1. YAZARLAR

  2. Ali Ünal

  3. Küresel kriz
Ali Ünal

Ali Ünal

Yazarın Tüm Yazıları >

Küresel kriz

13 Ekim 2008 Pazartesi 04:19A+A-

Papa 16. Benediktus, "Küresel kriz, İlâhî ikazdır!" diyor. Böyle dediği için ne Batı'da hücuma maruz kalıyor ne de Türkiye'de bir Müslüman benzer değerlendirmede bulunduğunda topyekûn harekete geçen "lâikçi" medyadan ses çıkıyor.

17 Ağustos 1999 depremi için benzer bir değerlendirmede bulunan Sayın Mehmet Kutlular hapis cezasına çarptırılmış, o bu cezayı çekmiş ama AİHM, böyle bir değerlendirme hukuka aykırı değildir diyerek, onu hukuka aykırı bulan Türkiye Cumhuriyeti mahkemesini mahkûm etmişti. Elbette kevnî/kozmik meseleler üzerinde yorum yaparken seküler kanunlara göre davranmak, Allah'a ve dine inancımızı onlara göre düzenlemek mecburiyetinde değiliz.

Evet, Kur'an'da iki küsur sayfa olarak anlatılan Hz. Musa (as) ve Hz. Hızır (as) kıssası, bize bütün hadiselerin Kaderî boyutunu, içyüzünü, asıl manâsını öğretir. Cenab-ı Allah (cc), Kur'an'da kevnî gerçekler gibi fertlerin ve toplumların yaşadıklarını, yani tarihi ve sosyal vâkıaları da zahirî sebepler açısından nazara vermez; çünkü onlara böyle bakmak, o gerçekleri ve hadiseleri manâsızlaştırır ve yaratılışı da anlamsız hale getirdiği gibi, neticede insanı ya deist olmaya ya da Cenab-ı Allah'ın -haşa- manâsız şeylerle iştigal ettiği neticesine, bundan da öte O'nu inkâra kadar götürür. Bu ise, cinayetlerin en korkuncudur. Zahirî sebepler birer bahanedir; asıl sebep, onların gerisinde yatan Kaderî veya İlâhî hükümdür. Bize düşen, öncelikle onu aramak ve ona göre davranmaktır. Bu, zahirî sebepleri görmeyelim manâsına gelmez. Çünkü sebep ve netice gibi, zahirî ve aslî sebepler için de iki ayrı değil tek ve aynı Kader hükmeder; zahirî sebepler de aslî sebebe bağlıdır. Kader, bu aslî sebebe göre hükmünü verir; zahirî sebebi bir perde yapar ve bizi aslî sebebi görmeye çağırır.

Meselâ, Uhud Savaşı'nın ikinci devresinde Müslümanların yaşadığı zahirî mağlûbiyetteki görünür sebep, Peygamber Efendimiz'in (sas) kesin emrine rağmen okçuların yerlerini terk etmeleridir (Âl-i İmran, 152). Ama bu görünür sebebi ve Sahâbe ordusunun savaşın ikinci devresindeki zahirî mağlûbiyetini hazırlayan asıl sebep, Kur'an'da açıkça buyrulduğu üzere, Sahâbe'den bazılarının daha önce kendi seviyeleriyle tam örtüşmeyecek şekilde davranmış olmalarıdır (Âl-i İmran, 155). Bu da, Allahü a'lem Bedir Savaşı'nda düşman tamamen ezilmeden ganimet toplamaya girişmeleri olsa gerektir (Enfal, 67; Muhammed, 4). Söz konusu zahirî mağlûbiyetin daha başka pek çok hikmetleri vardır ki, bunlar bilhassa Âl-i İmran Sûresi'ndeki ilgili âyetlerden takip edilebilir. Aynı şekilde, Huneyn Savaşı'nın ilk devresinde yaşanan zahirî mağlûbiyetin görünürdeki sebebi, Huneyn Vadisi'nde düşmanın pususuna düşmektir. Fakat bu sebebi hazırlayan ve o mağlûbiyete hükmeden asıl sebep ise, Müslüman ordusundaki bazılarının kalblerinde beliriveren güçlerine aldanma, "bugün bizi yenebilecek kimse yoktur!" duygusuna kapılıp, zaferi bir anlık bir duyguyla bile olsa kendi maddî güçlerine bağlayıverme olmuştur (Tevbe, 25).

Fert fert ve toplumlar olarak hayatımızdaki her bir hadise nasıl pek çok manâlar ve hikmetler yüklü ise, bugün dünya çapında yaşanan ve nelere mal olacağını henüz kimsenin kestiremediği "küresel kriz" de elbette büyük manâlar ve hikmetler yüklüdür; taşıdığı manâ ve hikmetleriyle elbette İlâhî bir ikazdır. Krize yol açan zahirî sebepler kadar olsun, o sebepleri ortaya çıkaran ve onlara hükmeden Kaderî sebepleri aramak gerekir. Ne liberal kapitalizm ve onun üzerine oturduğu pazar ekonomisi, "ideolojilerini mitoloji haline getirenler"in zannettiği gibi insanlığın önündeki yegâne alternatif ve tarihin sonudur ne de mevcut herhangi bir siyasî sistem. Çünkü bunların hiçbiri, Cenab-ı Allah'ın kâinat gibi insan hayatının da yaratılış ve işleyiş, yani varoluş sistemi olarak tayin buyurduğu, varlığın üzerinde döndüğü İlâhî icraatın unvanı olan kanunlar bütününe, yani "fıtrat"a uygun değildir. Dolayısıyla, fıtratın bir tercümesi olan İslâm'a da uygun değildir ve hepsi, sona ermeye mahkûmdur. Bu konu, üzerinde biraz daha durmayı hak ediyor.

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT