1. HABERLER

  2. YORUM ANALİZ

  3. İşgalci İsrail, Lübnan’da ne yapmak istiyor?
İşgalci İsrail, Lübnan’da ne yapmak istiyor?

İşgalci İsrail, Lübnan’da ne yapmak istiyor?

İsrail'in Lübnan planını mercek altına alan Tuba Yıldız, "Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen İsrail, Lübnan’da nasıl bir plan peşinde? Şiilerden arındırmaya çalıştığı Güney Lübnan’a kimleri yerleştirmek istiyor?" sorularına cevap arıyor.

17 Haziran 2026 Çarşamba 22:08A+A-

İşgalci İsrail'in Lübnan planını mercek altına alan Tuba Yıldız, "Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen İsrail, Lübnan’da nasıl bir plan peşinde? Şiilerden arındırmaya çalıştığı Güney Lübnan’a kimleri yerleştirmek istiyor? Dürzileri bölmek için ne yapıyor?" sorularına cevap arıyor.

İsrail, Lübnan’da ne yapmak istiyor?

Tuba Yıldız / Fikirturu


 

ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın gölgesinde yürüyen başka bir süreç daha var: İsrail’in Lübnan’ı demografik olarak yeniden şekillendirme çabası.

İsrail, 3 Mart 2026 tarihinden beri Lübnan’da işgale devam ediyor, özellikle güneyi bombalayarak dümdüz ediyor, buralarda yaşayanları göçe zorluyor ve bir daha geri dönmemeleri için elinden geleni yapıyor.

Lübnan toprakları esasen İsrail işgaline alışkın. 1982 yılında Lübnan’ın güneyini mesken edinen İsrail güçleri gerek yerli işbirlikçi müttefik milis güçler yoluyla gerek iç savaş dönemi ve sonrasında Hizbullah’ın yeterince güçlü olmaması nedeniyle 18 yıl boyunca buradaki varlığını korumaya başarmıştı. 2000 yılında çekildiğinde ise Lübnan’dan tamamen vazgeçmiş değildi.

İsrail’in Gazze’de giriştiği soykırım ve sonrasında da ABD ve İsrail’in İran’a savaş açmasıyla Hizbullah İsrail’e saldırılarını yoğunlaştırmıştı. İsrail de bunu fırsat bilerek bölgeyi yeniden dizayn etme arzusuna ve çabalarına, eskiden olduğu gibi Lübnan’ı ekledi. Bu sefer kalıcı demografik değişiklikler yapmayı hedeflediğini de gizlemiyor. Üstelik İsrail, Lübnan’da yakın tarihte olduğu gibi geçici işgaller değil, kalıcı varlık peşinde.

Bunun için de yalnızca askerî operasyonları yoğunlaştırmakla kalmıyor, aynı zamanda Lübnan siyasi aktörlerini işlevsizleştirerek ve toplumsal sinir uçlarıyla oynayarak zaten bir türlü çözüme ulaşmayan Lübnan’daki yapısal sorunları derinleştiriyor.

İsrail, Şiileri sınırından uzaklaştırmak istiyor

Son İsrail işgaliyle birlikte görünür hale gelen en temel mesele, güneyde ve Bekaa hattında, ayrıca Beyrut’un Dahiye bölgesinde Şii mezhebine mensuphiçbir Lübnanlının bulunmamasına yönelik agresif tavır.  

İsrail, Gazze’de olduğu gibi Lübnan’da da fiilen kendi kontrolü altında tutacağı bir sarı hat belirledi. Bu sarı hat içinde kalan yerleri Gazze’de insansızlaştırdı, Lübnan’da da aynısını yapmaya çalışıyor. Lübnan’da İsrail’in çizdiği sarı hat içinde mezhebi fark etmeksizin hiçbir Lübnanlının bulunmamasını istiyor ama asıl odağı Lübnan Şiileri.Çünkü İsrail için bütün Şiiler Hizbullah’ın hem askerî hem de sivil kanadını oluşturuyor. Hizbullah da yine İsrail’e göre İran’ın ta kendisi. Savaşın psikolojik yönü de tam burada ortaya çıkıyor. Çünkü İsrail zaman zaman boşaltma emri verdiği köylerden Hristiyan nüfusun yoğun olduğu bölgeleri ayrı tutarken, zaman zaman da Hristiyan köyleri Hizbullah’ın operasyonlarına izin verdiklerisuçlamasıyla bombalıyor, bir anlamda da gözdağı veriyor. Haziran ayının ilk haftasında Sur şehrini hedef aldığı zaman boşaltılmasını istediği bölgeyi gösterdiği haritada, Hristiyan bölgesi olan Haret Al- Masihiyyin’i ayırıp iki gün sonra oraya da saldırı tehdidinde bulunması veya Hristiyanların kutsal sembollerini ve mabetlerini yok etmesi, bu politikanın bir yansıması.

Aynı durum Kefer Şuba gibi Sünni bölgeler için de geçerli. İsrail sarı hattın içindeki Sünni kasabaları tam olarak bombalamasa da veya sakinlerini yerlerinden etmese de İsrail ordusundan gelecek tüm emirlere uymaları talimatı gönderiyor.

Güney Lübnan’a yeni sakinler aranıyor

İsrail’in 1982-2000 arasındaki Lübnan işgali sırasında bölgede yaşayan yaklaşık iki yüz binden fazla Lübnanlının önemli bir bölümü Şii nüfustu. İşgal altındaki bu bölgeyi, İsrail’in yerliişbirlikçilerden kurduğu Güney Lübnan Ordusu ve İsrail ordusu kontrol ediyordu. Oysa şimdi İsrail kısa vadede tamamen insandan arındırılmış bir alanoluşturmayı hedefliyor. Bu nedenle de önceki işgalden farklı olarak, sınırdaki köyleri ağır bombardımana tutuyor, insanları göçe zorluyor ve evleri kullanılmaz hale getiriyor.

Bununla birlikte ileriye yönelik uzun vadelidemografik dönüşüm planları da Tel Aviv’in masasında. Bu kapsamda boşaltılan yerlere 2000 yılındaki çekilme sırasında İsrail’e kaçan Güney Lübnan Ordusu mensuplarının neslinin yerleştirilmesinin ilk aşamada yapılacaklar arasında olduğu konuşuluyor.

Sonraki aşamada buralara Lübnan kökenli Yahudilerin yerleştirilmesi de tartışılanlar arasında. İsrail kurulmadan önce Lübnan’da Yahudi bir topluluk yaşıyordu. Hatta ülkenin anayasasında adı tek tek sayılan mezhepler ve dinî inançlar arasında Yahudiler de var. Ancak 1948’de İsrail kurulurken yaşanan savaşta ve devamında Lübnanlı Yahudiler, İsrail’e göçmüştü. İşte şimdi bu kökeni Lübnan’a dayanan İsrail vatandaşı Lübnanlıların yine Lübnan’a yerleştirilmesi gündemde.

Topraklarından edilen Lübnanlı Şiilerin yerine onlardan boşaltılan verimli arazilere yerleştirilebileceği tartışılan başka bir topluluk da diasporada yaşan Şii olmayan Lübnanlılar.

Özetle, İsrail’in asimile ettiği Lübnanlılar, 1948’e kadar Lübnan’da yaşamış olan Yahudiler ve diasporadaki Lübnanlılar İsrail sınırının yeni komşuları olmaya aday görülüyor. Bu durum, Lübnanlı Şiilerin evlerine geri dönmemeleri için başka topluluklar arayıcılığıyla bölgenin demografisini şekillendirmesi anlamına geliyor.

Şiiler İran ve Irak’a mı?

Demografinin değişmesi ve yeniden şekillenmesi için ortaya atılan iddialardan biri de Şiilerin Lübnan’dan çıkarılıp Irak’a ya da İran’a gönderilmeleri.

Bu konu özellikle 2024 yılındaki saldırılardan sonra Lübnan’ın içinde de konuşulan gündem maddelerinden birini oluşturuyor. Öneriyi destekleyenler Şiilerin Hizbullah nedeniyle İran’a daha fazla bağlı olduklarını, o nedenle de Lübnan’ı terk etmeleri gerektiğini ifade ediyorlar. Bununla birlikte, Şiilerin, Sünnilerin, Marunilerin gibi diğer mezhep grupları kadar Lübnan topraklarının sahipleri oldukları ve ülkeyi terk etmeyecekleri de izaha muhtaç olmayan bir gerçek. Bölgesel denklem açısından zorunlu göçe tabi tutulan güneyli Şiilerin Irak’a yerleştirilmeleri şimdilik propaganda malzemesi olarak kullanılıyor, ama siyasal yapısı da anayasaya göre mezheplere göre belirlenmiş olan Lübnan’daki tartışmaları alevlendiriyor.

Bununla birlikte, Beyrut şehir merkezinde yer alan göçmen çadırlarının rahatsız edici bir boyuta ulaşması, geçici sığınma merkezleri olarak kullanılan devlet okullarının eğitim hizmetlerinin kritik bir şekilde aksıyor olması ve hükümetin işgali durduramadığı için göçü engelleyememesi, aynı zamanda da yetersiz bir destek sunması zaman zaman toplumsal krizlere de neden oluyor.

Lübnan hükümet yetkilileri de İsrail’e şunu söylüyor: Merkezi hükümetin felç olması, sağlık, eğitim, sosyal yardım gibi hizmetleri veren devlet içinde devlet olan Hizbullah’ı güçlendiriyor. Üstelik, işgal ve saldırılarınız devam ettiği sürece Hizbullah da saha savaşına devam edecektir, bütün bunların İsrail’e maliyeti olacaktır. Zira savaş devam ettiği müddetçe İsrail hem askeri olarak kayıp vermeye devam edecek, hem de kuzeydeki vatandaşlarını güvenlik ikilemi içinde bırakacak.

Fakat ilki 14 Nisan’da, ikincisi 23Nisan’da, üçüncüsü 14 Mayıs’ta, dördüncüsü de 4 Haziran’da büyükelçiler nezdinde gerçekleşen Lübnan-İsrail ateşkes müzakerelerinin şu ana kadar somut bir çıktısı olmadı. Beşinci turun 22 Haziran’da gerçekleşmesi bekleniyor ancak halihazırda olumlu ilerleyen bir süreç yok. Aksine İsrail, Beyrut dahil olmak üzere saldırılarını sürdürüyor. Washington için ise kriz ancak diplomasiyle çözülür. ABD’ye güvenmek isteyen Lübnan devleti de müzakerelerin daha gerçekçi ve uygulanabilir olması hususunda diplomatik girişimlerini artırmaya çalışıyor.

Dürziler de hedefte

Halihazırda yeni demografik planlar çerçevesinde en avantajlı görünen bölgeler ise sarı hatta yakın olan Dürzi kasabaları.

Dürziler, Lübnan, Ürdün, Suriye ve İsrail içinde yaşayan bir topluluk. İsrail vatandaşı olan Dürzilerİsrail ordusunda zorunlu askerliğe tabiyken, bir kısmı da İsrail güvenlik güçlerinde polis olarak görev alıyor.

Suriye iç savaşına da İsrail, kendi Dürzi vatandaşlarının akrabaları olduğu gerekçesiyle Dürziler üzerinden müdahil olmuştu. Suriye iç savaşı bittiğinde de Suriye Dürzilerini merkezi hükümete karşı kışkırtmıştı.

Lübnan Dürzileri söz konusu olduğunda ise İsrail’in izlediği yöntem, Dürzilerin yerlerinden edilmesi yerine liderlerinin meşruiyetini sorgulama planı üzerinden işliyor. Zira, İsrail, uğruna Şam’ı bombaladığı Dürzilerin hamisi olma rolüne soyunmuş durumda. Bu nedenle Lübnan Dürzilerini zorunlu göçe tabi tutmak yerine, sarı hat liderleriVelid Canbolat’ın otoritesini sarsma peşinde.

Son zamanlarda Canbolat’ın siyasi ve mezhebi itibarına dair agresif söylemler dikkat çekiyor. Canbolat, tarihsel olarak İsrail’e karşı Filistinlilerle işbirliği yapmış ve ülkesindeki İsrail işgaline direnmiş bir isim. Arap liderlerini İsrail’in yayılmacılığına karşı sert sözlerle uyarmaya devam ediyor. Suriye’deki Dürzi krizinde de Şam merkezi hükümetinden yana tavır almıştı. Suriyeli Dürzileri İsrail’in hegemonik hedefleri konusunda da yine sert bir biçimde uyarmıştı. Canbolat’ın ayrıca İsrailli Dürzi dinî lider Muvaffak Tarif’le olan ezeli rekabetive Netanyahu’nun Lübnan’ı kendisi için açık bir arena olarak görüp aynı şiddet döngüsünün tekrarına yol açtığını hatırlatan sert tavrı, Netanyahu’nunLübnanlı Dürzileri Canbolat’a karşı tahrik etmesinin başlıca nedenleri arasında.

İsrail’in, Canbolat’ın Dürzileri koruyamadığına dair çıkışlar üzerinden bir meşruiyet krizi yaratarak Dürzileri savunmasız bir pozisyona düşürmek istediği söylenebilir. Bu yöntemle de İsrail, arzuladığı tampon bölgeyi kurmaya yaklaşırsa güneydoğu hattı boyunca Dürziler dışındaki mezhep topluluklarını uzaklaştırıp Golan’a daha rahat bir kapı açabilir.

Çıkacak jeostratejik kriz bir tarafa, böyle bir senaryo Dürzileri birleştirir mi yoksa daha mı böler sorusu da zihinleri meşgul ediyor.

İran – ABD anlaşmasında Lübnan handikabı ve İsrail

Lübnan krizindeki en büyük açmazlardan biri ise İran-ABD müzakerelerinde Lübnan’ın barış için temel şartlardan biri olarak öne sürülmesi.

İran, savaş süresince rejimin muhafaza edilmesi ve Hürmüz’ün kontrolünü sağlamaya devam etmesi üzerinden elde ettiği kazanımları Lübnan’da İsrail’i dizginlemek için de kullanma çabası içerisinde. Bu şekilde bölgesel nüfuzunu tam olarak kaybetmemek adına, en önemli müttefiki olan Hizbullah’ın varlığını korumak istiyor. Aynı zamanda da maliyetli olsa da Beyrut’un kaderinin hâlâ kendisine bağlı olduğunugöstermek niyetinde. Dolayısıyla anlaşma maddelerinden olan tüm cephelerde İsrail işgalinin durması hususu esasen Gazze’den daha çok Lübnan’ı kapsıyor. Sahanın aktörü olan Hizbullah kanadının da İran’a paralel olarak İsrail tam anlamıyla Lübnan’dan çekilmediği müddetçe tek taraflı taahhütlerde bulunamayacağını açıklaması ve İsrail’e baskı uygulama sorumluluğunun Amerika Birleşik Devletleri’ne ait olduğunu vurgulaması, müzakerelerin kaygan zeminde ilerlemesinin nedenlerinden biri. Çünkü İsrail geri adım atmayacağını göstermek adına daha da agresifleşiyor. İçinde Lübnan geçen her beyanatın İsrail’in güney Lübnan’daki operasyonlarını şiddetlendirmesine ve işgal bölgelerinden ayrılmayacağını ısrarla vurgulamasına yol açması bunun bir kanıtı. 19 Haziran’da imzalanması umulan İran-ABD anlaşmasına Lübnan’ın dahil edilmesine yönelik tepkisini de net bir şekilde gösteren İsrailli yetkililer, işgal bölgelerinden çekilmeyeceğini açık bir şekilde ifade ediyor.

Mevcut durumda denklem dışarıda İran ve İsrail’de, içeride Hizbullah’ta tıkanmış durumda. Ülkedeki Şiiler savaşın en büyük mağdurları da olsalar ve demografik bir krizin tam ortasında yer alsalar daHizbullah’tan vazgeçmek niyetinde değiller. Hizbullah da İran’dan vazgeçmek niyetinde değil.

Görünen tablo, Lübnan’daki krizin artık yalnızca bir güvenlik sorunu olmadığını, ülkenin demografik gerçekliği ile bölgesel ittifaklarının birbirine kilitlendiği yapısal bir çıkmaz olduğunu gösteriyor. Kısacası, Lübnan’da savaşın maliyetini en ağır şekilde ödeyen kesim ile savaşın devamını mümkün kılan siyasi tercih aynı toplumsal zeminde buluşmaya devam ediyor.

Lübnan siyasi eliti ise İsrail’le ipleri koparmamak için Hizbullah’ın ağırlığını sınırlandırmaya çalışırken, yeni bir iç çatışmayı tetiklememek adına Hizbullah’ı karşısına almayarak mevcut denklemi değiştirmeye çalışıyor. Öncelikli hedef, İsrail’in Sarı Hat planını yıkarak demografik dönüşümün önüne geçmek. Bununla birlikte Lübnan uzun bir süre daha çatışma ile barış arasındaki gri bölgede yaşamaya devam edecek gibi görünüyor.

 

 

HABERE YORUM KAT