Ayetlerimizi inkâr edip, "Elbette bana mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?

Ayetlerimizi inkâr edip, "Elbette bana mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü? (Meryem/77)

اَفَرَاَيْتَ الَّذ۪ي كَفَرَ بِاٰيَاتِنَا وَقَالَ لَاُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًاۜ ﴿٧٧﴾

77- Ayetlerimizi inkâr edip, bana "Elbette mal ve çocuklar verilecektir" diyeni gördün mü?

Allah’ın âyetlerini inkâr eden, şımarık bir insan tipi anlatılıyor. Ben üstünüm, ben akıllıyım, benim Allah katında üstün bir yerim var. Bana elbette mal ve evlâtlar verilecektir. Ben bunu hak etmişim. Ben buna layığım diyerek Allah’a akıl vermeye, insanlara tepeden bakmaya çalışan ve sahip olduğu malını, mülkünü, çocuğunu, makamını mevkiini, gücünü, kuvvetini hep kendisinden bilen ve bunları hiç yitirmeyeceğine inanan zorba bir adam. İzzet ve şerefi bunlarda gören, bunlarda arayan bir adam.

Elbette Allah’ın âyetlerinden habersiz yaşayan, değer yargıları geliştiren bir adam buradaki malı mülkü, çoluğu, çocuğu makamı hatırına Allah’ı unutacak, Allah’a kulluğu unutacak, kendini mülkün sahibi bileceklerdir. Ve elbette bunlar bana verilmeli diyecektir.

Dünyada bize ayrıcalık tanınarak mal mülk, çoluk çocuk, siyasal ve ekonomik güçler verildiğine göre, dünyada bunlara biz lâyık görüldüğümüze göre elbette âhirette de bize  ayrıcalık tanınacak, ayrı muamele yapılacaktır.  Çünkü dünyada bu kadar servetin, bu kadar saltanatın sahibi değil miydik bizler? Böyle düşünüyor adam. Çünkü bu dünyada her türlü dümen çevirerek çok rahat işini beceriyor.

 BASAİRUL KUR’AN

​Râzî’nin bu ayetle ilgili yaptığı derin tahliller şu noktalarda toplanır:

​1. Nüzul Sebebi: Kibirlenmenin Zirvesi
​Râzî, ayetin inişine dair şu rivayeti aktarır: Habbâb b. Eret (r.a), müşrik olan Âs b. Vâil’den alacağını istemeye gider. Âs b. Vâil ona; "Muhammed’i inkâr etmedikçe borcunu ödemem" der. Habbâb ise; "Ölüp dirilinceye kadar yine de inkâr etmem" cevabını verir. Bunun üzerine Âs, alaycı bir tavırla; "O halde ben öldükten sonra dirildiğimde gel, o zaman malım ve evladım çok olacak, borcumu o zaman öderim" diyerek ahiretle dalga geçer.

​Râzî der ki: "Buradaki 'Gördün mü?' (E-re'eyte) ifadesi, muhatabı hayrete düşürmek ve bu inkârcı mantığın ne kadar saçma olduğunu vurgulamak içindir."

​2. ​Râzî, bu ayette kâfirin iki büyük hatasını analiz eder:

​İnkâr ile Vaadi Birleştirmesi: Kişi hem Allah’ın ayetlerini (dirilmeyi, hesabı) inkâr ediyor hem de dirildiğinde kendisine mal ve evlat verileceğini iddia ediyor. Râzî, bunun akli bir çelişki (tenakuz) olduğunu belirtir.

​Liyakat Yanılgısı: Kâfir, dünyadaki zenginliğini kendi üstünlüğüne bağladığı için, eğer bir ahiret varsa orada da otomatik olarak zengin olacağını zannetmektedir. Râzî, bu "dünyevi kıyasın" manevi alanda geçersiz olduğunu vurgular.

​3. "Mal ve Evlat" Tutkusu

​Râzî, ayette neden özellikle "mal ve evlat" (mâlen ve veleden) dendiğini açıklar:
​İnsanoğlunun dünyadaki güç vehmi bu iki unsura dayanır. Mal, dış dünyadaki gücü; evlat (veya yardımcılar) ise sosyal ve genetik devamlılığı simgeler.

​Kâfir, bu iki güce o kadar güvenmiştir ki, ölümün bu bağları koparacağını idrak edememektedir.

​Râzî bu ayeti tefsir ederken şunu hatırlatır: Kibir, insanın gerçeği görmesini engelleyen bir perdedir. Âs b. Vâil örneğinde görüldüğü üzere, kişi hakikati inkâr ederken bile nefsinin arzularını (mal ve evlat) ahirete taşımaya çalışır. Oysa ahiret, "mal ve evladın fayda vermediği, ancak selim bir kalp ile gelenlerin kurtulduğu" bir yerdir.

   TEFSİR-İ KEBİR

Kur'an Haberleri

"Allah, doğru yolda olanların hidayetini daha da artırır"
"Kendilerine va'dedileni gördükleri zaman artık kimin yeri daha kötü, kimin askeri-gücü daha zayıfmış öğrenecekle
"Onlardan önce nice nesilleri helak ettik..."
"Onlara apaçık olan ayetlerimiz okunduğu zaman..."
"Takva sahiplerini kurtarırız ve zulme sapanları diz üstü çökmüş olarak bırakıveririz"