Şehirlerimiz aslına rücu etsin
HAKAN TAŞKIN / HAKSÖZ HABER
Görsel 1: (Qurtuba Estate, Johannesburg/Güney Afrika) Kuş Bakışı Görsel
2025 yılı ve 2026’nın ilk aylarında sokaklarımızda, okullarımızda tanık olduğumuz üzücü olaylar; televizyon ekranlarından sızan yozlaşmış kültürün esiri olan gençlerin ve madde bağımlılarının saçtığı şiddet, hepimizi derin bir tefekküre sevk ediyor. Toplumsal bir yara haline gelen bu ahlaki çöküşü gördüğümüzde, her duyarlı insanın naçizane bir sorumluluk bilinciyle elini taşın altına koyması gerekiyor.
Geleceğimiz olan evlatlarımızın ve tüm dünya çocuklarının kötülükten, zulümden, adaletsizlikten ve ahlaki çöküşten muhafaza edilmesi en büyük duamız ve ödevimizdir.
Bir inşaat mühendisi olarak kendime şu soruyu soruyorum: Toplumdaki bu çürümeyi nasıl engelleyebilirim? Harca daha fazla beton katarak mı, yoksa demirleri daha nizami bağlatarak mı?
Elbette hayır. Bunca ahlaki çöküş ve yıkım, kendi özümüzden ve aslımızdan uzak kaldığımız için yaşanıyor. Toplumsal yaralarimizi sarmak, ancak aslımızda var olan mahremiyeti ve medeniyetimizi esas alan köklü bir mimari çözümle mümkündür. Çünkü mekan insanı, insan da toplumu biçimlendirir. Mesleki tecrübeleri toplumsal bir ihyaya nasıl tahvil edebileceğimizin somut ve asil bir başarı hikayesi, bugün modern çağın ortasında Güney Afrika’da bir model olarak karşımıza çıkıyor.
Görsel 2: Oldtown. Teraslı Konut Yapıları (siteye ilk inşa edilen konut yapıları)
Modern Çağda İnsani Bir Nefes: Qurtuba Estate Modeli
Güney Afrika’nın Johannesburg kentinde kurulan ve gelişmeye devam eden Qurtuba Estate isimli yerleşim alanı, İslami şehirleşme ve yapılaşma adına harika bir model ortaya koyuyor. Modern dünyanın unuttuğu o kadim anlayış, bu projenin temel anayasası haline getirilmiş: "Ev alma, komşu al."
Müslüman olmayan bir ülkede, azınlıkta olunmasına rağmen müthiş bir seçicilik uygulanan bu modelde, bir arada yaşama kültürünü ve topluluğun güvenliğini korumak adına çok bilinçli önlemler alınmış. Birlikte yaşayacak insanların insani referansları önemseniyor ve merkeze doğrudan mescid kültürü yerleştiriliyor. Siteden ev kiralamak ya da mülk sahibi olmak isteyen insanlar, topluluğun dokusunu ve ahlaki değerlerini korumak adına bizzat mülakattan geçiriliyor. Belki de Güney Afrika’daki örneğin böylesine çalışır durumda olması, bu sitede yaşayan sakinlerin bir mahalle baskısına maruz kalmadan burada sunulan değerleri büyük oranda içlerine sindirmiş olmalarıdır. Hristiyan hükümetin tamamen bilgisi dahilinde olan bu topluluk, Müslüman olmayan diğer Güney Afrika vatandaşları tarafından bir İslamlaşma hareketi olarak görülmeyip, tercihler doğrultusunda bir yaşam şekli olarak okunuyor. Aynı hassasiyetleri taşımayan Müslümanlar için farklı yaşam alanları da mevcut elbette.
Bu güvenli yaşam alanında insanları karşılayan ilk şey, köklü bir selamlaşma kültürü oluyor. Tanıyıp tanımamak fark etmeksizin, karşılaşılan herkesle selamlaşmak ve samimi bir iletişim kurmak, topluma tarifsiz bir huzur aşılıyor.
Kadınlara ve çocuklara yönelik hafta içi gündüz medrese ve hafızlık dersleri verilirken, haftaiçi akşamları belli sıklıklarla bölgedeki alimlerin davet edildiği maneviyatı geliştirmeye yönelik zikir ve sohbet halkaları kuruluyor. Geçtiğimiz yıl dışarıya yönelik de eğitim veren, yatılı bir hafızlık akademisi kuruldu.
Cuma namazlarında alana tamamen ayrı bir iklim hakim oluyor. Dışarıdan namaza gelenler, her yerden yankılanan hutbe sesleriyle, camiye koşuşturan küçükten büyüğe Müslümanların çizdiği resmin Kutsal Topraklar’ın atmosferini hissetmeye izin verdiğini ifade ediyor. Çocuklar cami yanındaki parkta doyasıya oynarken, okunan ezanla birlikte akranlarıyla vakit namazları için mescide koşturuyorlar.
Elbette her toplulukta insani sorunlar yaşanabilir; ancak bu kültürel bağlar sürdürüldüğü müddetçe, bugün modern şehir sokaklarında yaşanan ağır toplumsal cinnetlerin o iklimde barınması mümkün olmuyor.
Görsel 3: Masjid Tariq Bin Ziyaad. Qurtuba’da bulunan ana mescid/camii
Mimariden Sosyal Güvenliğe
- Merkezi Cami: Yaşam alanının tam merkezinde bir cami yer alıyor. Herşey onun etrafında şekilleniyor. Mescidin çevresinde gösterişten ve lüksten uzak, az yoğunluklu mütevazı yapılar yükseliyor.
- Mahremiyet ve Sosyal Yaşam: Sitedeki sosyal alanlarda ve havuzlarda, kadınlar ve çocuklar için özel saatler ve alanlar belirlenerek mahremiyet hassasiyeti modern bir mimariyle hassas bir biçimde korunuyor.
- Sosyal Ortam : Camiinin hemen yanında spor alanları, geniş yürüyüş yolları, sağlık kliniği, acil durum odaları ve temel ihtiyaçları karşılayan esnaflar bulunuyor.
- Doğa Dostu Çocuk Parkları: Sitenin içinde çocukların gelişimini destekleyen birçok sosyal imkan var. En dikkat çekici detaylardan biri ise, çocuk parklarının geri dönüşüm malzemeleri kullanılarak tasarlanmış olması. Bu sayede çocuklara daha küçük yaşta hem doğa bilinci hem de israftan kaçınma kültürü aşılanıyor.
Ciddi sosyal güvenlik sorunlarının yaşandığı coğrafyalarda bile bu model; hem mimari hem de sosyal bir kalkan görevi görerek yapılara adeta bir misyon yüklüyor. Üstelik bu güvenli iklimde, modern bilimlerle manevi eğitimi harmanlayan eğitim kurumları sayesinde nesiller muhafaza ediliyor. Kısacası bu yaklaşım, modern çağın getirdiği yozlaşmaya karşı insanların kendi özlerinden ve kimliklerinden kopmadan geleceklerini nasıl inşa edebileceklerinin somut bir kanıtını sunuyor.
Sadece Beton Yapı Değil, Kültür İnşa Etmeliyiz
Hepimizin eksikleri ve hataları olabilir. İnsanın dönem dönem yanlışlara düşmesi anlaşılabilir. Ancak artık silkinmenin, derinlemesine düşünmenin ve köklü adımlar atmanın tam zamanıdır.
Bugün etrafımıza baktığımızda herkes çocukların yetiştiği ortamdan, sokakların ve ekranların tekinsizliğinden şikayetçi. Bizler çocuklarımız için alternatif olarak kaç tane cami ve eğitim merkezli, değerlerimizi yaşatan İslami yaşam alanları veya site inşa ettik? Evlatlarımızın ahlakını korumak adına ne zaman "ev" aramayı bırakıp bilinçli bir şekilde "komşu" aldık? Bozulmaların suçunu sadece çocuklara yetişen nesle atmak, kendi görevlerimizden , sorumluluklarımızdan kaçmaktan başka bir şey olmasa gerek.
Bizler köklü ve zengin kültürel mirasa sahip bir topluluğun evlatlarıyız. Yüzyıllarca dünyaya yön vermiş, insanı yaşatmayı merkeze almış muazzam bir kültüre zaten sahiptik; fakat zamanla elimizde bulunan bu kıymetli cevherden uzak düştük.)Şimdi yapmamız gereken şey, sıfırdan bir şeyler icat etmek değil; ruhumuza işlenmiş o kadim kültürü hafızalarımızdan çıkarıp sokaklarımızda, mimarimizde ve hayatımızda yeniden inşa etmektir.
- TOKİ, sadece betonarme evler inşa etmesin; toplumu iyileştiren, mahremiyeti koruyan ve komşuluğu canlandıran bir "kültür" inşa etsin. Dünyadaki bu ve benzeri güzel model şehircilik örneklerini incelesin. Mimarlarımız bu medeniyet tasavvurunu inşa etmek üzere projeler üretsin, mühendislerimiz doğa dostu yapım teknikleri ve malzemelerin geliştirilmesi için çalışsın.)
- Milli Eğitim Bakanlığımız, küresel çaptaki başarılı, koruyucu ve medeniyet değerlerimizle uyumlu okul modellerini buraya ülkemize taşısın.
- Kurumlarımız binaların ötesine, ruhun ve toplumun ihyasına odaklansın.
Bizler de fert olarak kendi çabamıza, ailemize ve sorumluluklarımıza odaklanalım. Sokaklarımızı ve geleceğimizi ancak harcımıza bu medeniyet vizyonunu katarak yeniden güvenli kılabiliriz.
Görsel 4: Teraslı konut yapılarından sosyal alanlara bakış
Görsel 5: Al Qasr. Konut Yapısı Içeriden Bakış
Görsel 6: Al Qasr. Konut Yapısı Dışarıdan Bakış

