Netanyahu heykeli ve Uganda’nın tarihsel çelişkisi

Netanyahu heykeli ve Uganda’nın tarihsel çelişkisi

Doç. Dr. Halim Gençoğlu, Uganda’nın Entebbe Havalimanı’na Yoni Netanyahu’nun heykelini dikmesini, 1976 Entebbe Operasyonu ve Afrika’nın sömürgecilik karşıtı egemenlik hafızası üzerinden değerlendirdi.

Netanyahu Heykeli ve Uganda’nın Tarihsel Çelişkisi

Doç. Dr. Halim Gençoğlu / Fokus+


Bu yazımızda, Uganda’nın Entebbe Havalimanı’nın eski terminal binası önünde, 1 Ağustos 2026 tarihinde İsrailli komando Yonatan “Yoni” Netanyahu adına diktiği heykeli, 1976 Entebbe Operasyonu’nun tarihsel ve siyasal bağlamı içerisinde incelemeye çalışacağız.

Yoni Netanyahu, Binyamin Netanyahu’nun ağabeyi ve Entebbe’ye düzenlenen İsrail askerî operasyonunun komutanlarından biriydi. 1976 yılında Uganda topraklarında gerçekleştirilen operasyon, bir yandan Air France uçağındaki rehinelerin önemli bölümünün kurtarılması bakımından İsrail tarihinde kahramanlık anlatısının merkezine yerleşirken diğer yandan Afrika Birliği’nin öncülü olan Afrika Birliği Örgütü (OAU) ve dönemin birçok Afrika devleti tarafından Uganda’nın egemenliğinin ihlali olarak değerlendirilir.

Yoni Netanyahu’nun heykeli

2026 yılında Uganda askerî makamlarınca aynı mekânda Yoni Netanyahu’nun heykelinin dikilmesinin yalnızca Uganda-İsrail ilişkilerindeki normalleşmenin sembolü olarak değil, Uganda’nın kendi yakın tarihini ve Afrika’nın sömürgecilik karşıtı egemenlik anlayışını yeniden konumlandırması bakımından da okunması gerekir. Bununla birlikte yazımız, Uganda toplumunu veya Afrika kıtasını yekpare bir siyasal aktör olarak görmemekte; fakat söz konusu heykeli özellikle Uganda devletinin askerî-siyasal tercihinin ürünü olarak değerlendirmektedir.

Bir heykelin tarihsel anlamı

Anıtlar yalnızca geçmişte yaşamış kişileri hatırlatmaz; devletlerin hangi geçmişi hatırlamayı, hangi geçmişi ise unutmayı tercih ettiğini de gösterir. Bu nedenle Entebbe'de Yoni Netanyahu adına dikilen heykel, sıradan bir askerî anıt olarak değerlendirilemez.

Heykelin dikildiği yer, 1976 yılında İsrail komandolarının Uganda topraklarına girerek rehineleri kurtardığı ve Yoni Netanyahu'nun öldürüldüğü eski Entebbe terminalidir. Uganda Savunma Kuvvetleri Komutanı General Muhoozi Kainerugaba tarafından açılan anıt, Ugandalı makamlarca cesaret, görev ve fedakârlık değerlerinin sembolü olarak takdim edildi. Kainerugaba ayrıca bu anıtı Uganda ile İsrail arasındaki “güvenlik ortaklığı, karşılıklı güven ve diplomatik uzlaşma” çerçevesinde sundu.

Buradaki tarihsel paradoks açıktır: 1976'da Uganda egemenliğinin ihlali olarak protesto edilen askerî müdahalenin başındaki İsrailli subayın, elli yıl sonra aynı ülkenin askerî makamları tarafından anıtlaştırılması, Uganda'nın devlet hafızasında önemli bir dönüşüme işaret ediyor.

Bu dönüşümün anlaşılabilmesi için Entebbe'yi yalnızca İsrail'in terörle mücadele anlatısı üzerinden değil, Afrika'nın egemenlik, sömürgecilik ve dış müdahale tecrübesi üzerinden de değerlendirmek gerekir.

Entebbe Operasyonu: Terörle mücadele ile egemenlik arasındaki gerilim

27 Haziran 1976'da Air France'ın Tel Aviv-Paris seferini yapan uçağı kaçırılmış ve Entebbe'ye yönlendirilmiştir. Rehineler arasında İsrailli ve Yahudi yolcuların özel olarak ayrıştırılması, olayın yalnızca bir uçak kaçırma vakası olmadığını göstermiştir. Uganda Devlet Başkanı Idi Amin rejiminin rehinelerin bulunduğu ortamda oynadığı rol, operasyonun diplomatik boyutunu daha da karmaşıklaştırmıştır. İsrail komandoları 4 Temmuz'da Entebbe'ye ulaşmış, rehinelerin büyük bölümünü kurtarmış ve operasyon sırasında Yoni Netanyahu hayatını kaybetmiştir.

İsrail açısından olay, vatandaşlarını kurtarmak için düzenlenmiş olağanüstü başarılı bir askerî operasyon olarak hafızalaştırılmıştır. Fakat Uganda ve dönemin Afrika diplomasisi açısından mesele farklıydı. İsrail kuvvetlerinin Uganda'nın izni olmaksızın ülke topraklarına girmesi, Uganda'nın egemenliğine yönelik silahlı müdahale olarak nitelendirilmiştir. Birleşmiş Milletler kayıtları, Uganda hükûmetinin operasyonu egemenlik ve toprak bütünlüğünün ihlali olarak gündeme getirdiğini göstermektedir. OAU da operasyonu Uganda'nın egemenliğine karşı saldırı olarak değerlendiren diplomatik girişimlerde bulunmuştur.

Dolayısıyla Entebbe'nin iki ayrı tarihsel hafızası vardır. İsrail hafızasında rehineleri kurtaran kahramanlık operasyonu, Uganda ve dönemin Pan-Afrikanist diplomatik hafızasında ise Afrika devletinin egemenliğine yapılan dış askerî müdahaledir. Bu iki hafızadan yalnızca birinin 2026 yılında bronz bir heykelle devlet tarafından kalıcılaştırılması, tarih politikasına ilişkin önemli bir soruyu ortaya çıkarmaktadır.

Afrika'nın egemenlik hafızası ve Uganda'nın paradoksu

Afrika'nın modern siyasal tarihinin temel meselelerinden biri dış müdahaleye karşı egemenliktir. Sömürgecilik deneyiminin ardından bağımsız Afrika devletlerinin oluşturduğu siyasal düzen, devletlerin toprak bütünlüğü ve iç işlerine müdahale edilmemesi ilkelerini güçlü biçimde vurgulamıştır.

1976 Entebbe krizinde OAU'nun İsrail operasyonuna karşı tutumu da bu tarihsel bağlam içinde okunmalıdır. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi belgelerinde Afrika devletlerinin İsrail müdahalesini Uganda'nın egemenliği ve toprak bütünlüğü açısından ele aldığı görülmektedir.

Bu nedenle 2026'da Entebbe'nin tam da operasyonun gerçekleştiği mekânında İsrailli komando Yoni Netanyahu'nun heykelinin dikilmesi, Afrika'nın sömürgecilik karşıtı egemenlik söylemiyle Uganda'nın güncel devlet politikasını karşı karşıya getirmektedir.

Buradaki asıl tenakuz Uganda halkının tamamına yüklenmemelidir. Daha doğru ifade, Uganda devletinin güncel askerî-siyasal hafızası ile Afrika'nın tarihsel egemenlik ve dış müdahale karşıtı söylemi arasındaki çelişkidir. Nitekim Uganda içinde de anıta itiraz eden sesler bulunmaktadır. Ugandalı hukukçu ve eski milletvekili Asuman Kiyingi; heykelin Uganda'nın egemenliği, anayasal düzeni ve ulusal tarih hafızası bakımından ciddi sorular ortaya çıkardığını savunmuştur. Ona göre kamu anıtları, devletin hangi tarihsel kişileri ve değerleri gelecek kuşaklara aktarmak istediğinin ilanıdır.

Dolayısıyla mesele "Afrika İsrail'e karşıdır" biçiminde basitleştirilemez. Asıl mesele şudur: Bir Afrika devleti, kendi topraklarında gerçekleşmiş ve zamanında egemenliğine karşı saldırı olarak değerlendirilmiş yabancı bir askerî müdahalenin komutanını yarım yüzyıl sonra devlet eliyle kahramanlaştırdığında kendi tarihsel hafızasıyla nasıl ilişki kurmaktadır?

Idi Amin'i savunmadan Idi Amin dönemini anlamak

Bu noktada önemli bir metodolojik ayrım yapmak gerekir. Entebbe operasyonuna yönelik eleştiri, Idi Amin rejiminin savunulması anlamına gelmez. Amin rejimi, Uganda tarihinin en ağır siyasal şiddet dönemlerinden biriydi. Uganda kaynaklarında rejimin yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu olduğu ve ülkenin ekonomik ile siyasal yapısını ağır biçimde tahrip ettiği belirtilmektedir.

Dahası; Amin'in 1976 rehine krizindeki tutumu, İsrail karşıtlığı ve Filistinli silahlı gruplarla ilişkileri, Entebbe hadisesinin tarihsel arka planının önemli parçalarıdır. Ancak Amin'in otoriterliği, İsrail'in Uganda topraklarına gerçekleştirdiği askerî müdahalenin egemenlik açısından tartışılmasını geçersiz kılmaz. Tarihçilik açısından iki yanlış arasında seçim yapmak zorunda değiliz.

Uganda ile İsrail arasındaki ilişkiler aslında Amin'den çok önce başlamıştı. İsrail; Uganda'nın bağımsızlık öncesi ve erken bağımsızlık dönemlerinde askerî eğitim, tarım, altyapı ve çeşitli teknik alanlarda iş birliği geliştirmişti. Amin de İsrail'de askerî eğitim almıştı. Ancak 1972'de ilişkiler bozuldu ve Amin, İsraillileri Uganda'dan çıkardı.

Bu nedenle 1976 Entebbe krizi, bir zamanlar yakın olan iki devlet arasındaki ilişkilerin düşmanlığa dönüşmesinin sembolü hâline geldi.

Bugün ise tablo tersine dönmüştür. Uganda ile İsrail arasında güvenlik ve diplomatik ilişkiler yeniden gelişmiştir. 2026'da dikilen heykelin de Uganda Savunma Kuvvetleri tarafından diplomatik uzlaşma ve güvenlik ortaklığı bağlamında sunulması, bu dönüşümün en güçlü sembolik göstergelerinden biridir.

Ancak dış politika değişebilir; devletler dün düşman oldukları ülkelerle bugün müttefik olabilirler. Problem dış politikanın değişmesi değil, bu değişimin tarihsel hafızayı yeniden yazma biçimidir.

Tarihin yanlış tarafında durmak

Böyle bir siyasi ve askerî aktörün şimdi Entebbe'de, Uganda'nın egemenliğinin ihlali tartışmalarının merkezindeki İsrailli komutan Yoni Netanyahu'yu anıtlaştırması, tarihsel bir muhasebeden ziyade son derece politize ve ciddiyetsiz bir hafıza siyaseti izlenimi vermektedir. Kendisinin daha önceki çıkışları ne kadar onursuz ve devlet ciddiyetinden uzaksa bu anıt siyaseti de o ölçüde tarih bilincinden uzak, sorumsuz ve gayriciddidir.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Uganda Cumhurbaşkanı Yoweri Museveni

Uganda'nın önünde artık yalnızca İsrail'le ilişkilerini nasıl sürdüreceği sorunu yoktur; kendi egemenlik tarihine, Afrika'nın sömürgecilik karşıtı mirasına ve devlet olmanın gerektirdiği diplomatik ciddiyete nasıl sahip çıkacağı sorunu vardır. Birilerinin Uganda'ya; devlet olmanın yalnızca üniforma giymek, tehdit savurmak ve heykel dikmekten ibaret olmadığını; devlet olmanın tarih bilinci, hukuk, diplomasi, vakar ve sorumluluk gerektirdiğini hatırlatması gerekmektedir.

Filistin bir gün özgür olacaktır; fakat Uganda, tarihin yanlış tarafında durarak bu rezaletini hatırlayacaktır.

Bütün bu tarihsel çelişkiler, Uganda Savunma Kuvvetleri Komutanı Muhoozi Kainerugaba'nın uluslararası kamuoyuna yansıyan tutumlarıyla birlikte düşünüldüğünde daha da dikkat çekici bir hâl almaktadır. Kainerugaba'nın daha önce İtalya Başbakanı Giorgia Meloni'ye 100 inek karşılığında evlilik teklif etmesi, ardından Türkiye'den 1 milyar dolar talep ederek diplomatik ilişkileri kesme tehdidinde bulunması ve Türkiye'den en güzel kadını kendisine eş olarak istemesi, bir devlet görevlisinin kişisel üslubu ile devlet ciddiyeti arasındaki sınırların ne ölçüde aşınabildiğini göstermektedir.

Bu yaklaşım Entebbe meselesine uygulandığında önemli bir sonuç ortaya çıkar: Uganda'nın tarihi yalnızca İsrail'in Entebbe kahramanlık anlatısıyla veya Batılıların Idi Amin diktatörlüğü anlatısıyla açıklanamaz. Ugandalıların, Afrikalıların ve kıtanın sömürgecilik sonrası siyasal hafızasının da dikkate alınması gerekir. Bu perspektif Entebbe açısından şu soruyu doğurur:

Uganda'nın tarihsel hafızası kimin arşivinden ve kimin kahramanlık ölçütlerinden hareketle yeniden kurulmaktadır?

Eğer bir devlet, kendi topraklarında gerçekleşmiş dış askerî müdahaleyi elli yıl sonra bir kahramanlık anıtıyla temsil etmeye başlıyorsa bunun yalnızca diplomatik bir jest olmadığı açıktır. Bu, devletin geçmişi yeniden yorumlama biçimidir. Daha önce vurguladığımız gibi dekolonizasyon meselesi de burada önem kazanmaktadır. Dekolonizasyon yalnızca sömürgeciliğin fiziksel kurumlarının sona ermesi değil, tarihsel anlatının hangi merkezden üretildiğinin sorgulanmasıdır.

Bu bakımdan asıl paradoks, Afrika'nın sömürgecilik sonrası tarih yazımı dışarıdan dayatılan anlatıları sorgularken Uganda'nın Entebbe'deki yeni anıt politikasının bir başka devletin askerî kahramanlık anlatısını kendi ulusal mekânına yerleştirmesidir.

Entebbe olayının Filistin meselesinden bağımsız değerlendirilmesi de mümkün değildir. 1976'daki uçak kaçırma olayının arkasında Filistinli örgütlerin de bulunması, Uganda'nın o dönemde Filistin davasına verdiği desteği uluslararası tartışmanın merkezine taşımıştır. Günümüz Uganda'sında ise Devlet Başkanı Yoweri Museveni iki devletli çözümü desteklediğini açıklamaktadır.

Burada ikinci bir tarihsel dönüşüm ortaya çıkmaktadır. 1960'lar ve 1970'lerde Afrika'nın önemli bir bölümü Filistin meselesini sömürgecilik, ırkçılık ve ulusal kurtuluş mücadeleleri bağlamında değerlendirirken bugün Afrika devletlerinin İsrail ile ilişkileri çok daha çeşitlidir. Uganda da bu değişimin örneklerinden biridir.

Ancak Filistin meselesinin sömürgecilik karşıtı Afrika hafızasında sahip olduğu yeri hatırlamak önemlidir. Afrika'nın kendi kurtuluş mücadeleleri, Filistin meselesine yönelik dayanışmanın temel kaynaklarından biri olmuştur. Bu nedenle Uganda'nın İsrail ile diplomatik ve askerî ilişkiler kurması başlı başına bir çelişki değildir; fakat Entebbe'deki anıt, geçmişteki Afrika dayanışması ile bugünkü devlet politikasının arasındaki mesafeyi görünür hâle getirmektedir.

Uganda'nın unutmaması gerekenler

Uganda'nın bugün kendi tarihine bakarken üç ayrı gerçeği aynı anda kabul etmesi gerekir:

Birincisi, Idi Amin diktatörlüğü Uganda'nın tarihindeki ağır bir trajedidir ve savunulamaz.

İkincisi, Entebbe'deki rehinelerin kurtarılması gerçek bir insani sonuç doğurmuş ve Yoni Netanyahu bu operasyon sırasında hayatını kaybetmiştir.

Üçüncüsü, bu operasyon Uganda'nın egemen topraklarında gerçekleştirilmiş yabancı bir askerî müdahaledir ve dönemin Afrika diplomatik düzeni tarafından Uganda'nın egemenliğine yönelik ihlal olarak değerlendirilmiştir.

Bu üç gerçek aynı anda doğru olabilir.

Olgun bir tarih bilinci, birinci gerçeği kullanarak üçüncüyü silemez; üçüncü gerçeği kullanarak da birincinin kurbanlarını görünmez kılamaz.

Dolayısıyla Yoni Netanyahu'yu anmak isteyenlerin bunu yapması kendi tarihsel hafızaları bakımından anlaşılabilir. Fakat Uganda devletinin, Uganda topraklarında hayatını kaybeden bir yabancı askerî komutanı resmî anıtla yüceltmesi -özellikle de bu komutanın mensubu olduğu ordunun Uganda'nın egemenliğini ihlal ettiği bir operasyonun liderlerinden biri olması nedeniyle- tarihsel açıdan tartışmasız ve masum bir hafıza siyaseti değildir.

Asıl soru “Yoni Netanyahu kahraman mıydı?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Uganda neden kendi topraklarında yaşanan tarihsel bir çatışmanın hangi tarafını, hangi siyasal ihtiyaç nedeniyle ve hangi Afrika tarih anlatısına karşılık gelecek şekilde anıtlaştırmaktadır?

Sonuç

Entebbe'deki Yoni Netanyahu heykeli, elli yıl önce yaşanmış bir askerî operasyonun basit bir anıtı olmaktan çok Uganda'nın değişen jeopolitik yönelimlerinin sembolüdür.

1976'da Uganda'nın egemenliğini savunma iddiasıyla OAU (Afrika Birliği Teşkilatı) ve Uganda tarafından eleştirilen İsrail operasyonunun komutanının 2026'da Uganda askerî makamlarınca anıtlaştırılması, Uganda'nın devlet hafızasında büyük bir dönüşüm yaşandığını göstermektedir. Bu dönüşüm, Afrika'nın sömürgecilik sonrası egemenlik anlayışı açısından özellikle dikkat çekicidir.

Afrika'nın tarihi yalnızca dışarıdan yazılan anlatıların tekrarıyla değil, Afrika toplumlarının kendi arşivleri, hafızaları, deneyimleri ve tarihsel aktörlükleri üzerinden yeniden değerlendirilmelidir.

Bu nedenle Uganda'nın Entebbe'deki yeni anıtı, İsrail ile yakınlaşmanın bir sembolü olmasının yanında Uganda'nın kendi geçmişiyle kurduğu ilişkinin de sınavıdır.

Bir devlet dün “egemenliğime saldırı” dediği bir askerî operasyonun komutanını bugün kahramanlaştırabilir; fakat bunu yaptığında tarihin önceki katmanlarını ortadan kaldırmış olmaz. Bilakis yeni anıt, eski çelişkileri daha görünür hâle getirir.

Akademik tarihçiliğin görevi de tam olarak budur: Devletlerin değişen ittifaklarını takip etmek kadar bu ittifakların hafızayı nasıl dönüştürdüğünü sorgulamaktır.

Filistin bir gün özgür olacaktır; fakat Uganda, tarihin yanlış tarafında durarak bu rezaletini hatırlayacaktır.


Kaynakça

Gençoğlu, Halim. “African Historiography: Reflections on Rewriting the Continent's Past.” ChronAfrica, 1/1 (2024), 1–10. DOI: 10.62841/ChronAfrica.2024.195. chronafrica.com

Gençoğlu, Halim. “Güney Afrika Milli Arşivlerinin Osmanlı Tarih Yazıcılığı Açısından Önemi.” Belleten, 83/298 (2019), 933–956. DOI: 10.37879/belleten.2019.933.

Gençoğlu, Halim. Batı'nın Afrika Talanı: Afrika Tarihinde Sömürgecilik ve Soykırımlar. İstanbul: Kronik Kitap, 2024.

Gençoğlu, Halim. “Dekolonizasyon Mefhumunu Batı Tahakkümünden Kurtarmak.” Fokus+, 6 Ağustos 2026.

United Nations. Yearbook of the United Nations 1976, “Other Political and Security Questions: Uganda–Israel/Entebbe.” United Nations

United Nations Security Council. Official Records, S/PV.1939, 1976. Digital Library

Africa Institute Bulletin. “Thirteenth Organization of African Unity Summit: Distractions at the Summit: Khartoum and Entebbe.” 14/5–6 (1976). AfricaBib

The Monitor. “Muhoozi unveils Entebbe monument to Yoni Netanyahu, signals deeper Israel ties.” 2 Ağustos 2026. Monitor

Associated Press. “Uganda's military unveils statue of Netanyahu's brother who died in 1976 Entebbe hostage rescue.” 3 Ağustos 2026. AP News

Kiyingi, Asuman. “Netanyahu statue at Entebbe is an assault on Uganda's sovereignty, constitutional order.” The Observer, 5 Ağustos 2026.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir