Ezher’in Peçe Fetvası ve Laik Kurtlar

Ezher’in Peçe Fetvası ve Laik Kurtlar

Mısır Ezher Üniversitesi'nin rektörü Muhammed Tantavi: "Peçe'nin İslam’la ilgisi yok" demesi yeni tartışmalara yol açtı. Tantavi’nin “Peçe Kur’an’da yoktur!” demesi anlaşılır bir sözken, “Peçeyi yasaklatmak için fetva vereceğiz” sözü haddi aşan bir söz ol

Vatan gazetesinin de haberde geçen "peçe" kelimesini "çarşaf" olarak çevirmesi bir başka hinlik oldu.

Vatan gazetesinin haberine göre Ezher rektörü Muhammed Tantavi, Mısır'ın başkenti Kahire'de bir kız okulunu ziyareti sırasında Peçe (vatan gazetesi özellikle peçe olarak değil çarşaf diye çevirmiş) ilgili bir soruyla karşılaşınca, bir kız öğrenciden giydiği çarşafı (doğrusu peçe olacak) çıkarmasını istedi. Ancak genç kız da çarşafının (peçenin) dini bir zorunluluk ve inancı olduğunu, çıkaramayacağını söyledi. Bunun üzerine Tantavi de, çarşafın (peçenin) sadece bir gelenek olduğunu ve Kuran'ı Kerim'le bir alakası olmadığını ifade etti.

AP ajansına konuşan el ezher üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, bundan sonra üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara çarşaflı genç kızların bundan böyle alınmayacağının söylendiğini belirtti.

Sadece Mısır'da değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Tantavi'nin Ezher Enstitüsü'nün ilk ve orta okullarına domuz gribi ile ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında yaşandı. Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü açmasını söyledi. Kız da " Bu benim inancım gereğidir. Açmam" deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Tantavi, bağırarak kıza " Bu tarz örtünmenin yani Nikabın İslam'da yeri yok. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum" dedi.

Ezher rektörü Muhammed Tantavi'nin sözleri ile tekrar gündeme gelen peçe tartışması yıllardır Mısır'da ve İslam dünyasında süregelen bir tartışmadır. Tantavi "peçe İslam'da veya Kur'an'da yoktur, İslam'ın kadınlar için örtünme sınırları bellidir" sözleri anlaşılabilir bir sözken, anlaşılmayan ve haddi aşan sözleri "peçeyi yasaklamak için fetva çıkaracağız" sözleri oldu.  Ezher'in, bu konuda fetva verirken, Hüsnü Mübarek'in uygulamaları konusunda aynı hassasiyeti göstermesni bekliyoruz.

Komik olan ise Türkiye'de bu gibi konularda aç kurtlar gibi bekleyen laik-kemalist silahşörlerin bu tartışmayı hemen "İslam'da örtünme yoktur!" veya "Kur'an'da örtünme yoktur!" şeklinde yorumlamaları oldu. Buna bir örnek vermek gerekirse bugün Radikal gazetesinde yayınlanan Türker Alkan yazısıydı.

 

Laikçi El Ezher / TÜRKER ALKAN

El Ezher Üniversitesi tutucu İslam'ın merkezlerinden birisi sayılır. Dün gazetelere yansıyan bir haber ilginç bir gelişmeden söz ediyordu.

El Ezher'in rektörü bundan sonra üniversite içinde kız öğrencilerin sadece gözleri açıkta bırakan peçe giyemeyeceklerini söylemiş! Ve eklemiş, "Nikap (peçe) sadece bir gelenektir, İslam'la bir ilişkisi yok!"

El Ezher de sonunda laikçi oldu desenize! Gerçekten peçenin Kuran'da yeri yoktur, bir gelenektir. İyi de bu gelenek nerden gelmiş diye soracak olursanız ünlü tarihçi Will Durant 'The Story of Civilization: Our Oriental Heritage' adlı kitabında şunu söyler:

"Peygamber'in (Zerdüşt'ün) zamanında İran'da kadının durumu iyiydi. Eski kurallar gereği kadın peçe takmadan özgürce istediği gibi hareket edebiliyordu. Mülk sahibi olabiliyor ve mülkünü yönetebiliyordu ve çağdaş kadınların çoğu gibi kocasının işlerini de kadın yönetiyordu. Daryus'tan sonra kadının bu durumu özellikle zenginler arasında sarsıldı. Fakir kadınlar çalışmak zorunda oldukları için hareket serbestilerini korudular.

Fakat diğer kadınlara eskiden sadece aybaşı hallerinde uygulanan kaçgöç kuralı, sonradan sosyal ilişkilerde bütün zamanlar için geçerli kılındı. Ve bu uygulama İslam'daki peçe kurumunun temellerini oluşturdu. İran'da, üst sınıftan olan kadınlar artık ancak örtülerle kapatılmış tahtırevanlarla bir yere gidebiliyorlardı ve erkeklerle herkesin içinde konuşamıyorlardı. Evli kadınların ise baba ve kardeş gibi en yakın akrabalarıyla bile görüşmeleri yasaklanmıştı."

Bu uygulamalar zamanla Ortadoğu'nun diğer kavimlerine de yayılmış. Bir bakıma İran'da günümüzde izlenen 'çadırın' ve 'hicabın' İslam öncesi kökenleri olduğunu söylemek hiç de yanlış olmaz.

Pers ülkesinde kadının sosyal durumunun kötüleşmesi ülkede yaşanan siyasal huzursuzluk ve çöküşle birlikte ortaya çıktı. Dinin ve din adamlarının etkinliği arttı. Teokratik bir yönetim kuruldu.

Benzer gelişmeleri bazı diğer ülkelerde de görüyoruz. Mısır'da firavunlar yönetiminin çökmeye başladığı son 200 yılda din adamlarının etkinliğinin arttığını, teokrasinin güçlendiğini görüyoruz. Roma İmparatorluğu'nun, Bizans'ın çöküş dönemlerinde de dinin güçlendiğine tanık oluyoruz.

Osmanlı'da da aynı şey oldu. İmparatorluğun yükselme ve güçlenme döneminde padişahlar 'Halife' sanını kullanmadılar, çöküş döneminde aynı zamanda halife oldukları akıllarına geldi. 'İslam'ı bir kurtarıcı ideoloji gibi algılamaya başladılar.

Amerika'da da benzer bir şey olmadı mı: 'Büyük Bunalım' yıllarında dine yöneliş arttı.

Kısacası, dini inanış gibi gözüken her şey din kökenli olmayabiliyor. Tarihten ve geleneklerden kaynaklanan pek çok inanışı ve uygulamayı din olarak benimseyebiliyoruz.

Bunu da çok normal karşılamalıyız. Din, nihayetinde toplumsal bir kurumdur.

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir