Jasim Al-Azzawi’nin Middle East Monitor’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.
Cumartesi gecesi İran’ın İsrail’in Dimona nükleer tesisinin yakınlarına düzenlediği füze saldırısı, iki ülke arasındaki gölge savaşta yaşanan dramatik bir tırmanıştan çok daha fazlasıydı. Bu olay, İsrail’in on yıllardır sürdürdüğü “nükleer belirsizlik” politikasının ne kadar kırılgan olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Bu strateji, ülkenin nihai caydırıcılığı konusunda düşmanlarını belirsizlik içinde tutarken, nükleer silahların yayılmasına uzun süredir karşı çıkan müttefikleriyle doğrudan çatışmayı önlemek amacıyla tasarlanmıştı.
Füzeler reaktörden sadece 14 kilometre uzağa düştü, yakındaki binalara hasar verdi ve en az 20 kişiyi yaraladı. Tesisin kendisi zarar görmedi, ancak bunun sembolizmi çok açıktı: Başbakan Binyamin Netanyahu, sadece bir gün önce İran'ın füze kapasitesinin “yok edildiğini” ilan etmesine rağmen, İran İsrail'in en hassas tesisine ulaşma kabiliyetini göstermişti.
Sembolik ağırlığı olan bir misilleme
Saldırı, sadece bir gün önce İran’ın Natanz nükleer zenginleştirme tesisine yönelik İsrail-ABD saldırılarına yönelik bir misilleme niteliğindeydi. Tahran Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Majid Musawi, saldırıyı “göze göz” olarak nitelendirerek “yaklaşan sürprizler” konusunda uyarıda bulundu. Mesaj açıktı: İran, reaktörü vurmasa bile İsrail’in nükleer altyapısını tehdit edebilirdi. İsrail için bu olay bir kâbus senaryosudur. Dimona, 1950’lerden beri gizlilikle örtülü olan nükleer programının uzun süredir merkezinde yer almaktadır. Tesis, bir tekstil fabrikası kisvesi altında Fransız yardımıyla inşa edilmiştir. Amerikalı müfettişler netlik talep ettiğinde, İsrailli yetkililer kaçamak cevaplar vermiştir. “Tekstil” hikâyesine şüpheyle yaklaşan Başkan John F. Kennedy, müfettiş gönderilmesinde ısrar etti. On yıllardır dolaşan söylentilere göre, Başbakan David Ben-Gurion, Kennedy'nin ısrarını tahammül edilemez buldu; hatta bazı komplo teorisyenleri, kanıt olmaksızın, Kennedy'nin suikastının İsrail'in nükleer programı üzerindeki baskısıyla bağlantılı olduğunu öne sürdü.
Belirsizlik stratejisi
Yaklaşık yetmiş yıldır İsrail, nükleer silahlara sahip olduğunu ne doğrulamış ne de yalanlamıştır. “Amimut” ya da “belirsizlik” olarak bilinen bu kasıtlı muğlaklık politikası, birçok amaca hizmet etmiştir. Bu politika, yaptırımları kışkırtmadan ya da Washington ile ilişkileri koparmadan düşmanları caydırmıştır. Ayrıca İsrail’in Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Anlaşması’nın yükümlülüklerinden kaçınırken stratejik üstünlüğünü korumasına imkân vermiştir.
Tahran Hava-Uzay Kuvvetleri Komutanı Majid Musawi, saldırıyı “göze göz” olarak nitelendirerek “yaklaşan sürprizler” konusunda uyarıda bulundu. Mesaj açıktı: İran, reaktörü vurmasa bile İsrail’in nükleer altyapısını tehdit edebilirdi.
Nükleer silahların yayılmasını önleme anlaşması
Bu belirsizlik, 1986 yılında Dimona'da teknisyen olarak çalışan Mordechai Vanunu'nun, İsrail'in nükleer silahlarının ayrıntılarını Londra'daki Sunday Times gazetesine ifşa etmesiyle ortadan kalktı. Vanunu'nun ifşaatları, İsrail'in düzinelerce, belki de yüzlerce savaş başlığına sahip olduğunu gösteriyordu. Vanunu, Roma'da Mossad ajanları tarafından kaçırıldı, İsrail'de yargılandı ve 18 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ancak ifşaatları, İsrail'in nükleer yeteneklerine ilişkin küresel algıyı kalıcı olarak değiştirdi.
Tehdit altındaki bir reaktör
Cumartesi günkü saldırı, savaş zamanında nükleer tesislerin ne kadar savunmasız olduğunu ortaya koyuyor. Dimona’daki reaktör vurulmamış olsa da, füzelerin bu kadar yakın mesafeden atılmış olması, İran’ın – ya da başka bir düşmanın – reaktörü doğrudan hedef alması durumunda neler olabileceği konusunda soru işaretleri oluşturuyor. Bir nükleer reaktöre yönelik bir saldırı, bölge genelinde radyasyon yayılmasına yol açarak İsrail sınırlarının çok ötesine uzanan bir felakete neden olabilir. İsrail, Demir Kubbe ve Ok önleyicileri dâhil olmak üzere füze savunma sistemlerine büyük yatırımlar yaptı. Ancak İran’ın bu savunmaları aşıp Dimona’ya bu kadar yakın bir noktaya saldırabilmesi, İsrail’in kalkanının aşılmaz olmadığını gösteriyor.
Bölgesel yankılar
İran için bu saldırı, direncini ve yeteneğini gösteren bir gösteriydi; İsrail’in iddialarına rağmen füze cephaneliğinin sağlam kaldığını göstermeyi amaçlıyordu.
Saldırının Orta Doğu'da yankı bulması muhtemeldir. Son yıllarda İsrail ile ilişkilerini normalleştiren Körfez ülkeleri, nükleer tesisleri tehdit altında olan bir ülkeyle çok yakın ilişkiler kurmanın risklerini yeniden gözden geçirebilir. İran için bu saldırı, İsrail'in iddialarına rağmen füze cephaneliğinin sağlam kaldığını göstermek amacıyla yapılan bir direnç ve yetenek gösterisiydi. Washington için bu olay, on yıllardır korumaya çalıştığı hassas dengeyi hatırlatıyor: İsrail'in güvenliğini desteklerken nükleer silahların yayılmasına karşı çıkmak. Amerika Birleşik Devletleri, İran’ı kendi nükleer emellerinden vazgeçmesi için baskı uygularken bile, İsrail’in nükleer silahlarını hiçbir zaman kamuoyuna açıkça kabul etmemiştir.
Tarihsel yankılar
Dimona saldırısı, nükleer tesislerin dokunulmaz hedefler olarak kabul edildiği Soğuk Savaş döneminin tarihsel yankılarını çağrıştırıyor. İsrail’in programı hakkındaki gizliliği, kısmen stratejik bir gereklilikten ötürü, birbirini izleyen Amerikan yönetimleri tarafından hoş görülmüştür. Kennedy’nin şüpheciliği alışılmadık bir durumdu; daha sonraki başkanlar, istihbarat raporları nükleer silah cephaneliğinin varlığını doğrulasa da, İsrail’in güvencelerini kabul ettiler. Dimona'nın inşasındaki Fransa'nın rolü hâlâ hassas bir konu. 1950'lerde Paris, İsrail ile işbirliğini Orta Doğu'daki bağları güçlendirmenin bir yolu olarak görüyordu. Reaktör Fransız teknolojisiyle inşa edildi ve İsrailli bilim adamları plütonyum üretimini hızla öğrendi.
Olay, İsrail'in nükleer stratejisinin merkezindeki paradoksu ortaya koyuyor: Gizlilik caydırıcılığı korudu, ancak aynı zamanda zayıflıklar da yarattı.
Önümüzdeki yol
Cumartesi günkü saldırının çatışmada yeni bir aşamanın başlangıcı olup olmadığı hâlâ belirsiz. İran’ın “yaklaşan sürprizler” uyarısı, gerginliğin daha da tırmanacağına işaret ediyor. İsrail ise, nükleer altyapısı daha görünür bir hedef haline gelse bile, belirsizlik politikasından vazgeçmesi pek olası görünmüyor. Bu olay, İsrail’in nükleer stratejisinin merkezinde yatan çelişkiyi ortaya koyuyor: Gizlilik caydırıcılığı korumuştur, ancak aynı zamanda zayıf noktalar da yaratmıştır. İsrail, nükleer silahlarını kabul etmeyi reddederek uluslararası denetimden kaçınmıştır. Ancak bu gizlilik, Dimona’yı İsrail’in zayıflıklarını ortaya çıkarmak isteyen düşmanlar için cazip bir hedef haline getirmektedir.
Dimona’da toz dindiğinde, dünyaya nükleer belirsizliğin zırhlı koruma anlamına gelmediği hatırlatılmış oluyor. Reaktörün hemen önüne düşen füzeler bir uyarı atışı olabilir. Bir sonraki saldırı, İsrail’in on yıllardır sürdürdüğü politikanın modern savaşın gerçeklerine dayanıp dayanamayacağını test edebilir.
* Jasim Al-Azzawi, MBC, Abu Dhabi TV ve Aljazeera English gibi çeşitli medya kuruluşlarında haber spikeri, program sunucusu ve yapımcı olarak çalıştı. Önemli çatışmaları takip etti, dünya liderleriyle röportajlar yaptı ve medya dersleri verdi.