"Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar"

"Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar." (Meryem/83)

اَلَمْ تَرَ اَنَّٓا اَرْسَلْنَا الشَّيَاط۪ينَ عَلَى الْكَافِر۪ينَ تَؤُزُّهُمْ اَزًّاۙ ﴿٨٣﴾

83- Görmedin mi, biz gerçekten şeytanları, küfre sapanların üzerine gönderdik, onları tahrik edip kışkırtıyorlar.

Biz şeytanları onlara bitişik kılarız da o şeytanlar onları günahlara, isyanlara teşvik ederler. Çünkü kâfirlerin velîsi şeytandır. Gerek cin, gerekse insan şeytanlar onlar adına aldıkları kararlarlarla onların küfürlerini, azgınlıklarını artırırlar. Onların azmaları, sapmaları konusunda onlara imkân ve fırsatlar sağlarlar. Onların günah yollarını açarak günahlara sevk ederler. Sizler özgür insanlarsınız, sizler dilediğiniz her şeyi yapabilme haklarına sahipsiniz diyerek onları her şeye, her türlü pisliğe bulaştırmak isterler.

Şeytanlar onları kötülük işlesinler diye dürterler, özendirirler. Çünkü elebaşları olan İblisin insanları serbestçe ayartabilmeye yönelik dileğinin kabul edildiği günden beri şeytanlar, onların üzerine salınmıştır, onları yoldan çıkarma çalışmaları yapmalarına izin verilmiştir.

BASAİRUL KUR’AN

Râzî’nin bu ayetle ilgili açıklamalarını şu temel başlıklar altında toplayabiliriz:

​1. "Göndermek" (İrsâl) Kavramının Mahiyeti
​Râzî, Allah’ın şeytanları kâfirlerin üzerine "göndermesi" ifadesini incelerken şu mühim ayrımı yapar:

​Kevnî İrade: Buradaki gönderme, şeytanları fiziksel olarak tutup birinin üzerine atmak değildir. Allah’ın, şeytanların kâfirlere vesvese vermesine engel olmaması (tahliye) ve onlara bu imkanı tanıyan yaratılış düzenini kurmasıdır.

​Engel Olmamak: Allah kâfirlere hidayet lütfetmeyip onları kendi hallerine bıraktığında, şeytanlar onlar üzerinde tam bir hakimiyet kurarlar. Bu durum, ilahî adaletin bir sonucu olarak "terk edilme" (hizlân) olarak nitelendirilir.

​2. ​Ayet metninde geçen "teuzzuhum ezzen" ifadesi üzerinde duran Râzî, bu kelimenin sözlükte "sarsmak, kaynatmak, şiddetle hareket ettirmek" anlamına geldiğini belirtir.

​Sürekli Dürtü: Şeytanın kâfiri sadece bir kez değil, tencerenin içindeki suyun kaynaması gibi sürekli bir huzursuzluk ve şehvetle günaha ittiğini savunur.

​Bâtılın Cazibesi: Şeytan, bâtılı kâfire o kadar süslü gösterir ki, kâfir artık kendi isteğiyle değil, bu dürtünün tesiriyle hırslı bir şekilde küfre ve isyana koşar.

​3. Râzî, her şeyin Allah'ın takdiriyle olduğunu vurgular. Şeytanın kâfire musallat olması, kâfirin kendi kötü tercihlerinin bir cezası olarak Allah tarafından yaratılan bir sonuçtur.

​4. Şeytanın Etki Alanı
​Râzî'ye göre bu ayet, kâfirlerin neden hakikati görmemekte direndiğini açıklar. Şeytan onlara öyle bir nüfuz etmiştir ki:
​Onları sürekli bir telâş ve heyecan içinde tutar.

​Kalplerindeki itminanı (huzuru) yok eder.
​Dünyevi arzuları uğrunda onları adeta kamçılar.

​Özetle; Tefsir-i Kebir'de bu ayet, kâfirin Allah'tan uzaklaşması sonucu manevi bir korumadan mahrum kaldığını ve bu boşluğun şeytani dürtülerle (ezz) dolarak kişiyi felakete sürüklediğini anlatır.

TEFSİR-İ KEBİR

Kur'an Haberleri

"İzzet umuduyla Allah'tan başka ilahlar edindiler"
"Kendisiyle böbürlendiği şeylere biz varis olacağız ve o huzurumuza yapayalnız çıkacak"
"Biz onun söylediklerini yazıp kaydedeceğiz. Biz azabını artırdıkça artıracağız"
"O, gayba muttali mi oldu, yoksa Rahman’ın katından bir söz mü aldı?"
Ayetlerimizi inkâr edip, "Elbette bana mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?