Fransa'da Filistin yanlısı öğrenciler artan baskıyla karşı karşıya

​​​​​​​Aktivistler, Fransız üniversite kampüslerinde Filistin'e desteğin suç sayılması eğiliminin giderek artması konusunda alarm veriyor.

Tassa Adidi’nin Middle East Eye’da yayınlanan yazısı, Haksöz Haber tarafından tercüme edilmiştir.


22 yaşındaki Kylian, Paris'teki Sorbonne Üniversitesi'nde hukuk okuyor. 7 Ekim 2023'te Hamas önderliğindeki saldırının ardından Gazze'de İsrail katliamlarının başlamasıyla birlikte, bombalamaların sona ermesi ve Filistinlilerin haklarının savunulması talebiyle öğrenci gösterilerine katıldı.

1990'ların başında Fransa'ya yerleşen Cezayirli bir ailede büyüyen Kylian, genç yaşından itibaren Filistin yanlısı aktivizm ve halkların kendi kaderini tayin etme hakkına destek ortamına katıldı.

Genç adam Middle East Eye'a takma isim kullanarak verdiği demeçte, "1962'de ülkelerinin bağımsızlığından sonra doğan ebeveynlerim, sömürgeleştirme ile ilgili konulara karşı çok hassaslar" dedi.

"Cezayir'in 1970'lerde birçok bağımsızlık hareketine ve 1988'de Filistin Devleti'nin kurulduğunu ilan eden kongreye ev sahipliği yapması nedeniyle 'devrimlerin Mekkesi' olarak anıldığını söylerlerdi," diye ekledi.

Ancak 2024 yılının Mayıs ayında bir akşam, ona kefiyesini ve "Özgür Filistin" pankartlarını bir kenara bırakmasını, artık öğrenci arkadaşlarıyla birlikte yürüyüşlere katılmamasını, genel kurul toplantılarına ve üniversite ablukalarına iştirak etmemesini söyleyenler ebeveynleriydi.

Kylian, "Üniversiteden atılacağımdan, hatta daha kötüsü, polis tarafından tutuklanacağımdan korkuyorlardı," dedi.

“Başlangıçta onlara kızdım, bana öğrettikleri değerlere aykırı davrandıklarını düşündüm. Ama sonunda kabul ettim çünkü Cezayir'den hiçbir şeyleri olmadan gelip benim yüksek öğrenim görmem ve başarılı olmam için yaptıkları tüm fedakârlıkların farkındayım.”

Kylian isteksizce derse dönerken, bir başka öğrenci olan Luiggi, Sorbonne'daki bir gösteri sırasında bir güvenlik görevlisine karşı şiddet uyguladığı iddiasıyla mahkemeye çıkarılıyordu. Nanterre Üniversitesi'nde hukuk öğrencisi olan 24 yaşındaki Luiggi, 85 arkadaşıyla birlikte tutuklanmıştı.

Luiggi'ye yöneltilen şiddet suçlamaları tanıklar tarafından kanıtlanmamış olsa da, kendisine altı ay hapis cezası verildi ancak bu ceza ertelendi. Üniversite yönetimi de mahkemenin onayladığı bir kararla onu okuldan uzaklaştırdı.

İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırım savaşının başlangıcından bu yana, Fransa'daki öğrenciler, öğretmenler ve sendikalar, Filistin'e desteklerini dile getirenler üzerindeki baskının yoğunlaşacağı konusunda uyarıda bulunuyorlar.

Onlara göre, gösteriler, halka açık konuşmalar ve mekân işgali gibi aktivist eylemler artık suç sayılıyor ve bu durum disiplin soruşturmalarına, idari yaptırımlara, yasal işlemlere ve bazı durumlarda sabıka kaydına yol açıyor.

Polis baskınları, sınır dışı etmeler ve tutuklamalar

Paris'teki prestijli Sciences Po (Siyasal Bilimler Enstitüsü), Fransa'daki Filistin yanlısı seferberliğin kilit merkezlerinden biri olup, savaşın başlangıcından beri polis baskınları sık sık yaşanmaktadır.

Bu müdahaleler, okul yönetiminin talebi üzerine gerçekleştiriliyor ve yönetim, gösterilere katılan öğrencilere karşı okuldan uzaklaştırma da dâhil olmak üzere disiplin cezaları veriyor.

Geçtiğimiz Nisan ayında baskılar artışa geçti.

Kampüste protesto gösterisine katılan 76 öğrenci polis tarafından şiddet kullanılarak gözaltına alındı. Öğrenciler, Sciences Po ile İsrail üniversiteleri arasındaki ortaklıklara ve Yahudi karşıtlığıyla mücadele bahanesiyle İsrail eleştirmenlerini suçlu ilan etmekle suçlanan Yadan yasası olarak bilinen tasarıya karşı çıkmak için bir konferans salonunu işgal etmişlerdi.

"Okulun huzurunu ve düzenini bozma niyetiyle okula girme" suçundan 400€ para cezasına çarptırıldılar ve sabıka kayıtlarına işlendiler.

Öğrenci birlikleri ve sol görüşlü siyasi örgütler yaptırımlara karşı çıktı.

Solcu La France Insoumise (Boyun Eğmeyen Fransa, LFI) partisinin ulusal sekreteri Manuel Bompart, "Gazze ile dayanışmalarını ifade ettikleri ve Yadan yasasını reddettikleri için polis ve idare tarafından para cezaları, fişleme ve tutuklamalarla baskı altına alınan öğrencilere" desteğini dile getirdi.

Öğrenci arkadaşları, üniversite hayatının giderek daha fazla yargısal bir hal almasına, protestoların arabuluculuk veya standart iç prosedürler yoluyla ele alınması yerine giderek daha fazla disiplin veya ceza davasıyla sonuçlanmasına ilişkin endişelerini dile getirdiler.

Fransa Ulusal Öğrenci Birliği (Unef) Genel Sekreteri Manon Moret, Middle East Eye'a verdiği demeçte, "Filistin için seferber olan öğrencilere yönelik baskıda bir artış yaşandı" dedi.

Gazze savaşına karşı gösteriler başlar başlamaz, kolluk kuvvetlerinin kampüslere sert müdahalesinin başladığını fark etti.

Ona göre, öğrenci aktivistleri tarafından düzenlenen genel kurul toplantıları içeride yapılırken, yükseköğretim bakanlığı üniversite rektörlerinden güvenlik gerekçesiyle kurumlarını kapatmalarını istedi.

Moret, "Bu durum öğrencilerin konu hakkında tartışma ve harekete geçme alanlarına sahip olmalarını engelledi" dedi.

Ayrıca Temmuz ayında kabul edilen ve "yükseköğretimde antisemitizmle mücadele"yi amaçlayan  yasaya da dikkat çekti; bu yasanın gerçekte Filistin yanlısı seferberliğe son vermeyi hedeflediğini söyledi.

Eleştirmenlere göre, bu yasa, mevcut üniversite içi disiplin komitelerinin yerine, öğrencileri değerlendirmek üzere üniversitelerin dışında kurulacak disiplin komiteleri de dâhil olmak üzere, öğrencilere yönelik ayrımcılık ve baskıyı artıran bir sistem oluşturuyor.

Moret, “Bu yasa, antisemitizmle mücadele için daha fazla kaynak sağlamıyor, ancak üniversite düzeyinde disiplinler üstü yapılar oluşturuyor ve bir öğrencinin kamu düzenini bozması veya üniversite faaliyetlerini aksatması nedeniyle okuldan atılması olasılığını getiriyor” dedi.

Bazıları bu yasayı, özellikle Yahudi karşıtlığıyla mücadele kisvesi altında, Filistin yanlısı eylemleri suç haline getirmenin bir yolu olarak görüyor.

Tasarıyı destekleyenler, üniversite kampüslerindeki Filistin yanlısı protestoların Yahudi öğrencileri damgaladığını ve yasanın yetkililere "antisemitik davranışları onaylama" olanağı sağlayacağını savunuyor. Ancak eleştirmenler, bunun İsrail'e yönelik meşru eleştiriyi antisemitizmle karıştırma riskini taşıdığı konusunda uyarıyor.

2025 yılında Yahudi isimlerine benzeyen isimlere sahip sınıf arkadaşlarını bir Instagram grubundan çıkarmakla suçlanan Sorbonne öğrencisi Teba, şu anda bu karışıklığın en büyük mağduru konumunda.

Öğrencilerin ve üniversite yönetiminin şikâyeti üzerine Teba, geçen Ekim ayında evine düzenlenen polis baskınında tutuklandı ve İnsanlığa Karşı Suçlar ve Nefret Suçlarıyla Mücadele Merkez Ofisi'ndeki bir hücrede 34 saat gözaltında tutuldu.

Yahudi karşıtlığı suçlamalarını reddeden kadın, öğrencileri gruptan çıkarmasının nedeninin İsrail Ordusu’nun (IDF) açıklamalarını takip etmeleri olduğunu söylüyor. Üniversitenin disiplin kurulu tarafından aklanmasına rağmen, Sorbonne yönetimi, mahkemenin önümüzdeki hafta vereceği karara kadar okuldan uzaklaştırma kararını sürdürüyor.

Filistin'e destek verdiğini ifade ettiği için şu anda tartışmaların odağında yer alan bir başka öğrenci, disiplin kuruluna çağrılmasını "gelecekteki öğrenci hareketlerini bastırmayı amaçlayan açık bir sansür ve yıldırma girişimi" olarak nitelendirdi.

Sciences Po'nun Saint-Germain-en-Laye kampüsünde okuyan 19 yaşındaki öğrenci Lea, Mart ayında okulunda Ulusal Meclis Başkanı Yael Braun-Pivet tarafından verilen bir konferans sırasında Gazze kurbanları için bir dakikalık saygı duruşu talep ettiği için yaptırımlarla karşı karşıya kaldı.

"İdareci bana açıkça söyledi: Beni cezalandırmak ve benden ibretlik bir örnek çıkarmak için her türlü bahaneyi arayacak," diye yazdı  sosyal medya sayfasında.

Üniversite özgürlükleri tehlikede

Öğrenci birliği UNEF, protestoların başlamasından bu yana onlarca Filistin yanlısı öğrencinin disiplin cezasına çarptırıldığını söylüyor, ancak kesin rakamlara sahip değil.

UNEF'ten Moret, MEE'ye yaptığı açıklamada, öğrenci hareketlerini daha da suç haline getirmeyi amaçlayan yeni bir yasa tasarısıyla baskının artma riski taşıdığını söyledi.

26 Mart'ta iki sağcı milletvekili tarafından parlamentoya sunulan tasarı, üniversite işgaline katılmayı bir yıl hapis ve 7.500 € para cezasıyla cezalandırılan bir suç haline getiriyor. İşgalin "ortak" olarak nitelendirilmesi durumunda, örneğin genel kurul toplantısı gibi, ceza 45.000 €'ya kadar para cezası ve üç yıla kadar hapis olabilir.

Yükseköğretimdeki Force Ouvriere sendikası için bu yasa tasarısı ciddi bir tehdit oluşturuyor çünkü polisin "güvenlik gerekçesiyle" kampüslere serbestçe müdahale etmesine izin vererek, Fransız üniversitelerinin sahip olduğu ve kolluk kuvvetlerinin onların izni olmadan harekete geçemeyeceği "imtiyaz" statüsünü sona erdiriyor.

Sendika, "Mevcut mevzuata göre, üniversite arazisinde kolluk kuvvetlerinin harekete geçmesine yalnızca üniversite rektörü yetki verebilir" diyerek, eğitim yönetmeliğinin öğrencilere kampüste siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel konularda özgürce görüşlerini ifade etme ve bu özgürlüğü bireysel ve kolektif olarak kullanma hakkını garanti ettiğini de ekliyor.

Fransa'da öğrenciler, tarihsel olarak önemli olaylar sırasında ifade özgürlüklerini kullanmışlardır. Cezayir'deki Fransız sömürgeciliğinin sona ermesi için gösteriler düzenlemişler ve 1968 Mayıs olaylarını tetikleyerek Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle'ün istifasına yol açmışlardır. Ayrıca 2003 yılında ABD'nin Irak işgaline karşı yürüyüş düzenlemişlerdir.

Ancak Sciences Po Paris'te görev yapan bir öğretim üyesi MEE'ye verdiği demeçte, baskı düzeyinin olağanüstü boyutlara ulaşmasıyla üniversitenin bu tarihi rolünün ortadan kaybolduğunu söyledi.

Misilleme korkusuyla adını açıklamak istemeyen profesör, "Daha önce protesto eden öğrenciler vandalizmle suçlanabiliyordu. Şimdi ise bir konferans salonunu işgal etmek bile sorun teşkil ediyor ve yargılanmaya veya sabıka kaydına yol açabiliyor" dedi.

"Sciences Po'daki atmosfer zehirli. Hem kadrolu hem de kadro güvencesiz öğretim üyeleri bu bölünmelerin yükünü çekiyor," diye eklediler ve "İsrail politikasına yönelik her türlü eleştirinin akademik sansürlenmesini" kınadılar.

"Sınıfta söylediklerimiz konusunda bile dikkatliyiz ve bazen öğrencilere söz hakkı vermek zor oluyor," diye eklediler.

Savaşın başlangıcından bu yana, Gazze'deki katliamları durdurmak için kampanya yürüten düzinelerce solcu politikacı, sendikacı ve sıradan aktivist, Fransa'da "terörizmi savunmak" suçlamasıyla yargılandı.  Bunlardan biri olan, Filistin-İsrail çatışması konusunda tanınmış Fransız uzman ve eski Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS) araştırma direktörü François Burgat, 2025'te beraat etti, ancak Nisan ayında temyiz başvurusu üzerine hakkında bir yıl ertelenmiş hapis cezası talep edildi.

Siyaset bilimci ve öğrenci hareketleri uzmanı Robi Morder'e göre, "kampüslerde veya başka yerlerde yapılan siyasi tartışmaların mahkemeye taşınması" eğilimi giderek artıyor.

Bazı sosyologlar, akademik yaşamın bu süregelen yargısallaştırılmasının, Fransız akademisinde "otoriter bir kaymaya" zemin hazırladığı konusunda uyarıyor.

Morder, MEE'ye verdiği demeçte, "Siyasi hayatın suç haline getirilmesi özellikle Filistin meselesinde belirginleşiyor" dedi. "Antisemitizmle mücadele bahanesi, hükümetin giderek daha baskıcı bir politikayı haklı çıkarmasına olanak tanıyor."

Çeviri Haberleri

Washington, İran konusunda neden sürekli duvara tosluyor?
İran Savaşı’nda fırsatçılık ve dolandırıcılığın beş ahlaksız örneği
Birleşik Krallık’ta Peçe 'açma' eyleminin nefret dolu tiyatrosu, aşırı sağ fantezileri besliyor
Gazze, Almanya'nın 'bir daha asla' efsanesini nasıl ifşa ediyor?
İsrail neden İran’daki üniversiteleri bombalıyor ve ABD’deki üniversiteleri susturuyor?