Esenler’de Filistin’le Dayanışma Gecesi

Esenler’de Filistin’le Dayanışma Gecesi

Türkiyeli Müslümanların Filistin halkı ve Gazze direnişiyle dayanışma etkinliklerine Esenler Filistin’le Dayanışma Platformu’nun organize ettiği bir geceyle devam edildi. İstanbul Esenler’de Belediye Konferans Salonunda dün gece gerçekleştirilen Filistin’

Mevlüt Akbal'ın Kur'an-ı Kerim ve Meal'inin tilavetiyle başlayan ve ayrıca Filistin'le dayanışma namına bir kermesin de düzenlendiği geceye Gazze'deki insani durumu konu edinen bir sinevizyon gösterimi ile devam edildi.

Yöneticiliğini Tuncay Tuna'nın yaptığı ve İslami kesimlerden Özgür-Der ve İHH'nın da desteklediği gecede Abdullah Bayrak slâyt eşliğinde Filistin'i tanıtırken geceye Grup Yürüyüş ezgi ve marşlarıyla ve Hamza Türkmen ile Abdurrahman Dilipak da konuşmacı olarak katıldılar.

İlk konuşmacı olarak söz alan Abdullah Bayrak, Filistin tarihi ve coğrafyası hakkında dinleyicileri bilgilendirerek Filistin davasının önemine dönük saptamalarda bulundu. Slâyt ile de desteklediği konuşmasında Bayrak, dayatılan ulusal sınırlara dikkat çekerek "Müslümanlar olarak zihnimizi misak-ı milli ile sınırlandırmıyoruz; vatan derken Müslümanların çoğunluğu teşkil ederek yaşadığı bütün coğrafyayı kastediyoruz." dedi. Filistin'in önemi üzerinde de duran Bayrak konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gazze, Müslümanları dünyanın her yerinde birleştirmiştir… Kudüs'ü sahiplenmek adaleti ayaklandırmak, ayakta tutmaktır… Müslümanların hakkı ve adaleti ayakta tutma çabasıyla bu ümmet üzerindeki zulümden silkinerek yeniden dirilecektir… Kâbe işgal altında olsa onun özgürlüğü için neyimizi vermemiz gerekiyorsa El-Aksa'nın özgürlüğü için de aynı fedakârlığı yapmamız gerekmekte."

Gazze'de Mağlup Olan Direniş Değil, İsrail'di!

Bayrak'ın Filistin'i tanıtmayı amaçlayan konuşmasının ardından birinci konuşmacı olarak söz alan Hamza Türkmen, dünyanın dördüncü devi olan İsrail'in olanca teknik donanımına rağmen göğüs göğse muharebeden çekindiğini ve bütün insani kayıplara rağmen Gazze'den mağlup olarak çıktığını söyledi.

Gazze Direnişi Şeref ve Ümidimiz Oldu!

Gazze halkı ve İslami direnişin sabrı ve direnişteki kararlılığına da dikkat çekerek pratik örnekler veren Türkmen direnişin niteliğini de sorgulayarak şunları söyledi:  "Gazze direnişi şerefimiz oldu, ümidimiz oldu. Ama bu ümit bir iktidar olma ümidi değil… Bu ümit ekonomik büyüme, merkez olma ümidi değil… Bu ümit yeniden Kur'an'la, vahiyle buluşmak ve İslami değerler temelinde bütünleşmek ümidiydi. Bu, Kur'an ayetlerinin ete-kemiğe bürünmesiydi. Bu ümit imanla amelin buluşması; ve bu ümit, bu sinerji, bu iman halesi Seyyid Kutub'un uğruna şehit olduğu Yeniden Kur'an Neslini İnşa edecek, alevlendirecek, ümmeti yeniden diri bir şekilde bütünleştirip nüveleştirecek bir atılımın, bir gayretin ifadesi oldu. Dolayısıyla bu ümit, insan olmak, gerçekten kitabi bir imana sahip olmak ve bununla yaşamak; Vahyi tanıklaştırmak, varolmak ümidiydi. Yoksa devlet olmak, merkez olmak, büyümek ve ilerlemek değildi."

Milli Çıkarların İslami Duyarlılığı Bulanıklaştırmasına İzin Verilmemeli..!

Konuşmasının önemli bir kısmında Gazze ile dayanışma eylem ve etkinliklerini de özeleştiriye tabi tutan Türkmen, Gazze direnişinin ve Filistin davasının milli çıkarlardan öte İslam kardeşliğinin yansıması duygularla sahiplenilmesi ve milli çıkarlar ile İslami hassasiyetin mutlaka ayrıştırılması gerektiğini söyledi. Bu meyanda yaşanan zaaf ve savrulmalara dikkat çeken Türkmen, Müslümanların zulme karşı istişari temelde omuz omuza verip mücadele etme sorumluluklarının Kur'ani bir emir olduğunu  ve dolayısıyla eylem ve etkinliklerin buna yaraşır şekilde düzenlenmesi gerektiğini belirterek "Zaten Gazzeli Müslümanlar da bu İslami uyanış, bilinçleniş, direniş ve şahitliklerini Kur'an ayetlerinden aldıkları ilhamla gerçekleştirmiyorlar mı?" sorusunu sordu.

Filistin'le Tutarlı Bir Dayanışma Siyonist İsrail'le Tüm Stratejik İlişkilerin Dondurulmasını Gerektirir

Gazze direnişiyle dayanışma eylem ve etkinliklerinde öne çıkan olumlu görüntü ve güzel örnekliklere de değinen Türkmen, saldırı haberleri alınır alınmaz üç saat içerisinde Özgür-Der ve İHH'nın Taksim'de 5.000 insanı harekete geçirmesinin oldukça önemli bir girişim olduğunu, yanı sıra başta Ankara'daki boykot eylemi olmak üzere daha birçok eylem ve etkinliğin taşıdığı özgünlükler ve getirdiği sonuçlar itibariyle öğretici örneklikler oluşturduğunu söyledi. Yine bu meyanda Erdoğan'ın Davos çıkışını da erdemli ve onurlu bir tutum olarak nitelendiren Türkmen, ancak AK Parti hükümetinin icra makamı olması dolayısıyla sorumluluklarının İsrail'le tüm stratejik ilişki ve anlaşmaları kesmeyi gerektirdiğini, en azından elçinin geri çekilerek Siyonist devletin Türkiye elçiliğinin de sürülmesinin karşılanamayacak bir beklenti olmadığını ifade etti.  Küresel istikbar ve onun Ortadoğu'daki uzantısı Siyonist devlete verilen tepkinin eş-zamanlı olarak ancak içerideki işbirlikçiliğe de yöneldiği takdirde tutarlı olabileceğinin altını çizen Türkmen, bu bağlamda Beyazıt Meydanında Müslümanların ortaklaşa düzenledikleri eylem sonrasında kamuoyuna deklare ettikleri taleplerin önemini dönük saptamalarda bulundu.

Aslolan Çözülmeden Ayakta Kalabilmektir

Son olarak Filistin'deki direnişin ileride mağlubiyetler de yaşamasının olası olduğunu ve İslami Cihad, HAMAS gibi hareketlerin de gerileyebileceğini ifade eden Türkmen, karşımızda büyük bir devin bulunduğunu ve bunun da yalnızca İsrail'den ibaret olmadığını belirterek gerçekçi olmaya çağrı yaptı. Aslolanın yıpranmadan, çözülmeden kimliğiyle var olabilmek, ayakta kalmak olduğunun altını çizen Türkmen, "bunu böyle düşündüğümüzde kardeşlerimizin Gazze direnişi bizim için gerçekten bir dirilişe dönüşür," diyerek konuşmasını tamamladı.

Filistin Davası Gazze Direnişiyle Asıl Mecrasına Aktı

İkinci konuşmacı olarak söz alan Abdurrahman Dilipak 1946'dan 2000 yılına kadar Filistin ve Gazze'nin adım adım Yahudileştirilme serüvenini anlattı. Filistin davası ve direnişinin uzun  bir süre boyunca daha ziyade Sol patentli hareketlerle özdeşleştirilerek işlendiğini vurgulayan Dilipak, Gazze direnişiyle birlikte Filistin davasının renginin ve kimliğinin İslami yönde daha bir belirginleştiğini kaydetti. Bunu en önemli kazanım olarak niteleyen Dilipak, "Filistin davası Gazze direnişi vesilesiyle asıl mecrasına akmaya başlamıştır." dedi.

Gazze Direnişi Bizim İçin Bir Mekteptir

Gazze direnişinin ve Filistin davasının bir bütün olarak Müslümanlar için bir mektep niteliğinde olduğunu belirten Dilipak, Müslümanların sorumluluklarının ise Gazze'yi de kuşatan ve bütün yeryüzünü içeren bir genişlikte olduğunu söyledi. Yeryüzündeki misyonumuzu gereğince ifa etmek için bütünsel bir bilince sahip olmanın önemini vurgulayan ve beytimiz niteliğinde olan Ortadoğu coğrafyasını iyi derecede bilmenin gerekliliği üzerinde duran Dilipak, her Müslümanın kendisini bir öğrenci olarak algılama durumunda olduğunu belirterek "Cennete girmek üniversite sınavlarını kazanmaktan daha kolay değildir!" dedi.

Gazze'yi Savunmak Kendimizi Savunmaktır!

Batı'nın zenginliğinin Müslümanlar olarak bizim yoksulluğumuz ve İsrail'in gücünün de bizim dağınıklığımızda kaynaklandığını belirten Dilipak, Filistin'i sahiplenmenin kendimizi savunmak ve geleceğimizi inşa etmek anlamına geldiğini kaydetti. Dilipak konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gazze düşerse, Mescidu'l-Aksa düşer. Mescidu'l-Aksa düşerse sıra Kudüs'tedir. Kudüs'ü kaybedersek sıra arz-ı mev'ud sınırları içerisinde bulunan Anatolu'ya gelmiş demektir. Bugün Gazze halkının başına gelenler yarın-öbür gün bizim başımıza geleceklerin habercisidir. Dolayısıyla Gazze davası, iman davasıdır. İman davası, insanlık davasıdır. Gazze kendi çocuklarımızın geleceği açısından bizim meselemizdir. Gazze Arapların değil, erdemli ve onurlu insanların ve Müslümanların kendi öz be öz meselesidir.  Gazze'yi savunmak kendimizi sahiplenmek, geleceğimizi inşa etmektir!"

Ulusal Sınırları Emperyalizm Çizmiştir

Konuşmasının önemli bir kısmında dünyanın mevcut durumu etrafında tahlillerde bulunan ve Batı emperyalizminin dayandığı temelleri sorgulayan Dilipak, Müslümanlar olarak bizim Allah'ın yeryüzündeki mutlak iktidarının temsilcileri olduğumuzu ve dolayısıyla öğrencisi olduğumuz yeryüzünün mevcut durumu ve bu duruma nasıl geldiğine eğilmenin de hayati ödevimiz konumunda olduğunu söyledi. Batı'nın sömürgeci sicilini çeşitli anekdotlar üzerinden örneklendiren Dilipak, dünyada adaletsizliklere ve çarpık paylaşıma da dikkat çekerek ödevimize bir bütün olarak yeryüzü ölçeğinde hayatı tanımaya başlamakla başlamamız gerektiğini kaydetti. Bugün Ortadoğu'da yerleşik olan ülke sınırlarının emperyalizm tarafından çizildiğinin de altını çizen ve dünya Ortadoğu haritalarının çoğunun da İngilizler tarafından çizildiğine dikkat çeken Dilipak, Filistin'e veya beytimize de İngilizlerin çizdikleri haritalardan hareketle bakmanın paradoksallığını vurguladı. Emperyalizmin fiili olarak ümmet coğrafyasından çıkarken kendisinden geriye yapay sınır ve devletçikleri bıraktığını da hatırlatan Dilipak, Pakistan ve Bangladeş'in Hindistan'dan kopartılmasının da aslında bir İngiliz oyunu olduğunu ve Mevlana Ebul Kelam Azad gibi öncülerin muhalefetine rağmen dönemin Müslümanlarının da bu oyuna geldiğini söyledi. Bunun çarpıcı bir sonucu olarak bugün Hindistan'a Keşmir merkezli ve Rusya'ya da salt Çeçenistan ekseninde bakmanın zihinsel bir daralmışlık mesabesinde olduğunu belirten Dilipak, Çeçenistan, Keşmir vb. sorunlarla ilgilenmek kadar dünyayı kendi bütünlüğü içerisinde kavramak ve sorumluluğumuzu yeryüzü ölçeğine yaymanın önemi üzerinde durdu.

Gazze Direnişi Seküler-Laik Filistin Projesinin De İflasıdır!

Filistin'deki direnişin İslami niteliğine ve seküler-laik Abbas çetesinin işbirlikçi yapısına da dikkat çeken Dilipak ayrıca ulusalcı kesimlerin Filistin meselesini Arapların sorununa indirgeyici yaklaşımlarını da sert bir şekilde eletirdi. Bu meyanda Filistin davası ve HAMAS önderliğindeki Gazze direnişini neden sahiplenmemiz gerektiği üzerinde duran Dilipak şunları söyledi: "Çünkü HAMAS, sadece İsrail'e verilen bir cevap değildi. Aynı zamanda seküler-Filistin'e de verilen bir cevaptı! Sadece seküler-Filistin projesine verilen bir cevap da değil, aynı zamanda işbirlikçi Arap rejimlerine de verilen bir cevaptı! Sadece işbirlikçi Arap rejimlerine de değil, İslam dünyasındaki işbirlikçi yönetimlere de verilen bir cevaptı! Dolayısıyla Filistin meselesi ulusal Arap meselesi olmanın çok ötesindedir. Bunu Amerika da biliyor; Müslümanların da bilmesi lazım."

Abdurrahman Dilipak'ın konuşmasının ardından gece Mevlüt Akbal'ın yaptırdığı duaya müteakiben sona erdi.

Haşim Ay / Haksöz-Haber

Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir