İran savaşı neden ABD’nin planlarına göre işlemedi?

​​​​​​​Washington, İran’ın stratejisini yanlış yorumlamaktan uzun süreli bir savaşın maliyetini hafife almaya kadar yedi ölümcül hata yaptı.

Allameh Azizi’nin al Jazeera’de yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


İran ile İsrail arasında yaşanan 12 günlük savaşın ardından yaşanan gelişmeler, gerginliğin azalmasına değil, aksine çatışmanın çok daha geniş bir ölçekte yeniden tanımlanmasına yol açtı. Tahran ile Washington arasında süren çalkantılı müzakereler devam ederken, iki tarafın beklentileri arasındaki uçurum derinleşti. Sonuçta bu uçurum, Beyaz Saray’da iyimser bir değerlendirmeye dayanan bir karara yol açtı: Sınırlı bir çatışmaya girerek İran’ı hızlı bir geri çekilmeye zorlamak.

Ancak savaş alanı bu varsayımı kısa sürede yerle bir etti. Kısa, kontrollü ve yönetilebilir olması beklenen savaş, 40 gün süren bir yıpratma savaşına dönüştü; bu savaş, ABD'nin başlangıçtaki hedeflerine ulaşamamakla kalmadı, aynı zamanda ağır askeri, ekonomik ve siyasi maliyetler de getirdi.

Asıl soru şudur: İlk değerlendirmelerle gerçeklik arasındaki bu derin uçurumun sebebi nedir? Bu soruyu yanıtlamak için, bu makale savaş öncesi yanlış hesaplamalara ve çatışma sırasındaki belirleyici değişkenlere odaklanmaktadır.

1- 12 Gün Savaşı deneyiminin yanlış genelleştirilmesi

Washington, İran’ın İsrail ile yaşadığı kısa süreli savaştaki davranış kalıplarının tekrarlanacağını varsaymıştı; ancak bu kez ABD’nin doğrudan müdahalesi çok daha yüksek düzeydeydi. İran, buna göre tepkisini ayarladı; en dikkat çekici hamlesi ise Hürmüz Boğazı kartını oynamak oldu. 12 Şubat’ta ABD durum odasında yapılan bir toplantıya ilişkin yayınlanan raporlara göre, Genelkurmay Başkanı General Keane, boğazı kapatmanın riskleri konusunda uyarıda bulundu; ancak Trump, generalin değerlendirmesini kabul etmedi ve İran’ın o noktaya gelmeden teslim olacağını varsaydı. Oysa sahada Hürmüz Boğazı, hem ekonomik hem de askeri hesaplamaları altüst eden belirleyici bir faktör haline geldi.

2- İran’ın stratejik yönelimini göz ardı etmek

ABD, İran’ın ana hedefinin hâlâ İsrail olacağını varsayıyordu; ancak bu kez Tahran, bölgedeki ABD üslerine odaklandı. BAE, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Suudi Arabistan ve Ürdün, İran’ın hedef listesine doğrudan alındı.

3- İran’ın askeri ve savunma kapasitelerini yanlış hesaplamak

İran’ın füze teknolojisi, operasyonel hassasiyet ve hava savunma sistemlerindeki kademeli ilerlemeleri, Washington’un hesaplamalarında yeterince dikkate alınmamıştı. ABD, İran’ın hava savunmasının kendi savaş uçaklarını düşürebileceğine veya İran füzelerinin Körfez Arap devletlerinin üslerindeki gelişmiş radarları devre dışı bırakabileceğine inanmıyordu. Savaş alanındaki gelişmeler, İran’ın saldırı ve savunma yeteneklerinde gerçek bir sıçrama olduğunu ortaya çıkardı; bu durum, ABD Hava Kuvvetleri’ne yüksek maliyetler yükledi ve hava üstünlüğünü ciddi şekilde zorladı.

4- İran’ın iç durumuna ilişkin yanlış öngörüler

Washington’un temel varsayımlarından biri, istikrarsızlığın patlak vermesi ya da iç çöküşün yaşanmasıydı. Aralık ayındaki istihbarat raporları onları yanlış yönlendirdi ve Trump’ı, yaygın suikastlar ve halk protestolarının başlamasıyla İran’ın gerekli dirence sahip olmadığına ikna etti. Ancak pratikte, savaş hali toplumsal uyumu artırdı ve direniş ruhunu güçlendirdi. Bunun nedeni, “medeniyet değişkeni”, yani İran toplumundaki tarihsel kimliğin ve davranış kalıplarının rolüdür; bunlar kriz zamanlarında modern aktivizm ve kitlesel sokak hareketleri yoluyla ulusal direnişi şekillendirir. Washington, “ulusal hayatta kalma mücadelesini” “siyasi protestolar” ile karıştırdı.

5- İran yanlısı grupların uyumunu hafife almak

ABD, İran yanlısı grupların marjinal bir rol oynayacağını bekliyordu, ancak bu grupların operasyonel koordinasyonu savaş alanının karmaşıklığını önemli ölçüde artırdı. “İran yanlısı gruplar” ABD’ye karşı birleşik bir cephe oluştururken, NATO Washington’a etkili destek sağlayamadı ve bu durum, maliyetli krizlerle karşı karşıya kaldığında Washington’un geleneksel ittifaklarındaki çatlakları ortaya çıkardı.

6- Artan ulusal ve uluslararası baskı

Savaşın devamı, ABD içinde de muhalefetle karşılandı – eski Trump destekçileri ve Tucker Carlson gibi isimlerin medyada yönelttiği eleştirilerden, sivillere yönelik saldırılara, özellikle de Minab okulundaki trajediye karşı yapılan insan hakları protestolarına kadar; bu durum, ABD dâhil olmak üzere küresel kamuoyunda operasyonun ahlaki meşruiyetini hızla aşındırdı.

Bu arada, savaşın bölgeye yayılması petrol fiyatlarının 120 doların üzerine çıkmasına neden oldu; bu durum, petrolün 200 dolara ulaşacağına dair ciddi endişe ve analizlere yol açarak ABD'li haneler üzerinde ağır bir ekonomik baskı oluşturdu.

Uluslararası arenada, Bahreyn’in önerdiği karar tasarısına Rusya ve Çin’in veto etmesi ve bazı Batılı müttefiklerin bağımsız tutumları, Washington için savaşın siyasi maliyetini önemli ölçüde artırdı.

7 – ABD askeri karar alma yapılarında çatlakların belirtileri

Komuta kademesindeki anlaşmazlıklar giderek şiddetlendi. Savaşın ortasında, Genelkurmay Başkanı ve diğer bazı komutanlar da dâhil olmak üzere üst düzey generallerin yaygın olarak görevden alınması, Pentagon'da büyük bir deprem etkisi yarattı. Bu, basit bir idari yeniden yapılanma değildi; modern askeri doktrindeki bir çıkmaza işaret ediyordu ve bu da operasyonel sürekliliği olumsuz etkiledi.

İran’ın davranışını ve stratejik evrimini yanlış yorumlamaktan, eşzamanlı iç ve dış baskıları görmezden gelmeye kadar uzanan bu hatalar, ABD’yi 40 gün sonra İran’ın müzakereleri başlatma şartlarını kabul etmenin tek gerçekçi seçenek haline geldiği bir konuma soktu.

Sonuçta bu savaş, stratejik çıkmazın açık bir örneği olarak karşımıza çıkıyor: İyimser başlangıç tahminleri ile savaş alanındaki gerçekler arasındaki uçurumun olayların gidişatını temelden değiştirdiği bir durum.

Bu, Washington’daki stratejik çevrelerde önümüzdeki yıllarda muhtemelen tartışılacak ve tekrar gündeme getirilecek bir deneyim.

* Allameh Azizi, İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Enformasyon Konseyi Genel Müdürüdür.

Çeviri Haberleri

Trump, İran, Hürmüz Boğazı ve zenginleştirilmiş uranyum konusunda hayali iddialarda bulunuyor
Lübnan ve Filistin’de kartografik dijital sömürgecilik
Trump, İran savaşından çıkmak isteyebilir, ancak müzakerelerin ilk turu zorlukları gösteriyor
ABD ve İran arasında sıkışıp kalan Katar'da savaş, bir hesaplaşmayı zorunlu kıldı
Nijerya'nın kuzeyinde gerçekte neler oluyor?