdır. Mandelson’dan derinden etkilenen Starmer, bir politikacının iktidara gelmek için yalan söylemesi gerektiği şeklindeki Blairci inancı miras almıştı.
Starmer, İşçi Partisi’nin sol kanadına sırtını dönüp bunun yerine milyarderlerle yakın ilişkiler kurarak eski Başbakan Tony Blair’i taklit etmeye çalıştı. Bu, İngiltere’nin aşırı sağcı medyasıyla, özellikle de Murdoch basınıyla ittifaklar kurmak anlamına geliyordu – bu da bir başka hataydı.
Bu stratejiler Blair için iyi sonuç vermişti. Ancak Starmer için felaketle sonuçlandı.
Burnham yakında Downing Street’te olacak. Başarılı olabilir ve İngiltere’yi seven herkes onun başarılı olmasını umacaktır. Ancak ancak farklı bir siyaset tarzına dönerek başarılı olabilir.
Bir şansı var çünkü en paradoksal şekilde, Starmer ve Blair’in aksine, o doğuştan büyükşehir elitinin bir üyesi değil. 1970’lerdeki Harold Wilson gibi, Burnham da kuzeyden geliyor. Babası telefon mühendisi, annesi ise resepsiyonistti.
Burnham, Manchester belediye başkanı olarak büyük bir başarı sergilemiştir. Sıradan insanların çıkarları doğrultusunda yönetmeyi ve milyarderlerin çıkarlarını gözetmemeyi; dürüstlüğünü korumayı, ikna edici sözlere direnmeyi ve kendisi gibi kalmayı unutmadığı sürece, Burnham pek çok kişinin başarısız olduğu bir alanda başarılı olma şansına sahiptir.
Mantıklı düşünen herkes onun yanında olmalı. İngiltere’nin artık saygın bir başbakana sahip olmasının zamanı geldi – ve buna hiç bu kadar çok ihtiyaç duymamıştık.
* Peter Oborne’un yeni kitabı “Complicit: Britain's Role in the Destruction of Gaza” (Suç Ortağı: Gazze’nin Yıkımında İngiltere’nin Rolü), kısa süre önce Or Books tarafından yayımlandı. Oborne, 2022 ve 2017 yıllarında en iyi yorum/blog yazarı ödülünü kazandı ve Middle East Eye için yazdığı makalelerle 2016 yılında Drum Online Media Awards'ta yılın serbest yazarı seçildi. Ayrıca 2013 yılında British Press Awards'ta Yılın Köşe Yazarı ödülüne layık görüldü. 2015 yılında Daily Telegraph'ın baş siyasi köşe yazarı görevinden istifa etti. En son kitabı, Mayıs ayında Simon & Schuster tarafından yayınlanan “The Fate of Abraham: Why the West is Wrong about Islam” (İbrahim’in Kaderi: Batı’nın İslam Hakkında Neden Yanıldığı) adlı eserdir. Önceki kitapları arasında “The Triumph of the Political Class” (Siyasi Sınıfın Zaferi), “The Rise of Political Lying” (Siyasi Yalanların Yükselişi), “Why the West is Wrong about Nuclear Iran” (Batı’nın Nükleer İran Konusunda Neden Yanıldığı) ve “The Assault on Truth: Boris Johnson, Donald Trump and the Emergence of a New Moral Barbarism” (Gerçeğe Saldırı: Boris Johnson, Donald Trump ve Yeni Bir Ahlaki Barbarlığın Ortaya Çıkışı) yer almaktadır.