HAKSÖZ HABER
Duruşma tutanağına yansıyan bilgilere göre Aydemir'den yasal metindeki haliyle, “Bildiğimi dosdoğru söyleyeceğime namusum ve vicdanım üzerine yemin ederim” şeklindeki yemini okuması istenmiş, Aydemir'in ise kanundaki ifadeyle yemin etmek istemediği, Allah adına yemin etmeyi tercih ettiğini bildirmesi üzerine mahkeme, CMK’nın 60. maddesi kapsamında disiplin hapsi uygulanmasına oy birliğiyle hükmetti.
Aydemir’in tanıklık iradesini yok sayan mahkeme, resmi metindeki ifadeleri tekrarlamamasını "yeminden kaçınma" ve "sebepsiz çekilme" olarak yorumlayarak, yalnızca inancının gereğini yerine getirmek isteyen Aydemir hakkında 3 aya kadar disiplin hapsi uygulanmasına hükmederek cezaevine gönderildi.
Müslüman bir vatandaşın Allah adına yemin etme talebinin, mahkemenin belirlediği kalıbın dışında kaldığı gerekçesiyle özgürlüğü kısıtlayan bir yaptırımla karşılanması, hukukun adaleti sağlamak yerine şekil şartlarını önceleyip inanç özgürlüğünü göz ardı ettiğini gösteriyor. Adaletin temel amaçlarından biri gerçeğin ortaya çıkarılmasıysa, gerçeği söyleme iradesini Allah adına yemin ederek ortaya koymak isteyen bir vatandaşın bu talebine neden makul bir çözüm üretilemediği de ayrıca sorgulanmalıdır.
Birçok ülkede her inanca göre yemin etme hakkı verilirken, Türkiye gibi her şeye şekilsel olarak bakan ülkelerde insani değerlerin, görüşlerin ve düşüncelerin yok sayılması kabul edilebilir bir durum değildir.
Bununla beraber, bir ülkede genel bir yemin metni oluşturulacak ise o ülkenin değerleri ile bağdaşan bir metnin olmasından daha doğal bir şey yoktur. Örneğin Amerika’da İncil üzerine yemin doğal bir süreç iken, Türkiye gibi halkı Müslüman olan ülkelerde Kur'an üzerine yemin edilmesinden veya Cevdet Aydemir'in yaptığı gibi kişinin kendi dini değerlerini içeren bir metni kullanabilmesinden daha doğal ne olabilir!
Sadece mahkemelerde değil, memur alımları dahil birçok yerde İslami değerlere zıt ve insanın kişiliğini yok sayan metinler okutmak sisteme nasıl bir katkı sunuyor? Hükümet, yani AK Parti, geniş bir kitlenin rahatsız olduğu, hatta rahatsızlıktan öte ceza dahi alabildiği bu Kemalist zihniyetin ürünü olan bu yeminlerden ne zaman vazgeçecek? Yönetmelik ve yönerge gibi değişikliği son derece basit olan metinleri değiştirmekten neden kaçınılıyor ve bu sorular yıllardır neden cevapsız bırakılıyor?
Son zamanlarda hukuk alanında bu tarz gerçekleşen akıl dışı kararlardan bir an önce dönülmesi gerekmektedir!

