Yeni Şafak / Abdullah Muradoğlu
Amerikalıların gerçek sorunu İsrail…
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları durdurduğunu açıklaması İsrail’i şaşırtmış görünüyor. Öyle anlaşılıyor ki İsrail ABD’nin İran’a çok sert saldırılar başlatacağından son derece emin imiş. Trump bu kez İsrail’i şaşırtmış oldu. Pazar günü Air Force One uçağında gazetecilere yaptığı açıklamada İran ile barış anlaşmasının «yakında» gerçekleşeceğini duyuran Trump, ABD’nin en çok istediği iki şeyi elde edeceğini belirtiyordu: Hürmüz Boğazı’nın açılması ve İran’ın nükleer silah elde edemeyeceğine dair bir garanti.
Savaştan önce Hürmüz Boğazı açıktı. ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattıkları savaşın siyasi hedefi zaten açık olan Boğazı açmak değildi. ABD İstihbarat kuruluşlarına göre İran’ın nükleer silah edinmeye dair bir bulgu da söz konusu değildi. ABD’nin vaktiyle Irak’ı işgal etmesinde olduğu gibi bu savaş da uyduruk gerekçelerle ve tamamen İsrail’in ittirmesiyle başlatıldı.
Tabii ki bir ülkeye savaş açıyorsanız iç kamuoyunuz için gerekçe uydurmanız icap ediyor. Savaşı bir başka ülkenin stratejik çıkarlarını ilerletmek için başlattığınızı söyleyemezsiniz. Aslında Ortadoğu söz konusu olduğunda mesele hep İsrail’dir. İsrail’in öteden beri ABD’nin gözünü kör etmesi bölgedeki kanamanın sebebidir. ABD İsrail’i Amerika için bir “sorun” olarak masaya koymadığı sürece kanını ve hazinesini boş yere harcamaya devam edecektir.
Hem Amerikan kamuoyunda, hem de ‘Trump kampı’nda savaşın Netanyahu’yu kurtarmak için Amerikalıların kan ve hazinesinin harcandığı yönünde kuvvetli şüpheler söz konusu. Amerikalıların çoğunluğu İsrail’in ABD’ye, Netanyahu’nun da Trump’a musallat olduğunu düşünüyor. Trump ne söylerse söylesin Amerikalıların bu kanaatini değiştiremiyor.
2015 yılında Barack Obama döneminde imzalanan “Nükleer Anlaşma” İran’ın nükleer silah edinmemesini zaten güvence altına almıştı. Anlaşmayı bozan Trump olmuştu. Bu anlaşma Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya’nın yanı sıra Almanya tarafından imzalanmıştı. Anlaşma İran’ın nükleer programını dondurması karşılığında ambargoların kısmen kaldırılmasını da öngörüyordu.
İsrail’de Binyamin Netanyahu ve partisi “Likud” bu anlaşmanın en şiddetli muhalifiydi. Netanyahu bu anlaşmanın imzalanmaması için Washington’da girişimlerde bulunmuş ise de başaramamıştı. Bu yüzden Obama ve Netanyahu arasında ciddi sürtüşmeler de yaşanmıştı.
Trump’ın 2016’da Başkan seçilmesinin ardından Netanyahu ve Amerika’daki kumarhaneci Siyonist milyarder Sheldon Adelson’ın anlaşmayı iptal etmesi için Trump’a yaptıkları baskılar sonuç verdi. Trump da Adelson’ın ısrarlı girişimlerinin nükleer anlaşmanın bozulmasında ve ABD Büyükelçiliği’nin Tel Aviv’den Kudüs’e taşınmasında önemli rol oynadığını söylemişti.
Oysa Nisan 2017’deTrump yönetimi, İran’ın nükleer anlaşmaya uyduğunu onaylamıştı. Aynı yönetim Temmuz 2017’de de İran’ın “2015 Nükleer Anlaşması”nın şartlarına uyduğunu Kongre’ye teyit ettiğini açıklamış olmasına rağmen ülkenin balistik füze programı ve diğer iddia edilen ihlalleri nedeniyle yeni yaptırımlar uygulayacağı sözü vermişti. Böylece Trump, Anlaşmanın ABD tarafına düşen yükümlüklerini yerine getirmekten kaçınacağının işaretini vermişti. Akabinde Trump İran’a yönelik yaptırımları daha da sertleştirerek devam ettirmişti.
Nitekim Trump Mayıs 2018’de nükleer anlaşmadan çekildiğini ilan etmişti. Anlaşmanın diğer tarafları Trump’ı vazgeçirmek için girişimlerde bulunmuş olsalar da başaramadılar. Obama döneminde ABD Başkan Yardımcısı olan Joe Biden 2020’de ABD Başkanı seçildikten sonra Nükleer Anlaşma’yı yeniden yapacaklarını vaat etmişti. Biden’ın bu vaadi sözde kaldı. İsrail Lobisi’nin baskıları sebebiyle Biden, Trump’ın anlaşmayı bozma kararını iptal bile etmedi.
“Nükleer Anlaşma”nın bozulmasının üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra Trump, İran’la benzer bir anlaşma yapmak istediğini söylüyor. Bütün bunlar ABD’nin İsrail’in dümen suyunda gitmesinin bir sonucu. İsrail’in nükleer silahlarına tek kelime bile etmeyen ABD’nin İran’ın olmayan nükleer silahları için bu ülkeye savaş açmasının mantıksızlığı ortadadır.
Trump rotasını “anlaşma” yönüne doğru kaydırmakta ne kadar ciddi olursa olsun, Netanyahu ABD’yi savaşta tutmak için “sahte bayrak” saldırıları dahil her melaneti işleyecektir. İsrail’in Suriye ve Lübnan’a saldırıları savaşı canlı tutmak ve ABD’nin dışarı çıkmamasını sağlamaya yöneliktir. Trump bunu biliyor, iç kabinesindekiler bunu biliyor, Amerikalıların çoğunluğu bunu biliyor. Uzun lafın kısası, Trump’ın, ABD’nin baş sorunu, İsrail ve Netanyahu’dur.

