Diyanet neyi amaçlıyor?

Diyanet neyi amaçlıyor?

Hutbelerde ayet ve hadisleri kullanarak Rabbimizin ve Peygamberimizin buyruklarını asıl maksatlarından kopararak milli ve manevi değerlere uyarlamak ne kadar doğru?

HAKSÖZ HABER

Diyanet milli tarih anlatısına ve hamasetine uygun, laik-kemalist cenahı memnun etmek üzere hazırlanan hutbelerine bugünbir yenisini daha ekledi.

Hutbenin başında; Bir gün, Resûl-i Ekrem (s.a.s), ashâbına şöyle buyurdu: “Allah’ın peygamber ya da şehit olmayan öyle kulları vardır ki kıyamet gününde Allah’a yakınlıkları sebebiyle, peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler.” Ashâb-ı kiram, ‘Ya Resûlallah! Bunlar kimlerdir?’ diye sorunca Rahmet Elçisi (s.a.s), “Bunlar, aralarında akrabalık bağı ya da herhangi bir menfaat bulunmayıp sırf Allah için birbirlerini sevenlerdir.”hadisi yer alıyor. Ebu Davud’dan rivayet edilen bu hadis, İslam ahlakının önemli konularından biri olan Allah için sevmek, din kardeşliği ve Allah rızasının gözetildiği samimi dostluk üzerine söylenmiştir. Hadiste anlatılmak istenen temel düşünce, insanlar arasındaki sevginin herhangi bir dünyevî çıkar, menfaat, akrabalık, ırk veya makam beklentisine dayanmaması; yalnızca Allah'ın rızasını kazanma amacı taşımasıdır. İslam'a göre bir insanı Allah için sevmek, onun sahip olduğu maddî imkânlardan, makamından veya bize sağlayacağı faydalardan dolayı değil; Allah'a inanması, güzel ahlaklı olması ve iyiliğe yönelmesi sebebiyle sevmektir. Böyle bir sevgi, karşılık beklemeyen, samimi ve kalıcı bir sevgidir. Hadiste peygamberlerin ve şehitlerin bile kıyamet gününde bu kimselere gıpta edeceğinin bildirilmesi, Allah için sevmenin ne kadar büyük bir manevi değere sahip olduğunu göstermektedir. Çünkü Allah rızası için kurulan dostluklar yalnızca dünya hayatıyla sınırlı kalmaz, ahirette de karşılığını bulur. Bu durum bize her zaman, her yerde ve her durumda Allah’ın rızasını gözeterek hareket etmemiz gerektiği belirtilmektedir.

Hutbenin devamında ise hadisin uyarlandığı metin bu durumun vahametini daha da derinleştirmektedir: “Aziz Kardeşlerim! Bizleri ayakta tutan, hayatın zorluklarına karşı koruyan ve yarınlara güvenle taşıyan en büyük gücümüz birlik ve beraberliğimizdir. Ortak bir inanca, müşterek değerlere ve birlikte yaşama iradesine sahip oluşumuzdur. En büyük gücümüz, kalplerimizi aynı duygular etrafında birleştirmek, birbirimizin sevinç ve kederlerini paylaşmaktır. Kıymetli Müminler! Cumhuriyetin ilanının 103. yıl dönümünde şu hakikati bir kez daha dile getirelim ki, bizler; hür olmanın onuruyla yaşadığımız vatanımızı birlik ve beraberliğimiz sayesinde kendimize yurt kıldık. İstikbalimizin şahidi ezanlarımızı kardeşlik bağımızla semalarda yankılattık. İstiklalimizin sembolü bayrağımızı el ele vererek göklerde dalgalandırdık. Aziz şehitlerimizin ve kahraman gazilerimizin emaneti olan mukaddes değerleri, tek yürek oluşumuz sayesinde koruduk. İhanet, fitne ve fesat hareketlerinin karşısında yekvücut durarak huzurumuzu muhafaza ettik.” Hadiste, insanların birbirlerini herhangi bir akrabalık bağı veya dünyevî menfaat olmaksızın, yalnızca Allah rızası için sevmelerinin önemi vurgulanmaktadır. Burada esas olan Müslüman bireyler arasındaki ve ümmet-i Muhammed açısından samimiyet, sevgi, ihlâs, kardeşlik ve Allah rızasıdır. Verilen hutbede ise birlik ve beraberlik; ortak duygular, vatan, bayrak, Cumhuriyet ve millî değerler üzerinden ele alınmaktadır. Dolayısıyla hutbe, Allah için sevgi bağından daha farklı olarak bir toplumsal birlik ve millî dayanışma anlayışına yönelmektedir. Aynı zamanda birlikteliğimizi İslam’dan ziyade veyahut Allah rızasından ziyade belli başlı milli değerlere yekvücut şekilde sahip çıkmamıza, bir ülkü etrafında birleşmemize bağlamaktadır. Burada en dikkat çekici nokta, kardeşlik kavramını daha çok ortak millî ve ulus devletin dayatmış olduğu değerler üzerinden açıklanmasıdır. Oysa hadiste anlatılan sevgi, yalnızca aynı millete, topluma veya ulus devletin getirmiş olduğu ortak değerlere sahip insanlarla sınırlı değildir. Allah için sevmek; farklı düşüncelere, sosyal çevrelere ve başka ırklara sahip insanlar arasında da kurulabilecek bir bağ olması hasebiyle tüm ümmeti ve Müslüman coğrafyaları kapsar niteliktedir. Ayrıca hutbede Cumhuriyetin 103. Yılına atıf yaparak bu vatanı korumak, bu vatanın sahip olduğu bayrağı dalgalandırmak ve aziz şehitlerin ve kahraman gazilerin(?) bizlere emanet olarak bıraktığı mukaddes değerler uğruna yekvücut şekilde sahip çıkmak olduğu belirtilmektedir. Peki, sormak istiyoruz; bizler Müslümanlar olarak meseleye sadece belli bir coğrafi sınırlar ve bu sınırların sahip olduğu milli-manevi değerler üzerinden mi yaklaşmalıyız? Ya da başta belirtilen hadisi esas aldığımızda ümmet olmanın, bir olmanın, yekvücut olmanın yolu bu değerlere sahip çıkmaktan mı geçmektedir?

Hutbe belli bir coğrafyada yaşayan insanları neden bir arada tutmamız gerektiğine odaklanırken hadis, insanları hangi niyetle hangi ihtirasla bir arada tutmak gerektiğini bizlere anlatmaktadır. Bunlar birbiriyle ilişkili olmakla birlikte aynı şey değildir. Allah için sevmek gibi evrensel ve ahlaki bir değerin, yalnızca millî birlik ve beraberlik söylemine indirgenmemesi gerekir. Çünkü hadisin mesajı, insanları ortak bir milli değer etrafında birleştirmekten çok, aralarında hiçbir çıkar ilişkisi olmadan Allah rızası için sevgi, kardeşlik ve ümmet olma bilincini kurabilmeleridir.

Hutbe şu şekilde devam etmektedir: “Kıymetli Aileler! Sevgili Gençler! Şanlı ecdadımızın büyük bedeller ödeyerek bize vatan kıldığı bu topraklarda birlik ve beraberliğimizi korumak, istisnasız hepimizin vazifesidir. Zira dayanışma ruhunu diri tutan milletler, en çetin imtihanlardan başarıyla çıkmışlar, ayrılığa düşenler ise tarih sahnesinden silinip gitmişlerdir. Yüce Rabbimiz, “Allah, kendi yolunda kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” buyurarak, hak yolunda omuz omuza durmamızı istemektedir. Dolayısıyla eli kalem tutanlar yazdıklarıyla, dili kelam edenler söyledikleriyle, herkes duasıyla birlik ve beraberliğimize katkı sunmalıdır. Aileler, evlatlarını dinine, milli ve manevi değerlerine bağlı bir şekilde yetiştirmelidir. Gençler de vatanına, milletine, bayrağına ve kutsallarına sahip çıkarak geleceğimizi inşa etmelidir.” Bu hutbede kullanılan ayet, Saff suresi 4. ayettir: “Şüphesiz Allah, kendi yolunda, kenetlenmiş bir yapı gibi saf bağlayarak savaşanları sever.” Ayetin asıl vermek istediği mesaj; Allah, kendi yolunda saf tutarak mücadele eden, düzenli ve sağlam bir bütünlük oluşturan müminleri sevdiğini bildirmektedir. Buradaki temel vurgu, Allah yolunda gösterilen kararlılık, disiplin, sadakat ve dayanışmadır. Ayetin bağlamı özellikle Allah yolunda mücadele etme ve inanç uğruna sorumluluk üstlenme düşüncesiyle ilgilidir. Dolayısıyla ayet yalnızca genel anlamda toplumsal birlik ve beraberlik çağrısı olarak değerlendirilmemelidir. Mevcut hutbede ise ayet bağlamından koparılarak, millî birlik ve beraberliği korumak, vatan ve bayrak sevgisini canlı tutmak, ailelerin çocuklarını dinî ve millî değerlere bağlı yetiştirmesi gerektiğini vurgulamak amacıyla kullanılmıştır. Burada dikkat çeken nokta, ayetin Allah yolunda kenetlenme mesajının toplumsal ve millî dayanışma düşüncesine uyarlanmasıdır. Elbette insanların iyilik, adalet ve ortak sorumluluklar etrafında birleşmesi dinî açıdan değerlidir. Ancak ayetin doğrudan millî birlik, vatan savunması veya bayrak sevgisi hakkında yorumlamak kesinlikle doğru değildir. Hutbede ailelerin çocuklarını dinî ve millî değerlere bağlı yetiştirmesi, gençlerin de vatanına, milletine ve bayrağına sahip çıkması istenmektedir. Bunlar ulus devlet mantalitesi açısından önemli sorumluluklar olabilir. Ancak ayetin temel mesajı, bireylerin hangi millî kimliğe sahip olduklarından ziyade Allah yolunda nasıl bir duruş sergiledikleriyle ilgilidir. Ayrıca ayetteki kenetlenme anlayışı, sadece aynı düşünceye sahip insanların bir arada durması şeklinde anlaşılmamalıdır. Bu dayanışmanın adalet, doğruluk, samimiyet ve Allah'ın rızası gibi ahlaki ilkeler üzerine kurulması gerekir. Aksi hâlde birlik ve beraberlik söyleminin sadece belli ulus devlet anlayışı ile gerçekleştirileceği anlaşılmaktadır.

Buradaki en önemli ayrım şudur: Ayet bize sadece bir arada durmayı değil, Allah'ın razı olduğu bir amaç uğrunda, doğru ve samimi bir şekilde bir arada durmayı öğütlemektedir. Dolayısıyla önemli olan yalnızca birlik olmak değil, neyin etrafında ve hangi ahlaki ilkeler doğrultusunda birleştiğimizdir.

Peki, sormak istiyoruz: Diyanet bu hutbeleriyle neyi amaçlamaktadır? Hutbelerde ayet ve hadisleri kullanarak Rabbimizin ve Peygamberimizin buyruklarını asıl maksatlarından kopararak milli ve manevi değerlere uyarlamak ne kadar doğru? Müslümanın vatanı neredir?Ümmet olmanın yolu milli değerlere sahip çıkmaktan mı geçmektedir? Direnişimizi sadece belirli sınırlar içinde yer alan bir toprak parçası uğruna mı yoksa Rabbimizin bize mescid kıldığı yeryüzünün her metrekaresi uğruna mı gerçekleştirmemiz gerekiyor? Tüm çabamızı belirli bir ulus devlet sembollerini, değerlerini yaşatmak için mi kullanacağız yoksa Allah’ın hükümlerini hâkim kılmak için mi çabalayacağız?

HABERE YORUM KAT
2 Yorum
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir