Pentagon ve CIA'nin güdümünde Afganistan'da bir dizi katliama imza atan ve geçtiğimiz yılın sonunda Türkiye'ye ikinci kez iltica etmek zorunda kalan Raşid Dostum, Afganistan'a dönmeyi başardı. Haber, katliamların izini yeniden sürmeye başlayan New York Times'da yer aldı.
Afganistan'da yaşanan en korkunç olaylardan biri olan 2002 yılındaki Şibirgan katliamında, Amerikan güçlerine direnirken, sivillere zarar gelmemesi için teslim olmayı kabul eden yedi binden fazla direnişçi, konteynırlara doldurulmuş, iki günlük yolculuk sonunda, bir kısmı havasızlıktan ve susuzluktan ölürken, geri kalanlar da yine Dostum'a bağlı silahlı güçler tarafından kurşuna dizilmişti.
Katliamın ayrıntıları, bir şekilde kurtulmayı başaran birkaç direnişçinin anlatımıyla ortaya çıkmıştı.
Kala-ı Cenk'teki katliamda ise teslim olan direnişçiler, tutuldukları hapishanede, isyan gerekçesiyle kurşuna dizilmiş ve 800'e yakın direnişçi öldürülmüştü..
ABD desteğiyle ve emriyle işlenen Şibirgan ve Kala-i Ceng katliamında ölenlerin cesetleri daha sonra buldozerlerle gömülmüş, toplu mezar, Afganistan'ın kuzeyindeki Deşt-i Leyli bölgesinde yıllar sonra, sağ kalanların anlattıklarından yola çıkan bir ekip tarafından bulunmuştu.
Bu katliamların sorumlusu Raşid Dostum, geçtiğimiz yılın Aralık ayının başında, Kabil'de ev hapsine alınınca, Türk Dışişleri'nin gönderdiği özel bir uçakla Türkiye'ye getirilmişti.
Dostum'un Kabil'de ikinci kez gözden düşmesine ise yine bir Türk olan Ekber Bey'i öldürmeye kalkması gösterilmişti.
Şibirgan ve Kala-ı Cenk katliamlarının sorumlusu Raşid Dostum, Afganistan devlet başkanı Hamid Karzai ile arasını yeniden düzelterek, yeniden Kabil'de ve üstelik askerlerin başında görev almayı başardı.
DOSTUM'UN KANLI GEÇMİŞİ VE KATLİAMDAN AYRINTILAR
Sovyetlerin Afganistan'da açtığı bir doğalgaz tesisinde işçi olarak çalışırken, işçi sendikası başkanı olan, daha sonra Özbekleri komünist rejimle kaynaştırma görevi üstlenen, Dostum işgal döneminde mücahitlere karşı savaştı. Sovyetler çekildikten sonra kukla Necibullah'ı destekleyen Dostum, Necibullah'ın fazla dayanamayacağını anlayınca, bir anda Mücahitler'in safına geçti.
Ve sonra da Kabil'i terkederek, Kuzey'e gitti, Özbek ve Türkmenlerin çoğunlukta bulunduğu yedi vilayette hakimiyetini ilan etti. Ta ki, Taliban'a kadar. Savaşçı Özbek general Dostum, Taliban'ın karşısında bir an bile dayanamayarak, soluğu Türkiye'de aldı. Taliban sonrasında yine Türkiye'nin adamı olarak Afganistan denkleminde yer aldı. Ama bu sırada ABD'lilerle de arayı iyi tuttu ve İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki en kanlı Müslüman katliamlarından birine, onlarla beraber imza attı.
ABD'liler karşısında çarpışırken, sivillere zarar gelmemesi için Amerikalılara teslim olan çoğu yabancı sekiz bin savaşçıdan bini Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Cenk Kalesi'ne (Kalai Cenk) kapatılmıştı. Ve kalenin sorumluluğu da Dostum'daydı. Bu savaşçılar, 'ayaklandılar' bahanesiyle, kurşuna dizildi ve 800'ü aşkın savaşçı bu katliamda hayatını kaybetti.
Teslim olan diğer 7 bin savaşçı ise konteynırlara dolduruldu ve Şibirgan cezaevine götürülecekleri söylendi. Bu konteynırlar yolda, Amerikan özel kuvvetlerinin gözetiminde çöle götürüldü ve burada Dostum'un adamları ve Amerikan askerleri tarafından silahlarla tarandı. En iyimser tahmine göre en az dört bin savaşçı da burada hayatını kaybetti. Bu katliamın Cenevre Konvansiyonu'na göre kurulmuş BM'ye bağlı Uluslararası Gerçekleri Araştırma Komisyonu'nca soruşturulması da Amerikalılarca engellendi.
BBC yapımcısı Jamie Doran, 2002'de yaptığı 'Afgan Katliamı: Ölüm Konvoyu' adlı belgeselde, bu katliama ışık tutarak, şunları anlattı:
"Görgü tanıklarının ifadelerine göre konteynırlara istif edilen bu insanların birçoğu havasızlıktan boğuldu, hava almak için bağıran esirler konteynırların içinde kurşun yağmuruna tutularak öldürüldü.
Hayatta kalanlar susuzluktan ölmemek için birbirlerinin terini yalayarak hatta açık yaralarından akan kanlarını içerek hayatta kalmaya çalıştı.
150 Amerikan askeri tarafından kontrol edilen Şibirgan Cezaevi'ne ulaşan esirlerden birçoğu ağır şekilde dövüldü, işkence gördü, yüzlercesi çöle götürülüp ıssız bir yerde kurşuna dizildi ve toplu mezarlara gömüldü.
Hatta kimi görgü tanıklarına göre Amerikan askerleri bazı esirlerin boyunlarını kırdı, üzerlerine asit döktü.
Bir süre sonra Mezar-ı Şerif çevresindeki bölgelerde rüzgarın toprağı aşındırması, köpeklerin kazmasıyla toplu mezarlar ortaya çıktı."
(Dünya Bülteni)