Vahdettin İnce/ Star
Bana Kaosunu söyle sana kim olduğunu söyleyeyim
"Ne yiyorsan osun" diye bir söz var. Bir diğer versiyonu da şöyledir: "Bana ne yediğini söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim". Bana göre bu kural zihin için de geçerlidir. Bir zihin, beslendiği kaynaklara göre düşünce üretir.
Mesela Batı düşüncesi kaostan beslenir ve kaos üretir. Necip Fazıl, kaotik Batı düşüncesinin İslam toplumlarına benimsetilmesinin laboratuvarı işlevini gören merkezleri tasvir ederken daha ağır bir ifade kullanır ve "Başkentler haritası yerde sarhoş kusmuğu" der. Kaç yüzyıldır, üzerimize sıçrayan ifrazatı düşününce, üstada hak vermemek elde değil. Sürekli kaos, her zaman kaos, ölesiye kaos. En basit, en tabii ve en anlaşılır olguyu bile bir kaosa dönüştürmekte üstüne yok batının.
Çünkü batı, vahiyden, evrene egemen yasalardan değil, şirk ile kirlenmiş zihinlerin ürettiği mitolojiden, efsanelerden beslenir. Mesela muharref Tevrat menşeli Babil kulesi efsanesi, batının zihinsel besin kaynaklarından biridir. Nitekim tabii bir olgu olan dillerin farklılığı kaos olarak betimlenir bu efsanede. Aynı dili konuşan insanlar, Tanrıya ulaşmak için Babil kulesini yapmışlar. Tanrı, insanların bu başarısını kıskanmış ve insanların birbirlerini anlamamaları için dillerini karıştırmış, böylece birbirlerini anlamayan insanlar kendilerini bir kaosun içinde bulmuşlar. Bu ve benzeri kaynaklardan beslenen batı, el attığı her şeyde bir kaos çıkarmakta mahirdir.
Bir ara ülkemizde İslami kimliği ile bilinen bir siyasetçi, "Kürtçe medeniyet dili değildir" demişti. İslamilik iddiasının aksine, zihnen kaotik batı düşüncesinin etkisinde olduğunu ortaya koymuştu. Halbuki mensubu olduğu ve halihazırda iktidarda olan parti, seksen sene süren dil inkarına son vererek bir kaosu bitirmişti. Herhangi bir İslami iddiası olmayan, teoride ve pratikte batıyı iliklerine kadar özümseyen bir başka siyasetçi de "Kürtçe eğitim, pedagojiye uygun değildir" demişti. Batı düşüncesi, İslami iddialarda bulunanlar ile pür seküler, tamamen laik, sırf batıcı olanları aynı kaosun sahnesinde buluşturur.
Bildiğiniz gibi ülkemizde, özellikle yetmişli yıllardan itibaren "Milli Görüş" hareketi bir siyaset olarak belirginleşmişti. Milli, yerli, köklere bağlı ve de dini, yani İslami demekti. Kaos ortamının mağduru milletimiz, başta Kürtler olmak üzere bu harekete önemli bir destek vermişti. Bir ara yarım yamalak da olsa iktidar şansını da bulmuştu bu hareket. O süreçte atılan bazı adımlar ümit vericiydi hiç kuşkusuz. Hareketin lideri Necmettin Erbakan hoca vefat ettikten sonra, çeşitli partiler, milli görüş hareketinin temsilcisi olduklarını söylediler, söylüyorlar. Bunlardan biri, Necmettin Erbakan'ın oğlu Fatih Erbakan'ın başında bulunduğu "Yeniden Refah Partisi"dir. Milli görüşü ve kimin bu hareketi temsil ettiğini tartışacak değilim. Geçenlerde Fatih Erbakan bir soru üzerine "Kürtçenin resmi dil olması kaosa sebep olur" dediği için bu konuyu ele aldım. Çünkü "Milli"lik, yerlilik, diğer bir ifadeyle İslamilik iddiası, bir dilin hayatın şu veya bu katmanında kullanılmasını kaos olarak görmekle bağdaşmaz. Kürtçenin veya başka bir dilin devlet nezdinde alacağı statüyü tartışmak da benim ilgi alanıma girmiyor. Kişisel olarak ben bir dili biliyorsam, hele bu dil benim anadilimse onu konuşurum, kendimi onunla ifade ederim. Hamdolsun, dört dil biliyorum ve hiç de zihnimde veya pratiğimde bir kaosa sebep de olmuyorlar. Ben dillerimle barışığım.
Ama bir hareketin adında "milli" yani "dini" kelimesi varsa, olguları milletin, yani dinin süzgecinden geçirmesi gerekir. İslam dini, her alandaki çeşitliliği bir zenginlik, verimlilik, değer üreticilik olarak görür çünkü. "Rabbin dileseydi insanları elbette tek bir ümmet yapardı. Fakat onlar hep farklılık içinde olacaklar (...) Zaten O, insanları bunun için yaratmıştır" (Hud, 118-119). Kur'an'a göre, ihtilaf, farklılık kaos nedeni değil, insan varoluşunun amacına uygun bir verimliliktir. Dillerin farklılığı da öyle. "Dillerinizin ve renklerinizin farklı olması Allah'ın ayetlerindendir" (Rum, 22). Şu veya bu statüde farklı dilleri konuşmak, Babil efsanesindeki gibi kaos sebebi değil, Allah'ı, nimetlerini, insani değerleri gösteren işaretlerdir. Bunu en çok da "Milli Görüş" sahipleri bilmelidir.
Evet halihazırda bir kaos var ama bu, dillerin farklılığından değil, eşyanın, insanın, tabiatın özellikleriyle uyuşmayan batı düzeninin dayatılmasından kaynaklanıyor.

