Hürmüz'den bölgesel pazarlığa uzanan savaş

Hürmüz'den bölgesel pazarlığa uzanan savaş

Kadir Üstün, ABD-İran geriliminde belirleyici unsurun artık nükleer dosyadan çok bölgesel güç dengesi olduğunu ve savaşla müzakerenin aynı stratejik mücadelenin iki aracı olarak süreceğini vurguluyor.

Kadir Üstün / Yeni Şafak

Amerika ve İran neden savaşa döndü?

Başkan Trump’ın İran’la savaşın tekrar başladığını ilan etmesiyle birlikte CENTCOM üç gün üst üste İran’ın farklı bölgelerine saldırılar düzenlediğini açıkladı. İran’ın anlaşmayı ihlal ettiğini iddia ettiği gemileri vurması sonrasında Trump Hürmüz’e ablukanın yeniden uygulanacağını duyurdu ve %20 oranında bir ücretin uygulanmasını gündeme getirdi. İran da Hürmüz’ü kapattığını duyurdu ve boğazı koruyan gücün geçiş ücreti almasının makul olduğunu söyleyerek adeta Trump’la dalga geçti. Amerika ve İran’ın temel hiçbir konuda anlaşmadan adeta savaşa ara vermek için uzlaştıklarını açıklamaları, tekrar savaşa dönülebileceği mesajını veriyordu. İki taraf artık sadece nükleer mesele veya Hürmüz’ün açılması gibi konuları değil bölgesel güç dengesinin yeniden şekillenmesini müzakere ediyor. İki tarafın da kendini güçlü pozisyonda görmesi kapsamlı bir anlaşmaya varılması ihtimalini zayıflatıyor.

Reklam

KIRILGAN MÜZAKERE SÜRECİ

Haziran’daki İslamabad anlaşması 60 günlük bir müzakere süreci öngörüyordu ve bazı kritik sorunları ertelerken bazı şartların yerine getirilmesine ilişkin muğlak bir dil kullanıyordu. İran İsrail’in anlaşmaya uymadığı, ABD’nin saldırılarını tekrar başlattığı, petrol satışlarını serbest bırakan iznin iptal edildiği ve dondurulan İran’a ait dondurulmuş varlıkların nasıl kullanılacağını dikte ettirmeye çalıştığı gibi suçlamalar yöneltti. ABD, İran’ın güvenli seyrüsefer sağlamadığı, ticari gemiciliğe saldırdığı, Hürmüz’de fiili kontrol rejimi oluşturmaya çalıştığı gibi suçlamaları gündeme getirdi. Bunların hepsinde kısmen haklılık payı olsa da temel sorun ABD ve İran’ın masaya oturma niyetlerinin farklı olmasıydı. Amerika İran’ın kapasitesini yok ettiğini ve uzun yıllardır süren birçok meseleyle ilgili taviz koparacağını varsayarak masaya otururken İran savaştan stratejik kazanımla çıktığını ve dolayısıyla Hürmüz geçiş rejimini yeniden düzenleyerek bölgesel güç dengesini şekillendireceğini hesap ediyordu.

Trump İran’a müzakereleri kabul ettirmesi ve nükleer bomba edinmeyeceğini tekrar teyit ettirmek açısından başarılı sayılabilir ancak bunlar Trump’ın istediği stratejik teslimiyet anlamına gelmiyordu. Buna karşılık İran tarafı da direnmenin Amerika’yı masaya zorladığı çıkarımını yaparak yaptırımların kaldırılması vaadini ve müzakereleri zayıflık alameti olarak görmeyi tercih etti. Bu farklı niyet ve yönelimler müzakere sürecini daha baştan kırılgan kılan bir dinamik yaratıyordu ve süreç nihayet bu temel sebepten dolayı çöktü. Bundan sonra müzakerelere tekrar dönülmesi ve savaşın durdurulması mümkün elbette ancak iki tarafın masaya otururken kendi pozisyonlarını nasıl değerlendirdikleri kritik önem arz ediyor. Diğer bir deyişle, savaşı bitirmek mümkün olabilir ancak çatışmanın temel nedenleri ortadan kaldırılmadan kalıcı bir barış sağlanması mümkün görünmüyor.

Reklam

NÜKLEER MESELEDEN BÖLGESEL DÜZENE

Savaşın öncesinde İran’ın nükleer kapasitesi tartışmaların odağındaydı ve Amerika bu kapasitenin bomba üretecek seviyeye gelmesini kabullenmeyeceğini defalarca duyurmuştu. Bu savaşı tetikleyen nedenlerin başında İsrail’in İran’la bölgesel güç mücadelesi geliyordu ancak Amerika Trump’a kadar baskısını nükleer silahsızlanma konusu etrafında şekillendiriyordu. Trump’ın Venezuela operasyonu sonrasında çok daha cüretkâr bir tavır alarak İran’ın hem nükleer hem de balistik füze kapasitesini yok etmeyi hedeflemesi ve hatta mümkünse rejim değişikliğini sağlamayı ümit etmesi dengeleri altüst etti. Trump ilk döneminde Kasım Süleymani operasyonunda olduğu gibi İran’ın ciddi bir cevap veremeyeceğini ve Hürmüz’ü kapatmayacağını düşünmüştü. Evdeki hesap çarşıya uymayınca Trump da hızlı netice alınması mümkün olmayan bir savaşa girdi.

Savaşın en kritik sonuçlarından biri İran’ın bölgedeki Amerikan müttefiklerini vurması ve Hürmüz’ü kapatarak küresel ekonomide petrol krizi yaratması oldu. İsrail’e de dişe dokunur zarar verebileceğini gösteren İran, Washington’ı ateşkes arayışına zorlamayı başardı ancak bunun için hem yüksek bedel ödedi hem de bölge ülkelerine ağır maliyet çıkardı. Trump yönetimi hem bölgeden hem petrol krizinden gelen baskıyı azaltmak için müzakere arayışına girerken İran tarafı rejimin devamını ve Hürmüz’ün kontrolünü zafer olarak algıladı. Bölge ülkelerinin alternatif enerji yollarını geliştirmeye başlamasına neden olan bu dinamikler, iki tarafı müzakere masasına oturtsa da artık gündem sadece nükleer mesele olmayacak; yeni Hürmüz rejimi ve bölgesel güç dengesinin nasıl kurulacağı meselesi de temel konular arasına girdi.

MÜZAKEREYLE SAVAŞ ARASINDA

Müzakere sürecinin çökmesinin ana nedeni diplomasinin başarılı olup olmadığından ziyade Washington ve Tahran’ın savaştan çıkardığı sonuçların farklı olmasıydı. İki taraf da askeri çatışmanın kendi pozisyonlarını güçlendirdiğini varsaydı ve müzakerenin sıkıştığı noktada çatışmaya dönmek en mantıklı yol olarak öne çıktı. İki tarafın da ellerindeki kozları güçlendirme çabasına işaret eden çatışmaya dönme tercihi, belirsizliği daha da derinleştiren bir etki yaratıyor ancak bu gelgitlere alışmamız gerekecek. Uzun yıllar çözülemeyen birçok meselenin 60 günlük bir müzakere sürecinde çözülmesini gerçekçi kimse beklemiyordu elbette.

Reklam

Bu seferki çatışmaların da yeni bir müzakere sürecine yol açması kuvvetle muhtemel ancak kalıcı bir barışın sağlanması ancak bölgesel güç dengesinin nasıl şekilleneceği konusunda varılacak bir ‘büyük pazarlıkla’ mümkün olabilir. Bunu Trump istese bile İsrail İran’ın nükleer, balistik ve bölgesel kapasitesini en asgari seviyeye indirmeyen bir anlaşmayı engellemek için elinden geleni yapacaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde çatışma ile müzakere birbirinin alternatifi değil, aynı pazarlığın farklı araçları olarak kullanılmaya devam edecektir. Taraflardan biri savaşın kendi konumunu güçlendirmediğine kanaat getirene kadar bu döngünün kırılması kolay görünmüyor.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir