“O küfre sapanlar görmüyorlar mı ki, (başlangıçta) göklerle yer, birbiriyle bitişik iken, biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık. Yine de onlar inanmayacaklar mı?” (Enbiya:30)
“Gökler ve yer yapışıkken biz ayırdık onları.”
Sırf Kur’an-ı Kerim’de yeralıyorlar diye biz bu gerçekleri tartışmasız kabul ediyoruz. Ama göklerle yerin nasıl ayrıldıklarını ya da göklerin yerden ayrılış şeklini bilmiyoruz. Sadece Kur’an-ı Kerim’in genel bir ifade ile dile getirdiği bu gerçekle çelişmeyen astronomik teorileri kabul ediyoruz. Ama herhangi bir Kur’an ayetini bu teorilerden birine göre yorumlamaya kalkışmıyoruz. Kur’an-ı Kerim’den insanların ortaya attığı teorileri doğrulamasını da istemiyoruz. Çünkü tartışmasız kabul edilmesi gereken gerçek, Kur’an-ı Kerim’in içerdiği gerçeklerdir. En fazla şunu söylemek mümkündür! Bugün geçerli olan astronomik teori kuşaktan kuşağa aktarılan bu Kur’an ayetinin genel ifadelerle dile getirdiği anlamla çelişmiyor!
Ayetin ikinci bölümüne gelince, “Ve bütün canlıları su’dan meydana getirdik:” Bu da çok önemli bir gerçeği dile getirmektedir. Bilginler bu gerçeğin keşfini ve ortaya çıkarılmasını büyük bir olay sayıyorlar. Bu gerçeği ortaya çıkardığı ve hayatın ilk kaynağının su olduğunu belirlediği için Darwin’i göklere çıkarıyorlar.
Bu gerçeğe dikkatli bakmak gerekir. Bu gerçeğin Kur’an-ı Kerim’de yer alması bizi hayrete düşürmez ve bu Kur’anın doğruluğuna ilişkin inancımızı arttırmaz. Çünkü biz onun Allah katından geldiğine inandığımız için her
açıklamasını kesinlikle doğru olarak kabul ediyoruz. Bilimsel teorilere ya da keşiflere uyduğu için değil. Burada da en fazla şunu söyleyebiliriz: Darwin ve arkadaşlarının ortaya attıkları, “hayatın ortaya çıkışı ve gelişmesi”ne ilişkin teori bu açıdan Kur’an ayetinin ifade ettiği anlamla çelişmiyor.
Ondört asırdan fazla bir süredir, Kur’an-ı Kerim kâfirlerin bakışlarını evrende yeralan ilahi sanatın olağanüstülüklerine çevirmekte ve bu olağanüstülüklerin varlıklar alemine serpiştirildiğini gördükleri halde inanmayışlarını ayıplamaktadır.
“Onlar yine de iman etmiyorlar mı?”
Çevrelerinde yeralan evrendeki her şey, onları yaratan, yarattıklarını hikmetle yönlendiren Allah’a inanmaya zorladığı halde halâ inanmıyorlar mı?
FİZİLALİL KUR’AN
Râzî, bu ayetin tefsirinde özellikle iki ana mucize ve kavram üzerinde durur: "Ratk ve Fetk" (Bitişik olma ve Ayrılma) ile "Her canlıyı sudan yaratma".
1. "Ratk" ve "Fetk" Kavramlarının Açıklaması
Râzî, göklerin ve yerin bitişik (ratk) iken sonradan ayrılması (fetk) meselesinde İslam âlimlerinin ve müfessirlerin görüşlerini birkaç temel başlıkta özetler ve kelâmî bir analiz yapar:
Birinci Görüş (Fiziki Ayrılma): Gökler ve yer başlangıçta tek bir kütle halindeydi. Allah Teâlâ bunları birbirinden ayırdı, aralarını açtı ve bugünkü konumlarına getirdi. Râzî, bu görüşü aktarırken aklî imkânlar üzerinde durur.
İkinci Görüş (Fonksiyonel Ayrılma - İbn Abbas ve Katâde): Başlangıçta gökyüzü "ratk" idi, yani kapalıydı ve yağmur yağdırmıyordu; yeryüzü de "ratk" idi, bitki bitirmiyordu. Allah, gökyüzünü yağmurla, yeryüzünü ise bitkilerle "yarıp açtı" (fetk). Râzî, bu görüşün ayetin devamındaki "Her canlıyı sudan yarattık" ibaresiyle tam bir uyum içinde olduğunu belirtir.
Râzî’nin Kelâmî Çıkarımı
Fahruddin er-Râzî, bu ayrılma hadisesini Allah'ın varlığı, birliği ve muhtar (dilediğini yapan) bir yaratıcı olduğu fikrini ispat etmek için kullanır. O'na göre, gök ve yer maddesi aynı özellikte olabilecekken, birinin yukarıda şeffaf ve hareketli (gök), diğerinin aşağıda kesif ve sabit (yer) kılınması, ancak sonsuz ilim ve irade sahibi bir Tahsîs Edici (Allah) ile mümkündür.
2. "Her Canlıyı Sudan Yarattık" İfadesinin Tefsiri
Râzî, ayetin bu kısmını hem biyolojik hem de teolojik açıdan ele alır ve buradaki "su" ifadesine dair şu izahları sunar:
Hayatın Menşei Olarak Su: Canlılığın devamının ve oluşumunun suya bağlı olması mecazi değil, hakiki bir durumdur. Bitkiler yağmurla, hayvanlar ve insanlar ise nutfe (meni/su) ile hayat bulur.
Aklî Mucize: Müşriklere ve inkârcılara şu soru .yöneltilmektedir: Kupkuru, cansız topraktan ve gökten inen basit bir sudan bu denli karmaşık, canlı ve şuurlu varlıkların meydana gelmesi kendi kendine olabilir mi? Elbette hayır. Bu, hayata can veren bir Yaratıcı’yı gösterir.
3. "Görmezler mi?" (E-ve lem yerâ) İfadesindeki İkaz
Râzî, ayetin başındaki "Görmediler mi / Bilmediler mi?" hitabının üzerinde önemle durur. Ayet indiği sırada müşriklerin göklerin ve yerin ilk yaratılış anını fiziken "görmesi" imkânsızdır. Râzî buradaki görmeyi iki şekilde açıklar:
Kalp Gözüyle Görmek (Bilmek): Akıl yürüterek, delilleri inceleyerek kesin bir bilgiye (yakîne) ulaşmak demektir.
Gözle Müşahede Edilen Kısmı: Eğer ayet "yağmur ve bitki" (ikinci görüş) anlamındaysa, müşrikler zaten her sene kuruyan toprağın yağmurla canlanmasını fiziken görmektedirler. Dolayısıyla bu apaçık mucizeyi inkâr etmeleri ahmaklıktır.
Özetle Tefsir-i Kebîr'e Göre: Enbiyâ 30, evrenin kör bir tesadüfle değil; milimetrik bir düzen, bilinçli bir ayrışma (fiziksel veya işlevsel) ve hayatın kaynağı kılınan su vasıtasıyla tek bir Yaratıcı tarafından inşa edildiğini ispat eden en büyük aklî ve kevnî delillerden biridir.
TEFSİRİ KEBİR