Daha çok medyada yer alan güncel haber ve yorumlar ekseninde değerlendirdiğimiz Medya Kritik bölümümüzde bu sefer sitemiz yazarlarından Şükrü Hüseyinoğlu'nun Kur'an'la ilgili yanlış bir algının tashihine ilişkin İslam ve Hayat'ta kaleme aldığı yazısına yer veriyoruz. Burada yer vermemizin nedeni ise Ahmet Kurucan'ın Zaman gazetesinin dünkü (9 Nisan 2009) nüshasında kaleme aldığı "Manasını anlamadan Kur'an okumak" başlıklı yazısına cevap mahiyeti taşımasıdır. Kur'an'ın manası çerçevesinde önemsediğimiz bir konunun Zaman'da ele alınış biçimini Hüseyinoğlu böyle tashih ediyor:
Yanılıyorsunuz Sayın Kurucan!
Şükrü Hüseyinoğlu / İslam ve Hayat
Zaman gazetesinde dün, gazetenin sözü geçen yazarlarından Ahmet Kurucan'ın "Manasını anlamadan Kur'an okumak" başlıklı bir yazısı yayınlandı. Kurucan, yazısında "anlamadan Kur'an okuma" konusundaki soru ve tartışmaları gündeme getiriyor ve kendi bakış açısıyla bir sonuca varıyor.
Kurucan'ın vardığı sonuç, "Okunan İlahi beyanın mana ve muhtevasının anlaşılması öncelikli bir şart değildir" şeklinde oluyor. Buna gerekçe olarak da, tefsir usulünde Kur'an'la ilgili yapılmış olan "okunması ibadet olan, okunmasıyla ibadet edilen Allah kelamıdır" tarifini ve ikinci olarak da Kur'an'ı vahyeden İlahi iradenin gaye ve maksadını anlamanın beşer aklının sınırlarını aştığı, dolayısıyla bizim Kur'an'ın hangi maksatla vahyedildiğini tam olarak bilemeyeceğimizi gösteriyor.
Kurucan, bunu şöyle ifade ediyor: "Kur'an beşeri bir kelam, insan mahsulü bir beyan değildir. Dolayısıyla Kur'an'ın var oluş gayesini "efradını cami, ağyarını mani" bir şekilde anlamak, kavramak, anlatmak beşer aklının idrak sınırlarını aşar. Çünkü bu, İlahi iradenin her şeyine vâkıf olmayı gerektirir ki beşer için tek kelime ile muhaldir."
Böylece anlıyoruz ki, Kurucan'ın "Okunan İlahi beyanın mana ve muhtevasının anlaşılması öncelikli bir şart değildir" şeklindeki son derece yanlış sonuca varmasında, Kur'an hakkında ve Kur'an'ın vahyediliş gayesi konusunda bizzat Kur'an'ın beyanlarını esas almak yerine, bu konuda mantıki varsayımlarla yola çıkmış olmasıdır.
Doğrudur, biz beşeriz, İlahi iradenin neyi ve niçin murad ettiğini "efradını cami, ağyarını mani" bir şekilde bilmemiz mümkün değildir. Fakat, ya Rabbimiz kendisinin bir konuda neyi ve niçin murad ettiğini "efradını cami, ağyarını mani" olarak bildirmişse?
İşte Ahmet Kurucan'ın dikkate almadığı ve yanılgıya düşmesine yol açan en önemli husus tam da bu noktada beliriyor. Rabbimiz, Kur'an'ı insanlığa hangi maksatla gönderdiğini ve bu Kitab'ın vasıflarını Kur'an'da yüzlerce ayet-i kerimede apaçık beyanlar halinde bildirmiş bulunmaktadır. Yani bu konuda bir belirsizlik, bir bilinmezlik söz konusu değildir.
Yüce Rabbimiz, insanlığa rehber olsun için inzal buyurduğu Kitab-ı Kerimini;
- Üzerinde düşünülsün ve öğüt alınsın diye insanlara bahşettiğini (47/24, 54/17, 50/45, 38/29);
- Onun apaçık ve öğüt alanlar için kolaylaştırılmış bir kitap olduğunu (Hicr 15/1, Hacc 22/16, Şuara 26/2, Neml 27/1, Kasas 28/2, Yasin 36/69, Duhan 44/2, Kamer 54/17, 22, 32, 40);
- Ölülere değil diri olanlara indirdiğini, Kur'an'ın yaşayan insanlara hitap ettiğini, onları uyarmak, hesap gününden haberdar etmek için gönderildiğini (Kehf 18/2, Secde 32/3, Yasin 36/70, Fussilet 41/4);
- İnsanları karanlıklardan kurtarıp aydınlığa çıkarmak ve doğru yola iletmek için indirdiğini (Maide 5/16, İbrahim 14/1, 33/43, 57/9, 65/11);
- Onu insanlara okunsun diye gönderdiğini (17/106)
- Onun hidayet ve rahmet kaynağı olduğunu (Yunus 10/57)
beyan buyurmaktadır.
Rabbimizin Kur'an'la ilgili beyanları, Kur'an'ın vahyediliş gayesinin, insanlığa rehber olması, üzerinde düşünülüp öğüt alınması, hakkı batıldan ayıran bir kılavuz, bir hidayet ve rahmet kaynağı olarak algılanıp hükümlerinin hayatta hakim kılınması olduğunu, tartışmaya yer bırakmayacak açıklıkta ortaya koymaktaır.
Dolayısıyla sayın Kurucan'ın yazısında zikrettiği "okunan İlahi beyanın mana ve muhtevasının anlaşılması öncelikli bir şart değildir" şeklindeki bilinen geleneksel bakış açısı, Kur'an'ın var oluş gayesine aykırıdır. Bu tür bir yaklaşım, Kur'an'ı bir sevap kazanma, manevi haz alma aracına dönüştürme yolunu açmakta, onu nesneleştirmeye gerekçe olmaktadır.
Sözümüzü, Abdullah Yıldız ve Şemseddin Özdemir'in konuyla ilgili yazdıkları bir kitaba da isim olan şu cümleyle bitirelim:
Kur'an'ı anlamak farzdır!
