İşgalciler günlük yüz kamyon molozla Gazze’deki soykırımın izlerini yok etmeye çalışıyor

İşgalciler günlük yüz kamyon molozla Gazze’deki soykırımın izlerini yok etmeye çalışıyor

Avrupa-Akdeniz İnsan Hakları Gözlemevi (Euro-Med), İsrail işgal güçlerinin, İsrailli sivil şirketlerin katılımıyla, Gazze Şeridi’nde yıktığı mahallelere ve tesislere ait molozları parçalayarak Gazze Şeridi dışına taşıma yönünde geniş çaplı ve sistematik bir operasyon yürüttüğü konusunda uyardı.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, yayımladığı basın açıklamasında, bu operasyonların kayıpları kurtarmaya yönelik düzenli insani çabalar, yol açma ya da yeniden inşaya zemin hazırlama kapsamında yürütülmediğini, bunun yerine İsrail’in askeri denetimi altındaki kapalı bölgeler içinde tek taraflı olarak, adli tıp ekipleri, adli delil uzmanları ve patlamamış mühimmat uzmanlarının sahaları inceleme, belgeleme ve içerdikleri delil ile insan kalıntılarını koruma imkânı bulmasından önce, ayakta kalan binaların yıkılması, molozların parçalanması, karıştırılması ve taşınması yoluyla gerçekleştirildiğini açıkladı.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği tarafından 2026 yılı Nisan ayında ortaklaşa yayımlanan ön hasar ve ihtiyaç değerlendirmesinin, Gazze Şeridi’nde yayılmış moloz miktarını, 2025 yılı Ekim ayına kadar kaydedilen hasarlara dayanarak yaklaşık 68 milyon ton olarak tahmin ettiğini, bu rakamın sonraki yıkım ve tahrip operasyonlarından kaynaklanan molozları kesin olarak kapsamadığı anlamına geldiğini belirtti.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, kendi ön saha verilerine dayanarak, İsrail’in gayrimeşru askeri denetimi altında bulunan ve Gazze Şeridi’nin yaklaşık yüzde 66’sını kapsayan bölgeler içindeki orijinal konumlarından en az 10 milyon ton molozun kaldırıldığını, parçalandığını ya da taşındığını tahmin ediyor.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, İsrail güçlerinin korumasında İsrailli sivil şirketler tarafından işletilen yaklaşık 400 kazı, yıkım, kırma ve nakliye aracının, Gazze Şeridi’nin doğu ve güney kesimlerindeki farklı bölgelerde faaliyet gösterdiğini; bu araçların ayakta kalan binaları yıktığını, yıkılmış mahallelerin molozlarını parçalayarak konumlarından kaldırdığını, ardından kamyonlara yükleyerek orijinal yerlerinden uzağa taşıdığını ortaya çıkardı.

Son haftalarda Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, günde yaklaşık 100 İsrail kamyonunun molozla yüklü şekilde Gazze Şeridi dışına hareket ettiğini kaydetti. Topladığı bilgiler, kamyonların molozu İsrail içindeki açıklanmamış noktalara ve işgal altındaki Batı Şeria’nın güneyindeki başka noktalara taşıdığına işaret ediyor. İşgal organları, fiilen çıkarılan miktarları, kamyonların güzergâhlarını ve boşaltma noktalarını, teslim alan tarafları ve kullanım amaçlarını açıklamadı. Ayrıştırma, tartma ve nakliye işlemlerine dair herhangi bir bağımsız denetime de izin vermedi. Bu durum, taşınan malzemelerin izlenmesini ve içerebilecekleri delil ya da insan kalıntılarının geri kazanılmasını son derece güçleştiriyor.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, molozların bu hızda ve bu sistematik yöntemle kaldırılmasının, İsrail’in Gazze Şeridi’nde soykırım bağlamında işlediği korkunç suçların izlerini gizlediğini, özellikle silahsız sivilleri hedef alan sahada infaz ve fiziksel tasfiye operasyonlarıyla bağlantılı suçların ifşa edilmesinin, işlendikleri sahaların izlerini silecek ya da niteliğini değiştirecek herhangi bir müdahaleden önce sahada inceleme ve titiz adli soruşturma gerektirdiğini vurguladı.

Gazze Şeridi’nde yayılan molozların bulunduğu alanların, gayrimeşru öldürme suçlarına ve bütün aileleri hedef alan bombardımanlara sahne olmuş muhtemel yerleri, onun da ötesinde toplu mezarların bulunduğundan ya da evler, hastaneler, barınma merkezleri ve yıkılmış sivil tesisler içinde gömülü cesetler olduğundan şüphelenilen noktaları da kapsadığına dikkat çekti.

Bu noktaların, kullanılan silah türünün, saldırının yönü ve sıralamasının, kurbanların ve saldıran güçlerin konumlarının, ateşin açıldığı mesafenin, ölüm nedeni ve şeklinin belirlenmesinde belirleyici olabilecek deliller içerdiğini; bunlara ek olarak şarapnel, mermi ve mühimmat parçaları, biyolojik izler ve kişisel eşyaların da bulunduğunu belirtti.

Molozların ezilmesinin, karıştırılmasının ve taşınmasının, delilleri mekânsal bağlamından koparttığını, suç mahallinin farklı parçaları arasındaki ilişkiyi tahrip ettiğini, delillerin el değiştirme zincirini kestiğini ve bunların nerede bulunduğunun ya da belirli bir olaya veya kurbana atfedilmesinin imkânsız hale gelebileceğini vurguladı. Bu zararın yalnızca hava fotoğrafları ya da sonradan alınan ifadelerle telafi edilemeyeceğini, çünkü uluslararası suçların soruşturulmasının, incelenebilir, karşılaştırılabilir ve adli olarak doğrulanabilir maddi delillere de ihtiyaç duyduğunu belirtti.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, bu operasyonların, enkaz altında hâlâ bulunduğuna inanılan binlerce kayıp kişinin kalıntıları üzerinde oluşturduğu doğrudan tehlikeye dikkat çekti. Gazze Şeridi’ndeki Sivil Savunma, 2026 yılı Temmuz ayında bu kişilerin sayısını yaklaşık 8.500 olarak tahmin etmişti. Kırıcıların ve ağır araçların, önceden adli ve insani bir tarama yapılmaksızın kullanılmasının, kalıntıları ezme ya da dağıtıp molozla karıştırma, bunları sahiplerinin kimliğinin belirlenmesine yardımcı olacak eşya ve belgelerden ayırma, ardından sonradan ulaşılması imkânsız olabilecek bilinmeyen noktalara nakletme riskini taşıdığını belirtti.

Bu davranışın, kayıp yakınlarının, akrabalarının akıbetini öğrenme ve kalıntılarını geri alarak onurlu bir şekilde defnetme hakkını ellerinden aldığını; ölülerin aranmasını, kalıntılarının toplanmasını, korunmasını, kimliklerinin tespit edilmesini ve haklarında ulaşılabilir bilgilerin kaydedilmesini zorunlu kılan uluslararası kurallarla çeliştiğini vurguladı. Sahaların incelenmeden önce kaldırılması kurallarının, muhtemelen gayrimeşru ölüm vakalarının soruşturulmasına ilişkin “Minnesota Protokolü”nde yer alan ölçütlere de aykırı olduğunu belirtti. Bu protokol, olay yerinin güvenliğinin sağlanmasını ve belgelenmesini, delillerin toplanmasını ve el değiştirme zincirinin korunmasını, kalıntıların kurbanların onurunu ve ailelerinin haklarını gözeten bilimsel yöntemlerle çıkarılıp incelenmesini zorunlu kılıyor.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, molozların yalnızca enkazdan ibaret olmadığına, aynı zamanda özel ve kamu mülkiyetini, yeniden dönüştürülüp kullanılabilir demir, taş ve beton gibi temel inşaat malzemelerini içerdiğine; bunun yanı sıra Filistinlilerin evlerini, yollarını ve tesislerini yeniden inşa etmek için ihtiyaç duyacağı ekonomik değeri olan varlıkları da barındırdığına dikkat çekti. Ayrıca bireylerin ve ailelerin haklarının ve belleklerinin bir parçasını oluşturan mülkiyet belgeleri, resmi kayıtlar ve kişisel eşyaları da içerebileceğini belirtti.

Dolayısıyla, molozların sahiplerinin onayı ya da onlara tazminat ödenmesi olmaksızın Gazze Şeridi dışına çıkarılmasının, satılmasının ya da ticari olarak kullanılmasının, olguların ve el koymanın amacına bağlı olarak, uluslararası insancıl hukuk kapsamında, özellikle Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin 33. maddesi ve Roma Statüsü’nde yer alan ilgili kurallar uyarınca gayrimeşru mülkiyet müsaderesi ya da yasaklanmış yağma sayılacağını belirtti.

Bu uygulamaların, daha önce toplu mezar bulunduğundan şüphelenilen noktaların düzleştirilmesini, ağır suçlara sahne olma ihtimali taşıyan hastane ve tıp merkezlerine yeniden baskın düzenlenip bazı bölümlerinin yıkılmasını, askeri denetim bölgelerinde bina yıkımının sürmesini ve Filistinli gazetecilerin hedef alınmasını kapsayan daha geniş bir örüntünün parçası olduğuna, bunun yanı sıra uluslararası soruşturmacıların ve bağımsız medya kuruluşlarının en fazla tahribata uğramış bölgelere girişinin engellenmesiyle eş zamanlı yürüdüğüne işaret etti.

Delilleri silmeye yönelik bu sistematik politikanın, Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Filistin’de işlenen suçlara ilişkin açık bir soruşturma yürütmeye devam ettiği, uluslararası yargı yetkisi ilkesine dayanan başka davaların da ulusal mahkemelerde açıldığı ya da açılabilir olduğu bir dönemde geldiğine dikkat çekti. Soruşturmalar tamamlanmadan suç mahallerinin maddi delillerden arındırılmasının, hesap verebilirlik sürecine yönelik doğrudan bir tehdit oluşturduğunu, uluslararası soruşturmacıların ve savcıların, kaldırılıp bölge dışına taşındıktan sonra geri kazanılması mümkün olmayabilecek saha delillerine dayanarak belirli olguları kanıtlamasını zorlaştırdığını vurguladı.

Roma Statüsü’nün 70(1)(c) maddesinin, kasıtlı olarak işlendiğinde “delillerin yok edilmesi, üzerinde oynanması ya da toplanmasının etkilenmesi”ni Mahkeme’nin adaleti tesis etme görevini zorlaştıran suçlar arasında saydığını belirterek, Uluslararası Ceza Mahkemesi Başsavcılığı’nı, bu olguları, Filistin durumuna ilişkin devam eden soruşturmayla bağlantılı delillerin toplanmasına kasıtlı bir müdahale teşkil etmesinin yanı sıra, mülklerin gayrimeşru biçimde tahrip edilmesini, ele geçirilmesini ya da yağmalanmasını da içerdiği gerekçesiyle inceleyip soruşturmaya davet etti.

Molozların bu ölçekte parçalanıp kaldırılmasının etkisinin yalnızca delillerin silinmesiyle sınırlı kalmadığını, arazi parsellerinin sınırlarının, ev temellerinin, sokak ağlarının, mahalle, köy ve kampların izlerinin de silinmesine uzandığını; Filistinlilerin, mülkiyetlerini ve topraklarıyla bağlarını kanıtlayan maddi tanıklıklardan yoksun bırakıldığını, bunun da geri dönüşlerini ve topluluklarını eskisi gibi yeniden inşa etmelerini zorlaştırdığını vurguladı.

Ahalisi zorla tahliye edilmiş Filistin kentlerinin ve mahallelerinin, İsrail denetimi altında düz ve açık alanlara dönüştürülmesinin, zorla yerinden etme ve etnik temizlik sürecinin pekiştirilmesi yolunda maddi bir adım teşkil ettiğini, bunun, Filistinlileri kökünden söküp varlıklarının izlerini silme ve toprağı onlar olmadan yeniden şekillendirme temelinde kurulu İsrail’in yerleşimci-sömürgeci ikame projesinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtti. Bu durumun, Gazze Şeridi’nde yeniden yerleşim birimleri kurulmasına ve İsrailli yerleşimcilerin Filistinli sakinlerin yerine ikame edilmesine yönelik İsrail’in çağrı ve planlarının hayata geçirilmesi için zemin hazırladığını, soykırımı sömürgeleştirme, topraktan ve geri dönüşten kalıcı olarak mahrum bırakma sürecinin yeni bir aşamasına taşıdığını vurguladı.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, Güvenlik Konseyi, BM Genel Kurulu ve Roma Statüsü’ne taraf devletler dahil olmak üzere uluslararası toplumu, molozların kaldırılıp Gazze Şeridi dışına taşınmasındaki bu sistematik yaklaşımı durdurmak için acil harekete geçmeye; herhangi bir ek kaldırma ya da taşıma işleminden önce, yıkım sahalarını inceleyip belgelemek üzere adli tıp ve adli delil konusunda uzman, bağımsız ve yetkin uluslararası soruşturma ekiplerinin girişine izin verilmesi yönünde baskı yapmaya çağırdı. Bunun, soykırım suçlarından sorumlu olanların hesap vermesi için gerekli maddi delillerin korunmasını güvence altına alacağını belirtti.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, uluslararası toplumdan, İsrail üzerinde, taşınan malzeme miktarları, tartım kayıtları, kamyon güzergâhları ve nihai varış noktaları, şirketlerin, müteahhitlerin ve yararlanıcı tarafların isimleri, sözleşmeler ve ödemeler, araç ve kamyon numaraları ile izleme verileri ve Gazze Şeridi’nden çıkarılan malzemelere yönelik herhangi bir satış, geri dönüşüm ya da ticari kullanım işlemi dahil olmak üzere, moloz kaldırma ve taşıma operasyonlarının tümünün derhal ve eksiksiz açıklanması için baskı yapılmasını talep etti.

Şeffaf bir Filistin ve uluslararası yönetim sistemi kurulana kadar molozların ya da geri dönüştürülebilir malzemelerin Gazze Şeridi dışına çıkarılmasının yasaklanmasını, gayrimeşru biçimde taşınmış herhangi bir malzemenin geri getirilmesini ya da bedelinin sahiplerine tam olarak ödenmesini, kullanıma uygun molozların yerel yeniden inşa projelerine tahsis edilerek Filistinli sakinlere hizmet etmesinin, bireysel ve kamu mülkiyet haklarının korunmasının güvence altına alınmasını talep etti.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, sorumlu şirketlerin ya da araçları üreten firmaların bulunduğu ülkeleri, bu şirketleri, mülklerin yıkılmasına, delillerin yok edilmesine ya da molozların ele geçirilmesine katkı sağlayabilecek her türlü katılımı durdurmaya, tüm sözleşmeleri, yazışmaları ve işletme verilerini saklamaya, yöneticilerinin ve çalışanlarının sorumluluğuna ilişkin bağımsız soruşturmalar yürütmeye zorlamaya çağırdı. Gayrimeşru uygulamalara dair bilgisi olduğu ve bunlara katıldığı kanıtlanan kişi ve şirketlere karşı, kamu ihalelerinden dışlanma, varlıkların dondurulması ve adli kovuşturma dahil olmak üzere somut önlemler alınmasını istedi.

Gazze Şeridi’nin moloz kaldırma ya da yeniden inşasına ilişkin herhangi bir planın, Filistin liderliğinde ve halkın, mülk sahiplerinin ve kayıp yakınlarının katılımıyla yürütülmesi gerektiğini; delillerin korunmasını, kalıntıların çıkarılmasını, patlamamış mühimmatın temizlenmesini, tehlikeli maddelerin ayrıştırılmasını, molozların yerel düzeyde yeniden kullanılmasını, mülkiyet haritalarının ve kentsel dokunun korunmasını güvence altına alması, yeniden inşanın denetimi pekiştirmek ya da Gazze Şeridi’nin coğrafi veya demografik yapısını değiştirmek amacıyla araçsallaştırılmasını engellemesi gerektiğini vurguladı.

Avrupa-Akdeniz Gözlemevi, ateşkesin ya da siyasi düzenlemelere ulaşılmasının işlenen suçları silmediğini ve izlerinin ortadan kaldırılmasına izin vermediğini; moloz kaldırma ve yeniden inşa sürecinin, delillerin korunması, kayıpların akıbetinin ortaya çıkarılması, mülklerin geri kazanılması, sorumluların hesap vermesi ve kurbanların hakikat, adalet ve tam giderim hakkının güvence altına alınmasıyla eş zamanlı yürütülmesi gerektiğini vurguladı.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir