“Mücadele Metodunda Netleşme” Paneli Yapıldı

“Mücadele Metodunda Netleşme” Paneli Yapıldı

Özgür-Der'in her ayın son Çarşambasında İstanbul ZHKM’de gerçekleştirdiği “Mücadele Sürecimizde Kazanımlar” başlıklı panellerin yedincisi yapıldı. Paneller zincirinin bu ayki halkasında “Mücadele Metodunda Netleşme” konusu tartışıldı.

29 Nisan Çarşamba akşamı gerçekleştirilen panele Burhan Kavuncu başkanlık ederken Rıdvan Kaya ile Kazım Sağlam da konuşmacı olarak katıldılar.

Mücadele Yönteminde Yeterli Düzeyde Bir Netlik Henüz Oluşamadı

Mücadele sürecinde metota ilişkin gelişen yaklaşım ve ortaya konan pratikler üzerinden çeşitli örneklendirmelerde bulunarak panelin sunumuna başlayan Burhan Kavuncu, mücadele metodunun tespitinde sabit ve değişken ölçülerin ne olduğu konusunda henüz yeterli bir netliğin sağlanamadığını söyledi. Aynı durumun neyin cahiliye olup olmadığı, safha tespiti, egemen-kuşatan kavramlara nasıl yaklaşılacağı vb. konular için de geçerli olduğunu belirten Kavuncu "Netleşme konusunu konuşuyoruz ama henüz yeterli bir netliği yakalayamadığımız gerçekliğiyle birlikte..." diyerek sözü konuşmacılara verdi.

Netleşmekten Toplam Bir Birikimi Anlamak Gerek

İlk konuşmacı olarak söz alan ve tebliğine konuya nasıl yaklaşılması gerektiği üzerinde çeşitli saptamalar yaparak başlayan Rıdvan Kaya, konunun teorik çerçevesinin zor olduğunu, somut olaylar üzerinden ele alınması gerektiğini belirterek "Genel anlamda ironik bir görüntünün varlığı bir gerçekliktir. Sapmalar, savrulmalar ve siyasal tavır ve tutumlarda hala da bulanıklık var. Ancak netleşme derken kazanımlar bağlamında toplam bir birikimden bahsediyoruz." dedi. Bu birikimin muhasebede perspektif derinliği sağladığını ve mevcut durumun değerlendirilmesini kolaylaştırdığını kaydeden Kaya, eğer bu mücadele birikimi olmasaydı özeleştiri ve perspektif derinliğinin de mümkün olamayacağını belirterek mevcut birikimin başlı başına bir kazanım olarak kabul edilebileceğini söyledi.

Kazanım Dediğimiz Olay Genel Toplamdır

Zaafların ve yetersizliklerin ortada olduğunu kaydeden Kaya ancak septik-kuşkucu bir yaklaşımla "hiçbir şey yapmadık, işe yaramıyoruz" yönlü değerlendirme biçimlerinin de sağlıklı olmadığının altını çizerek mücadele metodunda netleşme bağlamındaki kazanımlara nasıl bakılması gerektiğini şu vurgularıyla özetledi: "Kazanım dediğimiz tabii ki yeryüzündeki bütün İslami hareketlere, oluşum ve faaliyetlere atfedilemez. Bunlar genel değerlendirmelerdir. Kazanım dediğimiz olay genel toplamdır.Yeterli olmasa da mücadelenin varlığı başlı başına bir kazanımdır."

Mücadele Metodunda Kazanımlar:

Sağ-Muhafazakar Çerçeveden Bağımsız Kimliğe Doğru Yönelim: 1960'lara gelindiğinde Türkiye'de onca zaafına rağmen hassasiyetlerin korunduğuna dikkat çeken Kaya, bunun altının iyi doldurulamadığını ve dolayısıyla bir niteliğe kavuşamadan süreç içerisinde Sağ-muhafazakar-devletçi siyasete eklemlenilerek sığınma temelinde varolma gibi bir durumun ortaya çıktığını söyledi. 1960'li yıllardan itibaren ise geneksel-sağ akımlardan uzaklaşma yönünde daha bağımsız yönelimlerin geliştiğine dikkat çeken Kaya, bunun önemli bir kazanım olduğunu kaydetti. MSP, MTTB, Akıncılar vb. de bütün yetersizliklerine rağmen bu sürecin kurumsal-yapısal yansımaları olarak okunabileceğini kaydeden Kaya, aynı zamanda kişiler odaklı bağımsızlaşma yöneliminin de geliştiğini ve 80 sonrası süreçte yapısal bazdaki sığlığa karşın düşünsel planda ciddi bir yoğunlaşma-derinleşmenin yaşandığını söyledi. Sürecin olumluluklarının başta devlet-sistem telakkisi olmak üzere kendisini hissettirmeye başladığını belirten Kaya, bu süreçte fikri ayrışmanın baş gösterdiğini ve özellikle de gerek kavramsal ve gerekse de yapısal boyutta sağcılık ve milliyetçiliğin sorgulanmaya başlanmasının netleşme yönünde ciddi bir birikim oluşturduğunu kaydetti.

Daha Çok Bilinçlenmeye, Öğrenmeye Doğru Sürekli Bir İlerleme: Her sosyolojik süreç ve harekette olduğu gibi uyanış sürecinde de daha sonra geri dönüşlerin baş gösterdiğini belirten Kaya, bunun kısmen anlaşılabilir, doğal bir durum olduğunu ve abartılmaması gerektiğini söyledi. Sürecin salt kazanımlar yönünde tek boyutlu gelişmediğini kaydeden Kaya, yaşanan geri dönüşlerin ve sahiplerinin bir zamanlar aştıkları Ordu, şehitlik, millet, devlet vb. yeniden keşfetmeye başladıklarını (!) ve bazılarının da bu ve benzeri geri dönüşlere politik hesaplar veya pragmatik kaygılarla savrulabildiklerini ifade etti.

Diğer yandan süreç içerisinde netleşme yönünde ilerleme sağlayan kesimler arasında aşırılıkların da ortaya çıktığına dikkat çeken Kaya, darul harp fıkhı, toplumun cahiliye olarak nitelendirilmesi vb. de ölçüsüzlüğe savrulunduğunu ve bu durumun bazı kişi ve kesimlerde toplumu muhatap kabul etmeme, ilişkileri kesme vb. tavırlara kadar vardırıldığını söyledi. Yine de bu yöndeki tespitlerin çoğu zaman abartılarak genelleştirildiğinin de gözönünde bulundurulması gerektiğinin önemini vurgulayan Kaya, tekil örnekler üzerinden genellemeci değerlendirmelere gitme hastalığının yaygın olduğunu belirtek bundan sakınmaya çağrı yaptı ve "Daha çok bilinçlenmeye, öğrenmeye doğru sürekli bir ilerleme var." tespitinde bulundu.

Şiddet ile Pasifizm Arasında Denge Arayışı: Tebliğinde son olarak sistem içi araçların kullanılması bağlamında geliştirilen yöntemler üzerinde duran Rıdvan Kaya, (1) Sağ-muhafazakar partilerin oy deposu olarak algılanma ve (2) Anti-komünizmle özdeşlemeyi temel zaaflar olarak saptadı. İkincisi bağlamında Kanlı Pazar örneğini veren Kaya, bu yöndeki olumsuz örneklerin tekrarlanabilme olasılığına dikkat çekerek hala da aşılamayan ve muhalefete/muhaliflere de muhalefet etme olarak beliren hastalığın da bu tehlikenin potansiyel zeminini ifade ettiğini söyledi.

Özellikle de 28 Şubat darbe sürecine müteakiben yükselen STK'laşma furyasının sistem içi araçların ölçüsüz-ilkesiz bir kullanımına örnek olarak belirdiğine dikkat çeken Kaya, "Araçları kullanma kendisiyle birlikte yeterli ve net bir kimliği taşımadığında kullanılmayı beraberinde getirebliyor."dedi. Yanı sıra "Radikal" olarak addedilen kimi kesimlerin "Başörtüsü mücadelesini savunmak bizi sistemden dilenme pozisyonuna getirir" yönündeki yaklaşımlarına da dikkat çeken Kaya, bu süreç içerisinde yaygınlaşan bu tutumun vardırdığı nihai noktanın da tavırsızlık veya pasifizm olarak belirdiğini ve bunun da bir diğer sorunu ifade ettiğini söyledi. Sonuç olarak sistem içi araçlardan neyin anlaşılması gerektiği üzerinde de kısaca duran Kaya, kendisini sistem dışı addeden ve şiddeti ya da illegaliteyi önceleyen yaklaşımların zaman zaman etkili olsalar da Türkiye örneğindeki sorunlu yapısı ve marjinalliğine dikkat çekerek gelinen durumun şiddet ile pasifizm arasında denge arayışını ifade ettiğini ve daha vasat yöntemlerin oluşturulması açısından geleceğe dönük umut aşıladığını ifade etti. Kaya, Özgür-Der'in kapatılma davası ve hazırladığı savunmaya karşı çeşitli İslami kesimlere mensup avukatların netlik ve ilkelilikten yana destekleyici yaklaşımlarını değerlendirerek konuşmasını tamamladı.

Mücadeleyi ve Yöntemini Etkileyen Faktörler

İkinci konuşmacı olarak söz alan ve tebliğinde tarihi süreç içerisinde Türkiye Müslümanlarının netleşme macerası üzerinde duran Kazım Sağlam, Özgür-Der'e yönelik açılan kapatma davasının ve buna karşı takınılan tutumun netleşme safhası olarak anlaşılabileceğini ve ayrıca panel konusunun bile tek başına iyi bir yerde olduğumuzu gösterdiğini söyledi.

"Sistem içi araçları kullanırken de mücadelemizin Kur'an-Sünnet zeminine dayanması gerekir." diyen Sağlam, zaman, zemin, dünyanın gidişatı ve nassları mücadeleyi ve yöntemini etkileyen temel faktörler olarak belirlediği konuşmasında "Bütün bunları birlikte değerlendirdiğimizde sağlıklı bir mücadele yöntemi edinebiliriz. İstesek de istemesek de bunlar bizi etkiler." dedi.

Mücadele Yönteminde Netleşme Bağlamında Uyanış Sürecinin Muhasebesi:

Tebliğinin devamında Türkiye'deki İslami uyanış sürecini dönemlere ayırarak değerlendiren Sağlam, her bir dönemin mücadele yöntemi bağlamında netleşme yansımalarını teşhis etmeye çalıştı.

Milli Dindarlık Dönemi (1950-1970): Bu döneme kadarki sürecin imparatorluktan çıkıp uluslaşma süreci olduğunu söyleyen Sağlam, Müslüman kitlelerin bütün zaafiyetlerine rağmen 1950'lere değin dini aidiyetlerini yok sayarak oluşturulmaya çalışılan ulus inşası projesiyle çatıştıklarını ve hassasiyetlerini muhafaza etmekle uğraştıklarını kaydetti. Yine bu bağlamda çok partili siyasal sürece geçiş üzerinde de duran Sağlam, bu sürecin Türkiye'nin kendi iç dinamiklerinden ziyade dış şartların dayatması sonucunda oluştuğunu kaydederek yeni dönemde sistemin kendi bekası için dini görünürlüğü öne çıkarmaya başladığını, dindarların bir yandan bundan istifade ederken diğer yandan da sisteme eklemlenmeye başladıklarını söyledi. "Milli dindarlık" olarak tanımladığı bu sürecin dini bilinçlenmeden ziyade kendisinden önceki döneme oranla dindarlaşma olduğunu belirten Sağlam, gerek sistemin dini kullanmasının ve gerekse de dindarların milliyetçi-mukaddesatçılığa vurguları açısından bu sürecin 1960 ve 70'lere değin sürdüğünü söyledi.

Yeniden İslamlaşma Dönemi (1970-1980): Bu dönemin bir yönüyle yeniden İslaşma sürecini ifade ederken diğer yandan da uyanış, bilinçlenme, arınma vb. bu sürecin diğer unsurları arasında olduğunu kaydeden Sağlam, İslam dünyasındaki çağdaş İslami hareketler ve önderlerinin eserlerinin tercüme edilmesinin bu süreci oluşturup beslediğini ve Hilal Dergisi ve Yayınları gibi kazanımların bu sürecin meyvesi olduklarını söyledi. Bu dönem boyunca süreci besleyen diğer yayın faaliyetlerine de kısaca değinen Sağlam, MSP, MTTB ve Akıncılar'a da kısaca değinerek çeşitli saptamalarda bulundu. "Erbakan'ın siyasi hareketinin kurulması mücadeleye siyasi kimlik kazandırmıştır." diyen Sağlam yine bu süreçte bilgilenme bağlamında yoğunlaşmanın yaşandığını, taleplerin arttığını ve İslam devleti özleminin oluşmaya başladığını belirterek "Cahiliye kavramı ve İslam devleti talebi netleşmeye katkı sunmuştur." dedi.Sağlam, MTTB ve Akıncılar'ın katkılarına ilişkin olarak da şu saptamalarda bulundu: "Akıncılar, İslami tebliğin Anadolu sathına yayılmasına vesile olmuştur; MTTB ise daha entellektüel, kadrocu ve devlete yönelik bir çizgi idi. MTTB, anlayış olarak Akıncılar'a oranla daha İslami idi."

Toparlanma ve Muhalefet Oluşturma Dönemi (1980-1997): 1980'lere gelindiğinde hissedilebilir bir muhalefetin geliştirildiğini kaydeden Sağlam, bunun iki ucu bulunduğunu söyledi. Bu uçların birincisinin sistemle ve dayandığı paradigma ile hesaplaşma temelinde şekillendiğini ve kimlik kazandırıcı olduğunu belirten Sağlam, "O dönemde bu hesaplaşmayı gerçekleştiremeyenler bağımsız bir kimlik geliştiremedi; Sağcı, devletçi, muhafazakar çizgide kaldı." diyerek buna MB'nin akibetini örnek verdi. Sürecin ikinci ucunu ise red temelli şiddetli kalkışlar olarak ortaya koyan Sağlam, bunun süreç içerisinde red cephesine dönüştüğünü ve yer yer sertleştiğini söyledi.

Yine bu dönemde Müslümanların sistem içi araçlara ve bu bağlamda partisel mücadeleye bakışları üzerinde de duran Sağlam, "1978'e kadar MSP bir cihad hareketi olarak algılandı." saptamasında bulundu. 1980'den itibaren ise yeni bir döneme girildiğini ifade eden Sağlam, Özal'ın dört eğilimi birleştirme politikasından Müslümanların da etkilendiğini söyledi. Darbe atmosferinde ayakta kalanların ise bir kısmının cezaevlerinde tecrite tabi tutulduğunu kaydeden Sağlam, diğer bir grubun da memleketlerini terk ettiklerini söyledi. Yine bu dönemde hizmet telakkisi ile farklı/uzlaşmacı eğilimlerin de geliştiğine dikkat çeken Sağlam, ayrıca içe kapanma yönünde yoğun bir durumun da yaşandığına dikkat çekerek dönemin müslümanlar cephesinde öne çıkan en dikkat çekici yönünün de dar-örgütçü yapılanma modellerinin gelişmesi olduğunu söyledi. Sonuç olarak bu dönem boyunca dış dünyadan korunmak için içe kapanmanın geliştiğini ve bununla eş-zamanlı olarak da içe dönük yoğunlaşmada yoğun bir eğitim-öğrenimin oluştuğunu belirten Sağlam, ilerleyen aşamalarda Müslümanların dışa açılmak için vakıf-dernek, dergi-kitap vb. araçlar üzerinden yoğun bir faaliyete giriştiklerini kaydetti. Ayrıca İran'da başgösteren İslam devrimi, Afgan cihadı vb. dış etkilerin de Müslümanlarda moral takviyesi oluşturup özgüven imkanı sunduğunu da ifade eden Sağlam, Müslümanların sistem içi araçlar üzerinden dışa/kitlelere açılma sürecinde yoğun acemilikler de gösterdiklerinin unutulmaması gerektiğini söyledi.

Küreselleşme Süreci ve 28 Şubat Darbesinden Şu Ana Kadarki Dönem: Son olarak 28 Şubat sürecinden bu yana mücadele metodu bağlamında geliştirilen tutumlara değinen Sağlam, bu sürecin en belirgin özelliğinin İslam devleti talebinden vaz geçerek kendine kamusal alanda yer edinme yönelimi olduğunu iddia etti. Yine bu süreçte STK'laşmanın da yaygınlaştığını kaydeden Sağlam, STK'nın kendine özgü insan hakları ve dünya algısının bulunduğunu ve dolayısıyla genel olarak bu meyanda hassasiyetlerin kaybolmaya yüz tuttuğunu söyledi. Bu bağlamda hassas olma çağrısında bulunan Sağlam, bir diğer yandan da Müslümanların AK Parti'nin muhafazakar-demokrat ideolojisi üzerinden sisteme eklemlenmeye başladıklarına dikkat çekerek AK Parti'nin ciddi anlamda negatif etkiler yarattığını ifade etti. Sağlam, ilkeleri ve kimliği buharlaştıran iki tehdit olarak ortaya koyduğu bu yönelimler ve etkilerine karşı müteyakkız olma çağrısında bulunarak konuşmasını tamamladı.

Dinleyicilerin soru ve katkılarının konuşmacılar tarafından yanıtlanıp değerlendirilmesine müteakiben panel sona erdi.

Haşim Ay / HAKSÖZ-HABER

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir