Michael K. Smith’in Counter Punch’da yayınlanan yazısını Barış Hoyraz, Haksöz Haber için tercüme etti.
Hiç ders almıyorlar.
1912’de Amerika Birleşik Devletleri, ABD’li şirketlerin vergi ödemesini talep etme cüretini gösterdiği için Nikaragua’dan devasa bir tazminat kopardı. Amerikalı bankacılar tazminat bedelini cömertçe ödünç verdiler ve Washington, teminat eksikliğini telafi etmek için Deniz Piyadeleri’ni gönderdi. Gümrük binalarını, ulusal bankaları ve demiryollarını ele geçiren askerler, bir daha oradan ayrılmaya hiç niyetlenmediler.
On dört yıl sonra General Augusto Cesar Sandino, bir tahliye bildirisi sunmaya karar verdi ve yirmi dokuz okuma yazma bilmeyen San Albino madencisiyle Nikaragua'nın ilk Ulusal Kurtuluş Ordusu’nu kurdu. Bu adamlar, bir ABD şirketi için günde on beş saat çalışarak topraktan altın çıkarıyor ve bir barakada sıkışık bir şekilde uyuyorlardı. Sandino emri verdiğinde madenleri dinamitle patlattılar ve onu takip ederek dağlara çıktılar.
Puerto Cabezas'ın hayat kadınları, Deniz Piyadeleri ile yaptıkları sohbetlerinden öğrendikleri tüfek ve fişek zulalarının yerini ifşa ettiler ve kısa süre sonra kurtuluş ordusu ilk silah ve mühimmatına kavuştu.
Sandino’nun adamları ayrıca düşen düşmanların tüfeklerini ele geçirdiler ve ağaç kabuğuna saplanmış mermileri oradan çıkardılar. Tıraş bıçakları kafaları kesmek için işe yaradı; cam, çivi, vida ve dinamitle doldurulmuş sardalya konservesi el bombaları ise düşmanı etkili bir şekilde dağıttı. Dışişleri Bakanlığı, Sandino’yu “150 yıl önce ülkemizde Amerikan yerleşimcilere saldıran vahşileri karakterize eden sinsi ve acımasız taktikleri” kullanmakla suçladı.
Kısacası Washington, Nikaragua’da “Özgür İnsanların Generali” olarak bilinen Sandino’nun öldürme işini medeni bir şekilde yürütmediğinden şikayet etti. Sandino’nun cevabı, onun kolayca kışkırtılabilecek biri olmadığını gösterdi: “Özgürlük çiçeklerle kazanılmaz,” dedi.
Ezici bir güç üstünlüğüne sahip olan ABD bombardıman uçakları, sığırları ve atları havaya uçurdu, ekinleri mahvetti ve köyleri yerle bir etti, ancak Nikaragua’nın “çılgın küçük ordusu” (Gabriela Mistral), kafa kafaya çatışmadan kaçındı ve saldırının en az beklendiği anı bekledi. Ardından Sandino ve adamları, arkadan pusu kurarak ve düşmanın yanlarından saldırarak, zarar görmeden ormana karışıp ortadan kayboldular.
Nikaragua’nın Ulusal Kurtuluş Ordusu güçlenip zaferler kazanırken, Washington’un kukla Cumhurbaşkanı Adolfo Diaz’ı desteklemek ve “haydut” Sandino’yu yakalamak için binlerce deniz piyadesi ve düzinelerce savaş gemisi bölgeye geldi. Oysa büyük küçük onlarca çatışmanın neredeyse tamamında ABD yenilgiye uğradı.
Tüm ateş güçlerine rağmen, deniz piyadeleri kolay hedef olduklarını gördüler. Ağır teçhizatla yüklü olarak, güneşin altında kavrulup, yağmurda sırılsıklam kalıp, tozdan boğulup, nemden bitkin düşerek yorgun bir şekilde ormanda ilerlediler; çalılıklardan çıkıp korkutucu bir düzenlilikle boğazlarını kesen Sandino'nun adamlarının tekrarlanan saldırıları için kolay hedefler haline geldiler.
Sonunda Washington rüşvete başvurdu ve Yüzbaşı Hatfield'ın teslim olacağını ima etmesine izin verdi.
Sandino, dağdaki sığınağından bu teklifi son derece nazik bir şekilde reddetti: “Ben satılmam ya da teslim olmam,” diye yazdı ve ardından imzasını ekledi: “Sizi güzel çiçek demetleriyle süslenmiş şık bir tabuta koymayı arzulayan, itaatkâr hizmetkârınız.”
Yıllar süren işgalin ardından, ABD’li yetkililer Nikaragua’yı tepeden tırnağa kontrol altına almışlardı ve buradan ayrılmak istemiyorlardı. Clifford D. Ham, gümrük denetçisi ve genel vergi tahsildarıydı; aynı zamanda United Press’in Nikaragua muhabiriydi. Bir başka ABD'li yetkili olan Irving Lindberg ise Associated Press'in muhabiriydi. Bir ABD'li Albay “Nikaragua” ordusunun başında, bir ABD'li yüzbaşı polis teşkilatını yönetiyordu ve bir ABD gazetesi tarafından “Nikaragua'nın Mussolini'si” olarak adlandırılan ABD'li Tuğgeneral Frank McCoy, Ulusal Seçim Kurulu'nun başındaydı. 1928 seçimleri, oy sandıklarında “güvenliği” sağlamak için 432 deniz piyadesi ve bir düzine ABD uçağına sahip olan ABD işgal güçleri komutanı General Logan Feland tarafından düzenlendi.
Seçimlerden bir yıl önce, Başkan Coolidge, Albay Henry L. Stimson’dan, kukla Diaz’ın arkasında ülkeyi sakinleştirebilecek mi diye görmek üzere Nikaragua’yı ziyaret etmesini istedi. Stimson İspanyolca bilmiyordu ve Nikaragualıları “çocuk gibi, bağımsızlığın getirdiği yükümlülükleri yerine getiremeyecek” insanlar olarak görüyordu. Ona göre Nikaragua, ya devrimin yoluyla iç savaştan kurtulabilirdi – ki bunu göz ardı ediyordu – ya da “hükümetin neredeyse tüm yetkilerinin başkanlık diktatörlüğünde toplanması” yoluyla ki bunu daha makul bir seçenek olarak görüyordu.
Stimson, Nikaragua’daki tüm savaşan grupları silah bırakmaya ikna etmeyi başardı – Sandino hariç; onu görmezden gelmekle büyük bir hata yaptı. Beyazların dünya ırk merdiveninin en üst basamağında yer aldığı şeklindeki ırkçı görüşü paylaşan Stimson, rakibini ve ona ezici bir çoğunlukla destek veren halkı doğru bir şekilde değerlendiremedi.
“Sandino halkın adamıdır ve bu nedenle bir hayduttan başka bir şey değildir,” dedi basitçe.
1928 yılına gelindiğinde, Sandino Amerika Birleşik Devletleri'nde büyük bir haber olmuştu. Washington Herald gazetesi, onun “kanun kaçağı çetesini” haber yapmak için sayfalar ayırdı. ABD, yüksek asker kayıpları yaşarken ve savaş vergi mükelleflerine milyonlarca dolara mal olurken, ülke içinde artan eleştirilerle karşı karşıya kaldı. Montana Senatörü Burton Wheeler, haydutlarla savaşmak için Nikaragua'dan ziyade Chicago'nun daha uygun bir yer olduğunu öne sürdü. Başka bir eleştirmen ise, Washington'un demokratik seçimleri bu kadar kolay kurabileceğini düşünüyorsa, yozlaşmış Philadelphia'da da şansını denemesini yazdı. Bir ABD'li iş adamı, ABD politikasının “Amerikalı kahve yetiştiricileri için bir felaket olduğunu, bugün nefret ediliyor ve hor görülüyoruz” diye şikâyet etti, çünkü Deniz Piyadeleri “Nikaragualıları kendi ülkelerinde avlamak ve öldürmek” için gönderilmişti.
Dört yıl sonra Sandino, başkent Managua’ya zaferle girdi ve ABD işgal güçlerini kargaşa içinde geri çekilmeye zorladı. 1933’ün ilk gününde ABD, gemilerini ve uçaklarını toplayarak Nikaragua’dan ayrıldı.
Washington, ABD’nin “arka bahçesinde” neredeyse hiç askeri gücü olmayan küçük bir cumhuriyeti işgal edip yönetmeye çalıştığında olan budur. Peki, on binlerce ya da yüz binlerce füze ve insansız hava aracıyla donanmış, doksan üç milyon nüfuslu büyük bir Batı Asya ülkesini şimdi başarılı bir şekilde yönetme şansı nedir?
Kaynaklar
Hodgson, The Colonel – The Life and Wars of Henry Stimson 1867-1950 (Knopf, 1990)
David F. Schmitz, Tanrıya Şükür Bizim Tarafımızdalar – Amerika Birleşik Devletleri ve Sağcı Diktatörlükler (University of North Carolina, 1999)
Walter LaFeber, Amerikan Çağı, (W. W. Norton, 1989)
Peter Davis, Where Is Nicaragua?, (Simon and Schuster, 1987)
Eduardo Galeano, Memory of Fire, cilt 3, (Pantheon, 1988) s. 19, 62, 68-71
*Michael K. Smith, The Madness of King George ve Portraits of Empire kitaplarının yazarıdır.