Ramona Wadi / MEMO
Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), UNICEF ve Dünya Gıda Programı (WFP) tarafından yayınlanan ortak basın açıklamasında, son yıllarda İsrail’in soykırımı nedeniyle daha da kötüleşen Gazze’deki mevcut gıda güvensizliği durumuna genel bir bakış sunuldu. WFP Vekil Genel Direktörü Carl Skau, “Gazze’de gıda güvenliği konusunda ilerleme kaydediliyor, ancak bu ilerleme kırılgan ve kolayca tersine dönebilir” dedi.
Elbette basın açıklamasında İsrail’in soykırımından bahsedilmedi. Sömürgecilik ve askeri işgalden de söz edilmedi. Gazze’deki gıda güvensizliği, çeşitli biçimlerdeki sömürgeci şiddetin bir sonucudur.
Rapor, 1,4 milyon kişinin hâlâ akut gıda güvensizliği yaşadığı mevcut durumu hafifletmek için neler yapılması gerektiğini belirtirken, uluslararası kuruluşlar, Gazze’deki Filistinlilerin neden sürekli insani yardıma ihtiyaç duyduğunu vurgulamadan önerilerde bulunarak asıl meseleyi gözden kaçırmaktadır.
Yardımların yetersizliği de sömürgeci şiddetin doğrudan bir sonucudur.
Gıda güvensizliği ile ilgili uyarılar, sürecin tamamını kapsamalıdır. FAO Genel Direktörü QU Dongyu, “Tarımsal ithalat ve insani yardım malzemelerine getirilen kısıtlamalar kaldırılmalıdır” dedi. Doğru, ama kim tarafından? Bu tür açıklamaların belirsizliği, sadece daha fazla cezasızlığa yol açar ve sonuç olarak, soykırımdan önce Filistinliler için zaten bir gerçeklik olan sürekli gıda güvensizliği olasılığını artırır.
UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell da, yetersiz finansman nedeniyle insani yardımın kırılgan hale geldiği durumlarda gıda güvensizliğinin uzun vadeli sonuçları konusunda uyarıda bulundu. Russell, kaydedilen ilerlemenin “tüm çocuklara ulaşamayan ve finansmanı tükenmekte olan bir ek beslenme programına dayandığını” belirtti. Yine, sömürgecilik ve finansman politikaları bu konuyu anlamak için hayati önem taşıyor. Basın açıklamasının amacının gıda güvensizliğinin etkisini aktarmak olduğu iddia edilebilir, ancak uluslararası kuruluşlar genelinde görülen eğilim, asıl sorunun köküne asla inilmemesidir. Eksik anlatılar ise, yardım kuruluşlarının da sömürgecilik ve insani yardım politikalarının nasıl bir parçası olduğu konusunda eksik bir tablo çiziyor.
Basın açıklamasında kısmen şöyle deniyor: “FAO, UNICEF ve WFP, insanların tarlalarına, işlerine ve topluluklarına dönüp hayatlarını yeniden kurmaya başlayabilmeleri için sürdürülebilir barış, emniyet ve güvenliğin hayati önem taşıdığını vurguluyor.” Siyasi dinamikler, Gazze için sürdürülebilir barış, emniyet ve güvenliğin ulaşılamaz kalacağını belirliyor. İsrail’in soykırımının başlamasından bu yana neredeyse üç yıl geçti; Filistinliler hâlâ zorla yerlerinden ediliyor, dünya liderleri ise Gazze ile ilgili rollerini ve önemi hâlâ tartışıyor. Paradigmayı daha önemli gösterme çabalarına rağmen, insani yardım tüm denklemin sadece küçük bir parçasıdır.
Filistinliler için bunun önemi, açlıktan ölmekle biraz daha az aç kalmak arasındaki farktır. Oysa uluslararası toplum için insani yardım, cezasızlık ile hesap verebilirlik arasındaki tüm farkı oluşturur; zira insani yardım, hesap verebilirliği ortadan kaldırırken cezasızlığı sürdürür.
Filistinlilerin topraklarına dönmelerine izin verilecek mi, yoksa uluslararası toplum, ABD Barış Kurulu’nun İsrail’e izin verdiği sömürgeci genişleme planını desteklemeye devam edecek mi? Gazze’deki askeri işgal ve sömürgeci yerleşim planları bağlamında gıda güvenliği nasıl sağlanabilir? İsrail, Filistin halkının zorla yerinden edilmesini sürdürürse, Filistinliler nasıl sürdürülebilirlikten yararlanabilir? Gıda güvensizliğini önlemeye yönelik önerilerde bağlam dışı terimler kullanılmamalıdır. Sömürgecilik, kalıcı barışa, emniyete ve güvenliğe izin vermez; öyleyse neden Filistinliler için gıda güvensizliğinin ardındaki neden olarak sömürgecilikten bahsedilmiyor?
* Ramona Wadi, bağımsız bir araştırmacı, serbest gazeteci, kitap eleştirmeni ve blog yazarıdır. Yazıları, Filistin, Şili ve Latin Amerika ile ilgili çeşitli konuları kapsamaktadır.

