وَاتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللّٰهِ اٰلِهَةً لِيَكُونُوا لَهُمْ عِزًّاۙ ﴿٨١﴾
81- İzzet umuduyla Allah´tan başka ilahlar edindiler.
كَلَّاۜ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا۟ ﴿٨٢﴾
82- Hayır! Bilakis, tapındıkları ilahlar, ibadetlerini inkâr edecekler ve aleyhlerine dönüp düşman olacaklardır.
Yüce Allah’ın ayetlerini inkâr ederek O’nun dışında ilahlar edinen bu sapıklar, taptıkları bu düzmece ilahlardan üstünlük, onur ve zafer bekliyorlar. Bu kâfirler arasında bu amaçla meleklere ve cinlere tapanlar, onların desteği ile güç kazanacaklarını umanlar vardır. Fakat bu beklentileri boşunadır. Çünkü gerek melekler ve gerekse cinnler onların tapınmalarını reddedecekler, kulluk yaklaşımlarını geri çevirecekler ve yüce Allah’ın huzurunda bu iddialarla hiçbir ilgileri olmadığını belirteceklerdir. Okuduğumuz ayetlerden birinin deyimi ile bu ilahlaştırma sapıklığına dönük ilgisizliklerini “onlara karşı çıkarak” açığa vuracaklar, yüce Allah’ın huzurunda aleyhlerinde tanıklık edeceklerdir.
Ve yarın bu tanrıları onların kendilerine yaptıkları ibadetlerini, teslimiyetlerini, kulluklarını reddedecekler, inkâr edecekler ve kendilerine düşman kesilecekler. Bu alçakların kulluk yaptıkları gerek dünyada kendilerini hiç duymayan putlar, cansız varlıklar, gerekse onlara hiçbir şey sağlamaya güçleri yetmeyen kendileri gibi âciz insanlar, tapındıkları, yasalarını uyguladıkları tâğutlar, gerekse kendilerine dua edip yalvardıkları, sığınmaya çalıştıkları ölmüş sâlih kişiler kıyâmet günü onlardan teberrî edip uzaklaşacaklar. Onların kendilerine kulluklarını ret edecekler.
BASAİRUL KUR’AN
Râzî, bu ayetleri şu şekilde açıklar:
Râzî 81. ayeti tefsir ederken müşriklerin psikolojisini ve beklentilerini masaya yatırır:
Râzî'ye göre insanoğlu tabiatı gereği acizdir ve kendisini güçlü kılacak, koruyacak bir merci arar. Müşrikler, putlara taparken onların kendilerine dünyada yardım edeceğine, düşmanlarına karşı zafer kazandıracağına ve ahirette şefaatçi olacağına inanmışlardır.
Râzî burada kelami bir vurgu yapar: Gerçek "izzet" (üstünlük ve güç) ancak mutlak kudret sahibi olan Allah'ın katındadır. Kendi varlığı bile başkasına muhtaç olan (yaratılmış) bir varlıktan izzet beklemek, temeli olmayan bir binaya sığınmak gibidir.
Bu ayet, insanların sadece taştan putlara değil; makam, mevki veya güç sahibi insanlara da "ilahlık" derecesinde bağlanmalarının temelinde yatan "izzet ve statü kazanma" hırsını eleştirir.
Râzî, 82. ayeti bir önceki ayetteki beklentinin tam tersi bir sonucun ("hayır" edatı ile) ortaya çıkışı olarak açıklar:
Râzî der ki; kıyamet günü Allah o cansız putlara veya kendisine tapılan varlıklara can ve konuşma kabiliyeti verecektir. Onlar da: "Biz bunların bize taptığından haberdar değildik" veya "Bize tapmadılar, kendi hevalarına taptılar" diyerek müşrikleri yalanlayacaklardır.
Ayette geçen "zıddan" ifadesi üzerinde Râzî titizlikle durur. Müşriklerin "yardımcı ve şefaatçi" (dost) olarak gördüğü varlıklar, tam tersine onlara "düşman ve hasım" kesileceklerdir.
Yardım yerine azap: Kendilerinden şefaat beklenenler, onların aleyhinde şahitlik yapacaklardır.
İzzet yerine zillet: Dünyada onlarla şeref bulacağını sananlar, onların huzurunda en büyük aşağılanmayı yaşayacaklardır.
Râzî şu hikmetli sonucu paylaşır: Allah'tan başkasından medet uman her kul, umduğu şeyin hayal kırıklığını yaşamakla cezalandırılır.
TEFSİR-İ KEBİR