Huriye Yıldız Kantaroğlu / AA Analiz
Gazze'de ateşkesin gölgesinde çocukların kaybolan yarınları
Gazze'de insani kriz 7 Ekim'de başlamadığı gibi, ateşkesle de son bulmadı. Bu defa "Gazze" sessizce yok ediliyor. Yaklaşık bir yıl önce yapılan ateşkes anlaşması sonrası, ölen kişi sayısının bin 500'ü, yaralı sayısının 5 bini geçtiği tahmin ediliyor. Birden fazla kez yerlerinden edilen nüfusun tamamına yakını açlık, barınma ve sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.
Bu süreçte yardım ihtiyacının fazla olması ve abluka nedeniyle yardıma erişimin kısıtlanması, insani krizi artıran temel faktörlerdir. İnsani yardıma erişim engeli saldırılarla elinden tüm imkanları alınmış, iki milyon insan için bir felaket senaryosudur. Ekonominin çöktüğü, halkın tamamının yardıma muhtaç olduğu Gazze'de, temel ihtiyaçların sağlanması için tek seçenek dış yardımlardır.
10 Ekim 2025 tarihli ateşkes anlaşmasına göre, günlük 600 tır yardım malzemesinin sınırdan geçebilmesi, kuzey bölgesi de dahil olmak üzere yerinden edilen tüm Filistinlilerin evlerine geri dönebilmesi, su ve elektrik hizmetlerinin yeniden sağlanması, altyapı ile hastanelerin onarımına başlanması gibi hayati öneme sahip maddeler uygulamaya konulmadı. Oysa Gazze'ye yönelik insani yardım geçici bir destekten ziyade süreklilik gerektiren yaşamsal bir zorunluluktur. Gazze halkının içinde bulunduğu koşullar nedeniyle, dış destek olmadan temel insani ihtiyaçlarını karşılaması mümkün değildir.
Bunlardan en kritik öneme sahip olan ise şüphesiz, gıda ve temiz su erişimidir. Yetersiz beslenme (malnütrisyon), özellikle bebekler ve çocuklarda, ciddi sağlık sorunlarına ve ölümlere sebep oluyor. İsrail ise yardım girişlerini engelleyerek, açlığı bir soykırım aracı olarak kullanıyor. Yardım tırlarının engellenmesi, Gazze'nin geleceğinin engellenmesi anlamına geliyor. Dünya genelinde bu konuda çalışma yürüten birçok uluslararası sivil toplum kuruluşu bulunuyor. Ancak asıl sorun, yardımların miktarından ziyade ihtiyaç sahiplerine ulaştırılabilmesinde yatıyor.
Tamamı yıkılmış ya da ağır hasarlı olan binalar nedeniyle Gazze'de eşine az rastlanır bir barınma krizi yaşanıyor. Toplu yerinden edilmenin ardından geçici bir çözüm olarak başvurulan çadır kentler, zamanla kalıcı yaşam alanlarına dönüştü. Yazın aşırı sıcak, kışın ise soğuk olan çadırlar yağmur ve su baskını nedeniyle hayati tehlike oluşturuyor. İnşaat malzemesi girişine izin verilmeyen bölgeye konteyner veya prefabrik gibi nispeten daha dayanıklı geçici çözümlerin kurulmasına da olanak tanınmıyor. Ayrıca insanların belirli güvenli alanlara sıkıştırılması nüfus yoğunluğu oluşturarak, hareket alanını kısıtlıyor. Elektrik, şebeke suyu ve kanalizasyon sisteminin tamamen çökmesi hijyen ve sağlık sorunları gibi birçok problemi de beraberinde getiriyor.
Açlık, yetersiz beslenme, ağır yaralanmalar ve barınma krizinin yol açtığı zorluklar, Gazze'de yaşayan Filistinlilerin sağlık durumunu her geçen gün daha da ağırlaştırırken, sağlık hizmetlerinin sunulduğu hastaneler de kullanılamaz hale geldi. Tıbbi malzeme yetersizliğinin yanı sıra doktorların ve sağlık çalışanlarının tutuklanması veya öldürülmesi, sağlık hizmetlerini bitme noktasına getirdi. Tüm bunlara ek olarak, tedavi için Gazze dışına çıkış da abluka nedeniyle mümkün değil. Bu ise tedavi edilebilir sağlık problemlerinin dahi ölümle sonuçlanmasına, organ ve uzuv kayıplarına yol açıyor.
Gazze'nin yarınları olan çocuklar
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Birleşmiş Milletler (BM) 81. Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmanın büyük bölümünü, Gazze'deki insani krize ayırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gazze'nin dünyanın en yüksek "çocuk ampute" oranına sahip olmasına dikkati çekerken, aynı zamanda "çocuk kabristanı" ifadelerini kullandı. Yalnızca yaşanan insani tabloyu anlatmakla kalmayıp, İsrail'in özellikle çocukları hedef alarak Gazze’de uyguladığı sistemli soykırımı, yeniden dünya gündemine taşıdı.
Zorlu yaşam koşullarının devam ettiği Gazze'de, ölenlerin büyük çoğunluğunu çocuklar oluşturuyor. Açlık, yetersiz beslenme, soğuk ve elverişsiz barınma koşullarının yanı sıra, ağır yaralanmalar ve tıbbi müdahale yokluğu da salgın hastalıklara ve ölümlere yol açıyor. Oysa, uluslararası hukuka göre savaş, afet gibi olağanüstü durumlarda çocuklar öncelikli olarak korunması gereken gruptur.
Kalıcı engellilik, kronik hastalıklar gibi fiziksel ve psikolojik birçok zorlukla mücadele eden Filistinli çocukların, en temel haklarının yanı sıra oyun oynama hakkı gibi çocuk olma hakları da ellerinden alınıyor. İsrail'in Gazze'de yasakladığı uçurtma, basit bir oyuncak olmanın ötesinde, yıllardır gökyüzüne duyulan özlemin, özgürlük arzusunun ve Filistinli çocukların yaşama sevincinin sembolüdür. Ne var ki, çocukların uçurtmalarını uçurması gereken gökyüzünde bugün savaş uçakları, bombalar ve füzeler var.
Çocuklar, toplumların geleceğidir. Onların kitlesel olarak öldürülmesi, sakat bırakılması ve eğitimden mahrum bırakılması, geleceğin doktorlarının, mühendislerinin ve öğretmenlerinin yetişmesini engellemek, kısacası bir toplumun yarınlarını elinden almak demektir. Gazze’de olduğu gibi çocukların hedef alınması, yalnızca bugünü değil, bir toplumun geleceğini de yok etmektedir.
Uluslararası toplumun sorumluluğu
İsrail'in uluslararası kurumların aldığı kararları uygulamaması ve bu kurumların yaptırım mekanizmalarını işletmemesi, insan hakları ihlallerinin yıllar boyunca devam etmesine ve giderek artmasına yol açtı. Bu durum ise 7 Ekim sonrası yaşanan "soykırım"a zemin hazırladı.
Uluslararası toplumun İsrail'e yaptırım kararı alabilmesi ve uygulayabilmesinin önündeki en büyük engel, ABD'nin, BM Güvenlik Konseyi'ndeki (BMGK) veto yetkisidir. BMGK'nın askeri, ekonomik veya diplomatik yaptırım uygulayabilmesi için, Konsey'in beş daimi üyesinin karar tasarısını veto etmemesi gerekir. Bir karar taslağı, diğer üyelerin tamamının desteğini alsa dahi, daimi üyelerden birinin vetosu karar tasarısının kabul edilmesini engellemek için yeterlidir. Bu çözümsüzlük, Gazze'de insan haklarının askıya alınmasına yol açarak küresel hukuk sisteminin işlevsizliğini ve işlenebilecek en ağır suçlar karşısında bile çaresiz kaldığını gösterdi.
Gazze'de devam eden sistemli soykırım, bölgesel bir trajedi olmakla kalmayıp, uluslararası barış ve istikrarın, insan hakları evrensel değerlerinin, temellerini kökten sarsan bir dönüm noktasıdır. Ateşkesin gerçek anlamda sağlanması, kesintisiz insani yardım akışı ve Gazze'nin yeniden inşası için etik ve diplomatik süreç bir an önce devreye girmelidir. Tüm bunlarla beraber Gazze halkına destek olmak tüm insanlığın ahlaki sorumluluğudur.
