"Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitmekteyim ve görmekteyim"

“Dediler ki: Ey rabbimiz, Firavun´un bize karşı aşırı davran­masından veya daha da azmasından korkarız. Dedi ki: "Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitmekteyim ve görmekteyim."

“Dediler ki: Ey rabbimiz, Firavun´un bize karşı aşırı davran­masından veya daha da azmasından korkarız. Dedi ki: "Korkmayın, çünkü ben sizinle birlikteyim; işitmekteyim ve görmekteyim." (Taha: 45-46)

 İkisi dediler ki, Rabbim Onun bize azgınlık yapmasından, kötülük yapmasından korkuyoruz. Zaten bu Firavun bizim neslimizi yok etmiş, bizim ailemize olmadık zulümleri, işkenceleri reva görmüş, toplumumuzu köleleştirmiş,  yeryüzünde eşi benzeri görülmemiş bir zalimdir O. Onun için biz korkuyoruz diyerek her ikisi de korkmaya, korkularını izhâr etmeye başladılar.

“Taşkınlık” ilk aşamada hemen yapılan kötülük anlamına gelir. “Azgınlık” ise taşkınlıktan da işkenceden de daha geniş kapsamlı bir kavramdır. O günlerin zorba Firavunu bu kötülüklerin herhangi birini ya da her ikisini birlikte yapmaktan çekinmeyecek derecede azıtmış bir canavardır.

Yüce Allah hemen onlara kesin cevabını yetiştiriyor. Her türlü korkuyu ve endişeyi silen bir cevaptır bu. Okuyalım:

“Allah onlara dedi ki; ‘Korkmayız, ben sizinle beraberim; ben her şeyi işitir, her şeyi görürüm.”

Ben sizin yanınızdayım. Ben ki, güçlü, kahredici, yüce ve uluyum. Ben ki, kullarımın üzerinde ezici bir egemenliğe sahibim. Ben ki bütün evreni, canlıları, fertleri ve nesneleri sadece bir “ol” direktifi ile yaratanım. İşte bu sıfatlarımla sizin yanınızdayım. Aslında bu kısa ve kesin güvence yeterlidir. Fakat yüce Allah onların güvenini pekiştirmeyi uygun görüyor. Bunun için desteğini somut bir gerekçeyle perçinliyor. Tekrar okuyalım:

“Ben her şeyi işitir, her şeyi görürüm.”

Firavun sizi karşısında görünce istediği kadar parlasın, taşkınlık yapsın, azıtsın; ne yazar, ne yapabilir, elinden ne gelir? Her şeyi işiten, her şeyi gören yüce Allah onlarla birlikte olduktan sonra o kim oluyor?

FİZİLALİL KUR’AN

Râzî, bu ayetlerin tefsirinde özellikle "peygamberlerin korkusu" ve "Allah’ın onlarla beraber olması" kavramları üzerinde durur:

1. Peygamberlerin Korkusu (Beşeri mi, Şer’i mi?)

Râzî, Hz. Musa ve Hz. Harun’un "Korkuyoruz" demesini iki açıdan açıklar:

İşkence Korkusu: Firavun’un kendilerine ağır işkenceler yapmasından veya kendilerini hemen öldürerek tebliğ görevini engellemesinden endişe etmişlerdir.

Öfke Kontrolü: Ayette geçen "en yefruta aleynâ" (bize karşı aşırı gitmesi) ifadesi, Firavun'un delilleri dinlemeden, ani bir öfkeyle üzerlerine çullanması anlamına gelir. Râzî’ye göre bu korku, onların peygamberlik makamına aykırı değildir; aksine insan olmalarının bir gereğidir.

2. "Ben Sizinle Beraberim" (Maiyyet İlahi)

ayetteki "Sizinle beraberim" ifadesi, Râzî tarafından "Özel Koruma ve Yardım" olarak yorumlanır. Allah’ın herkesle beraber olması (İlmiyle kuşatması) genel bir durumken, buradaki beraberlik şunları kapsar:

Zafere Ulaştırma: Firavun’un onlara zarar vermesini engelleme garantisi.

Kalp Metaneti: Korkunun yerine güven ve cesaretin verilmesi.

3. "İşitirim ve Görürüm" Sırrı

Râzî, bu iki sıfatın zikredilmesinin hikmetini şöyle açıklar:

Görmek: Firavun’un onlara yönelik her türlü saldırgan hareketini ve fiziksel hamlesini müşahede etmesi.

İşitmek: Firavun’un söyleyeceği kötü sözleri, tehditleri ve Musa’nın (a.s) ona karşı getireceği delilleri duyması.

Râzî der ki: "Eğer bir hükümdarın koruması altında olan birine, o hükümdar 'Ben senin yanındayım, her şeyi görüyor ve duyuyorum' derse, o kişi artık kimseden korkmaz. Kainatın yaratıcısı bunu söylediğinde ise korkunun zerresi kalmamalıdır."

Kelami ve İşari Boyut

Tefsir-i Kebir'de şu önemli çıkarım yapılır: Allah, peygamberlerine "korkmayın" derken aslında onlara İlahi bir zırh giydirmektedir. Buradaki "işitme ve görme" vurgusu, Allah'ın olaylara sadece seyirci kalmadığını, müdahale edici (Fail-i Mutlak) olduğunu gösterir.

TEFSİRİ KEBİR

Kur'an Haberleri

Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni zikretmede gevşek davranmayın
"Size, onu bakıp yetiştirecek birini buluvereyim mi?"
"Andolsun, biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk”
"Böylece Seni çok tesbih edelim ve seni çok zikredelim."
“Bir de ailemden birini bana vezir yap. Kardeşim Harun'u”