Hüsam Hasan'ın Tavrı Mısır'ın Filistin Hafızasının Örneği
Kutub Elaraby / Fokus+
Mısır Millî Takımı Teknik Direktörü Hüsam Hasan’ın, geçtiğimiz cuma günü ABD’nin Teksas eyaletindeki Dallas Stadı’nda Avustralya karşısında alınan galibiyetin ardından Filistin bayrağı açması sıradan bir jest değildi. Bu görüntü, Mısır’ın Filistin meselesiyle kurduğu uzun ve köklü bağın sahaya yansıyan son halkasıydı.
Nitekim Hüsam Hasan, daha sonra katıldığı bir basın toplantısında da bu mesajı sürdürdü. Dünyadaki tüm sporculara ve FIFA’ya çağrıda bulunan Hasan, Filistin halkının yaşam ve özgürlük hakkının desteklenmesini, süren savaşların ve yoğun bombardımanın yol açtığı felaketlerden korunmasını istedi.
Mısır’ın Filistin meselesiyle kurduğu tarihsel bağ
Filistin meselesi, Mısır halkı için yalnızca dış politikaya dair bir başlık olmadı. Mısırlılar bu dava uğruna dört büyük savaşa girdi.
Bunların ilki, İsrail Devleti’nin kuruluşunun ilanına tepki olarak başlayan 1948 Savaşı’ydı. Mısır bu savaşa hem düzenli ordu birlikleriyle hem de halktan gönüllü taburlarla katıldı. Ardından 1956’da, Süveyş Kanalı’nın millîleştirilmesi kararının ardından Mısır; İngiltere, Fransa ve İsrail’in üçlü saldırısıyla karşı karşıya kaldı. Bu süreçte İsrail, Sina’yı işgal etti ancak daha sonra buradan çekilmek zorunda kaldı.
1967 Haziran Savaşı’na da Suriye ile birlikte katıldı ve bu savaşta Sina’yı bir kez daha kaybetti. 1973 Ekim Savaşı’nda ise Sina topraklarının bir bölümünü geri aldı. Kalan topraklar daha sonraki süreçte müzakereler yoluyla kurtarıldı.
Bu dört savaş boyunca Mısır on binlerce şehit verdi. Öyle ki ülkede bu savaşlarda şehit vermemiş, yaralanmamış ya da cepheye katılmamış bir ferdi olan aile neredeyse yoktur. Bu ağır bedel, bir yandan Mısır halkı ile Filistin davası arasındaki bağı derinleştirdi, diğer yandan İsrail’e yönelik karşıtlığı toplumsal hafızada köklü hâle getirdi.
Resmî politika değişti, toplumsal hafıza değişmedi
Resmî düzeyde de Filistin meselesi uzun yıllar boyunca Mısır’ın siyasi gündeminin en ön sıralarında yer aldı. Bunun en önemli nedenlerinden biri, Mısır’ın Filistin/İsrail ile uzun bir sınıra sahip olmasıydı. Mısır ordusunun askerî doktrini de uzun süre İsrail’i başlıca düşman olarak gördü.
İsrail ile barış anlaşması imzalanmasına ve resmî normalleşme sürecine girilmesine rağmen bu algı tümüyle ortadan kalkmadı. İki ülke arasındaki barış ve normalleşme sürecine uyum sağlamak amacıyla askerî doktrinin yumuşatılması ya da yeniden şekillendirilmesi yönünde girişimler olsa da İsrail’e yönelik karşıtlık, özellikle Mısır ordusunun orta ve alt kademelerinde varlığını sürdürdü.
Bu noktada bazı Mısırlı askerlerin bireysel girişimlerle Mısır’ın egemenlik haklarını ihlal eden İsraillileri öldürdüğü olaylar hatırlanıyor. Bu askerler ölümle, yargı süreciyle ya da hapisle karşı karşıya kalmalarına rağmen Mısır kamuoyunda halk kahramanına dönüştü. Süleyman Hatır, Eymen Hasan ve Muhammed Salah bu isimler arasında yer aldı.
Mısır yönetimlerinin Filistin meselesine yaklaşımı ise dönemlere göre farklılık gösterdi.
Eski Cumhurbaşkanı Cemal Abdunnasır döneminde ve Muhammed Mursi’nin bir yıllık iktidarında Filistin’e tam destek çizgisi öne çıktı. Eski Cumhurbaşkanı Enver Sedat döneminde askerî zaferin ardından siyasi çözüm arayışı belirginleşti. Hüsnü Mübarek ve Abdulfettah es-Sisi dönemlerinde ise sınır istikrarını koruyan, ancak siyasi desteği sürdüren bir yaklaşım benimsendi.
Halk düzeyinde kesintisiz destek
Öte yandan Mısır halkının Filistin meselesine desteği kesintisiz biçimde devam etti. Meslek, sanat, edebiyat ve işçi sendikaları ile spor kulüpleri ve sosyal kulüpler, İsrail ile her türlü normalleşmeyi reddeden bir çizgi izledi. Bu kararı ihlal eden üyeler hakkında ise yaptırım uygulandı.
Bu kapsamda Mısır Yazarlar Birliği’nin, İsrail’e yaptığı açık ziyaret ve normalleşme çağrısı nedeniyle ünlü yazar Ali Salim’in üyeliğini silmesi dikkat çekici örneklerden biri oldu. Ali Salim, Medresetü’l-Meşagibin adlı ünlü tiyatro oyununun ve başka birçok eserin yazarıydı. Bununla birlikte meslek ve işçi sendikaları, İsrailli sendikaların katıldığı uluslararası konferanslara katılmayı da reddetti.
Spor sahalarında normalleşme karşıtlığı
Normalleşme karşıtlığının en güçlü şekilde görüldüğü alanlardan biri spor oldu. Hüsam Hasan’ın Filistin bayrağıyla verdiği mesaj da bu çizginin yeni bir yansımasıydı.
Mısır’daki birçok spor kulübü ve bireysel sporcu, İsrailli rakiplerle karşılaşmaları hâlinde müsabakadan çekilmeyi tercih etti. En azından maçın başında ya da sonunda gelenek hâline gelen tokalaşmayı reddetti. Bu tutumun özellikle Mısırlı judocular arasında birçok örneği bulunuyor.
2024’te Mısırlı sporcu Kerim İbrahim, Abu Dabi’de düzenlenen şampiyonada İsrailli Peter Paltchik ile karşılaşmayı reddederek turnuvadan çekildi. 2016 Rio Olimpiyatları’nda Mısırlı judocu İslam eş-Şehabi, İsrailli rakibi Or Sasson ile yaptığı müsabakanın ardından onunla tokalaşmadı. Benzer bir olay Almanya’da düzenlenen Judo Grand Prix turnuvasında da yaşandı ve Mısırlı sporcu Ahmed Vahid, İsrailli rakibiyle tokalaşmayı reddetti.
Bu tavır yalnızca bireysel örneklerle sınırlı kalmadı. 2021’de Macaristan’da düzenlenen Gençler Dünya Kupası’nda Mısır 3x3 Genç Basketbol Millî Takımı oyuncuları, İsrail takımını mağlup ettikten sonra rakipleriyle tokalaşmadı.
Ebu Treka’nın bıraktığı iz
Bu alandaki en bilinen örneklerden biri ise eski Mısırlı futbolcu, bugün beIN Sports yorumcusu olan Muhammed Ebu Treka’dır.
Ebu Treka, 2008’de İsrail’in Gazze’ye saldırılarının sürdüğü döneme denk gelen Afrika Uluslar Kupası’nda “Gazze ile dayanışma” yazılı tişört giymişti.
Hakem bu hareketi nedeniyle kendisine sarı kart gösterdi. Ancak Ebu Treka, o andan itibaren Mısır ve Arap dünyasında bir halk kahramanına dönüştü. Bununla birlikte Gazze’ye ve Filistin davasına bağlılığını bugüne kadar sürdürdü. Bu tavır, Mısırlı sporcular arasında Filistin hassasiyetinin yayılmasında da etkili oldu.
Tribünlerden sahaya uzanan bayrak
Tribünlerde Filistin bayrağı açılması Mısır’da tekrar eden ve kalıcı hâle gelen bir görüntüye dönüştü. Yerel ya da uluslararası maçlarda hem futbolcular hem de taraftarlar sık sık Filistin bayrağıyla dayanışma mesajı veriyor.
Hüsam Hasan’ın açtığı bayrak da aslında bir taraftarın elindeydi ve sahaya onun tarafından atıldı. Aynı maçta tribünlerde çok sayıda Filistin bayrağı dalgalanıyordu. Galibiyetin ardından Mısırlı taraftarlar sokaklara çıkarak “Benim Kanım Filistinli” şarkısını söyledi.
Gazze ile Mısır arasındaki özel yakınlık
Gazze’nin Mısır ile ilişkisi ise daha özel bir yerde duruyor. Gazze’deki birçok ailenin fertleri sınırın iki tarafına dağılmış durumda. Birçok Gazzeli aile ile Mısırlı aileler arasında akrabalık ve evlilik bağları bulunuyor. Bu yakınlık, Gazzelilerin Mısır’a yönelik duygularına da yansıyor.
Mısır Millî Takımı’na verilen destek, Gazze’de Mısır şehirlerindeki coşkudan geri kalmıyor. Bunu, Dünya Kupası’nda Mısır’ın maçlarını izlemek için yıpranmış çadırların arasında kurulan ekranların önünde toplanan Gazzelilerin kalabalığında görmek mümkündü.
Bu nedenle Hüsam Hasan’ın Filistin bayrağını taşıması yalnızca bir zafer kutlaması değil, Gazze’den Mısır Millî Takımı’na uzanan sevgiye, selama ve desteğe verilmiş güçlü bir karşılıktı.


Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.