“(Firavun) Dedi ki: "Öyleyse önceki nesillerin durumu ne olacak?" (Musa) Dedi ki: "Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne yanılır ne de unutur." “ (Taha: 51-52)
Firavun'un sorduğu soru çok kurnazca bir soruydu. Bu soruyla şöyle demek istiyordu: "Eğer herşeye ayrı ayrı yaratılışını verenden başka rab yoksa, yüzyıllardan beri başka ilâhlara tapan bizim atalarımızın hali ne olacak? Tüm bu insanlar hatalı mıydı? Hepsi azabı mı haketti? Onların aklı yok muydu?" Böylece Firavun belki atalarına saygısızlık gösteren Hz. Musa'ya karşı sinirini yatıştırmak istiyordu. Aynı zamanda Firavun saray adamlarını ve diğer Mısırlıları Hz. Musa'nın davetine karşı kışkırtmak istiyordu. Bu oyun, hakka davet eden herkese karşı oynanmış ve aklı ermeyen kişileri kışkırtmakta her zaman etkili olmuştur. Bu kurnazca oyuna burada değinilmiştir, çünkü aynı oyun Mekkeliler tarafından Peygamberimiz'e (s.a) karşı da oynanıyordu.
Bu cevap hikmet doludur. Eğer Musa (a.s): "Evet onların hepsi akılsızdı ve sapıktı; bu yüzden de cehennemin yakıtı olacaklar," demiş olsaydı, bu sert fakat doğru cevap Firavun'un beslediği (güttüğü) amaca uygun düşecektir. Fakat Hz. Musa'nın verdiği cevap hem doğru idi, hem de Firavun'un oyununu alt etmeye yetti. Onun cevabı şöyle idi: "Evet şimdi o insanlar Rablerinin huzuruna gittiler ve benim elimde onların amel ve niyetlerini değerlendirecek hiçbir araç yok. Halbuki onlarla ilgili tüm hesaplar Allah katında mahfuzdur ve Allah hiçbir şeyi unutup-şaşırmaz. Onlara ne yapacağını Allah bilir. Beni ve seni ilgilendiren, bu hayatta bizim konumumuzun ne olduğudur. Biz şimdi Allah'ın huzuruna çıkmış olanlardan ziyade kendi sonumuzun ne olacağı ile ilgilenmeliyiz."
Böylece tarihin karanlık dehlizlerinde gömülü bulunan, bilgilerimize kapalı olan bu “gayb” meselesini, bilgisinden hiçbir şey kaçmayan ve hiçbir şeyi unutması sözkonusu olmayan Rabbine havale ediyor. Bu eski kuşakların gerek geçmişe ve gerekse geleceğe ilişkin durumlarını sadece o bilir. Çünkü hem bilinmez aleme ilişkin bilgi ve hem de insanların durumlarının ne olacağına ilişkin tasarruf yetkisi, yüce Allah’ın tekelindedir.
TEFHİMUL KURAN
İşte Zemahşerî’nin bu ayetlere dair temel yaklaşımları:
Zemahşerî, Firavun’un 51. ayetteki soruyu samimi bir merakla değil, bir safsata ve delili bulandırma amacıyla sorduğunu belirtir.
Hz. Musa, Allah’ın birliğini ve yaratışını anlattığında sıkışan Firavun, konuyu "eski kavimlerin akıbetine" çekmiştir.
Zemahşerî’ye göre Firavun, "Eğer Musa haklıysa, senin ataların ve geçmiş büyüklerin hepsi ateşte mi?" imasıyla halkı Hz. Musa’ya karşı kışkırtmak istemiştir.
Hz. Musa’nın Cevabı: "Gayb Allah’a Aittir"
Zemahşerî, 52. ayetteki cevabın Hz. Musa’nın yüksek hitabetini ve tevhid bilincini gösterdiğini vurgular:
İlmün fî Kitâb: Buradaki "kitap" ifadesini Zemahşerî, Levh-i Mahfuz olarak tefsir eder. Allah’ın her şeyi kayıt altına aldığını, hiçbir şeyin zayi olmayacağını belirtir.
Lâ Yadillü ve Lâ Yensâ: Zemahşerî bu iki kavram arasındaki ince farka dikkat çeker:
Yadillü (Yanılma/Şaşırma): Bilginin baştan yanlış olması veya doğrunun kaybedilmesi.
Yensâ (Unutma): Bilginin zihinden silinmesi.
Sonuç: Allah için ne bir "bilgi eksikliği" ne de sonradan "unutup ihmal etme" söz konusudur.
Hz. Musa, Firavun’un "Eski nesiller ne olacak?" sorusuna "Onlar cehennemliktir" gibi kışkırtıcı bir cevap vermemiş; bunun yerine hükmü ve bilgiyi Allah’a havale ederek Firavun’un tuzağına düşmemiştir.
Özetle Keşşâf’a göre: Bu ayetler, hakkı susturmak için polemik yapan bir "mütekebbir" (Firavun) ile, muhatabını bilgi ve hikmetle Allah’ın mutlak ilmine yönlendiren bir "peygamberin" (Musa) mücadelesidir.
EL KEŞŞAF TEFSİRİ