İngiliz The Guardian gazetesinin ortaya koyduğu rapora göre, Meta (Facebook ve Instagram’ın sahibi) ve Snap Inc. (Snapchat) gibi ABD merkezli büyük sosyal medya şirketleri, Suudi Arabistan’daki muhaliflere ait bazı hesapları Suudi makamlarının resmî talepleri doğrultusunda engelledi veya kısıtladı.
Gazete, söz konusu uygulamaların özellikle Suudi muhaliflere yönelik “dijital baskı aracına dönüşme” eleştirilerine yol açtığını aktardı.
Habere göre kısıtlamalar arasında, ABD’de yaşayan Abdullah el-Avde ve Kanada ile İngiltere arasında yaşayan aktivist Ömer Abdülaziz gibi tanınmış isimlerin hesapları da bulunuyor. Abdülaziz’in, 2018’de İstanbul’daki Suudi Konsolosluğu’nda öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı ile yakın ilişkisi olduğu biliniyor.
ABD merkezli bir insan hakları kuruluşu, Meta’nın Nisan ayı sonunda en az yedi hesabı coğrafi olarak kısıtladığını ve bunlar arasında ABD vatandaşları ile Avrupa’da yaşayan kullanıcıların da bulunduğunu açıkladı.
Kuruluşun üst düzey politika danışmanı, Meta’yı Suudi makamları adına “kirli işlerin taşeronluğu” ile suçlayarak, şirketin ABD’de yaşayan muhalifleri bile hedef alan baskılara aracılık ettiğini savundu.
Meta ise doğrudan suçlamalara yanıt vermekten kaçınırken, yerel yasalara uygunluk gerekçesiyle bazı ülkelerde içerik veya hesaplara erişimi kısıtlayabildiğini doğruladı. Şirket, birçok durumda kullanıcıları devlet talebi hakkında bilgilendirdiğini de belirtti.
Meta’nın şeffaflık merkezine göre, Suudi Arabistan makamları Nisan ayında 144 hesap, sayfa ve profil için kısıtlama talebinde bulundu; bunların 108’i şirket tarafından erişime kapatıldı.
Raporda Snapchat’in de benzer şekilde bazı hesapları kullanıcıları bilgilendirmeden kısıtladığı veya görünürlüğünü düşürdüğü iddia edildi.
Ayrıca X platformunun da Suudi yetkililerden bazı muhalif hesaplara karşı işlem yapılmasına yönelik talepler aldığı, ancak şu ana kadar bu talepleri uygulamadığı aktarıldı.
Ömer Abdülaziz, yaşananları “yurt dışındaki Suudi muhaliflere yönelik genişleyen bir baskı kampanyasının işareti” olarak nitelendirdi ve bunun gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetiyle sembolleşen baskı politikalarının devamı olabileceği uyarısında bulundu.
İnsan hakları savunucuları ise bu tür uygulamaların, teknoloji şirketlerinin devlet baskısını küresel ölçekte yaygınlaştırarak “dijital otoriterliği uluslararasılaştırdığı” eleştirisini gündeme taşıdığını belirtti.

