Cemaatleşmenin sınırları ve takva esaslı otorite ihtiyacı

Cemaatleşmenin sınırları ve takva esaslı otorite ihtiyacı

Vahdettin İnce, kaçınılmaz olan cemaatleşme ve toplumsal çeşitliliğin zararlı yapılara dönüşmesini önlemenin yolunun farklılıkları bastırmak değil, takva ve hukuk esaslı kapsayıcı bir otorite oluşturmak olduğunu söylüyor.

Vahdettin İnce / Star

“Zararlı Cemiyetler”i yok etmenin yolu “takva esaslı” bir Cemiyet olmaktır

Dünya hayatının başı ve sonu yalnızlıktır. İnsan, yalnız doğar, yalnız ölür. "Andolsun ki, sizi ilk defa yarattığımız gibi bize yalnız geleceksiniz" (Enam, 94). Ama bu iki yalnızlığın ortası çokluktur. "Sizi kavim ve kabilelere ayırdık" (Hucurat, 13). Çokluk ise bir yanıyla çeşitlilik anlamına gelir. Diller, renkler, karakterler, ilgiler, zevkler, endişeler, idealler, hedefler ortaklaştığı oranda farklılaşma sebebi de olurlar. Bir toplumun kapsayıcı çatısı altında çeşitli cemaatlerin, sosyal kümelerin, mesela bugünlerde gündemde olan tarikatların, siyasal, kültürel ve kimliksel öbekleşmelerin olması işte sözünü ettiğimiz bu varoluşsal yasadan kaynaklanır. Buna, insanın sosyalleşme yasası da diyebiliriz.

Sosyologlar ve bazı Müslüman alimler insanın doğuştan sosyal bir varlık olduğunu söylüyorlar. Bazı Müslüman alimler ise sosyalliğin doğuştan gelen bir özellik olmayıp, doğuştan gelen bir başka özelliğin sonucu olduğunu söylerler. Yani insan doğuştan gelen yalnızlığına son vermek için sosyalleşir. Onlara göre "insan yalnızlığını gidermek için tabiatı itibariyle istihdam etme özelliğine sahip kılınmıştır". Önce yakın çevresini, mesela annesini, babasını, ailesini beslenme, barınma, himaye gibi hususlarda istihdam eder. Ayrıca bedeninin organlarını, elini, ayağını, gözünü vs istihdam eder. Yetmedi, aletler icat edip kullanır. Hayvanları istihdam eder, onların çeşitli özelliklerinden yararlanır. Hemcinslerini istihdam eder. Sosyalleşme, bütün bunların sonucu olarak ortaya çıkar. Yukarıda sosyalleşme ile ilgili olarak yer verdiğimiz her iki teori açısından da sonuç aynıdır aslında.


İnsan tabiatının bu özelliğinden dolayı çeşitliliği, çeşitlenmeyi, farklı gerekçelerle kümelenmeyi yok etmek imkansızdır bu yüzden. Çünkü insan canlı cansız çevresine muhtaçtır. Ortak ihtiyaçlar kümelenmeyi kaçınılmaz kılar. Gerçi aksini deneyen Faşizm, Komünizm gibi ideolojiler, hükmettikleri insanları tek tipleştirmek isteyen rejimler ortaya çıktılar. Ama sonunda tabiatın geçit vermez duvarına toslayıp tuz buz oldular. Kıstıkları çoğulculuğun sesi şimdilerde kulakları sağır ediyor.

Şu halde çeşitliliğin bir çerçevesi, tabi olacağı bir yasası, bir düzeni yok mu? Madem tabiatta çeşitlilik vardır ve madem bu çeşitlilik önlenemez, "bırakın yapsınlar, bırakın geçsinler" mi diyeceğiz? Bu başıboşluk uğultusu kulakları sağır etmeye devam mı etsin? İnsan tabiatı, bu başıboşluğa fırsat vermemek için kapsayıcı, kuşatıcı (Cami) devlet olgusunu ilham etmiştir insanoğluna. Devlet, tabiatı gereği çoğalan, çeşitlenen, farklılaşan insanları gölgesine alan kapsayıcı (cami) bir üst çatı konumundadır. Genel ve tabii misyon itibariyle söylüyorum. Yoksa aksine davranan, insanı tekliğe müncer etmek için didinen devlet örnekleri de az değildir. Ancak biz, eşyanın ve insanın tabiatıyla uyumlu devlet kavramından söz ediyoruz.

İslam tarihinde farklı renklere, dillere, statülere, ırklara, anlayışlara mensup insanları namazda birleştiren, onların farklılıklarını yok etmeden, sindirmeden kapsayan mescitlere "cami" denmiştir. Peygamberimiz (s.a.v) zamanında bu şekilde "cami" bir mescit kurulmuş ve herkesi içine alacak kapsayıcılığa sahipken birtakım insanların, çeşitli bahanelerle alternatif bir mescit oluşturmaları yıkıcı bir eylem olarak tanınmış ve bu mescit, Kur'an'da (Tevbe suresinde) "dırar" (zarar amaçlı) olarak nitelendirilmiştir.

Bu da gösteriyor ki insan tabiatının çeşitliliği kaçınılmaz kılan özelliğinin bir yansıması olarak ortaya çıkan öbekleşme, kümelenme, farklılık bir hukuka, bir otoriteye tabi olmazsa, çeşitliliğin sağladığı doğal harmoniyi bozar, dengeyi alt üst eder. Yani tamamen zarar nitelikli olur. Fakat başına buyruk cemaatleşmeleri, tarikatları, kümeleri, yani zarar amaçlı yapıları engellemenin yolu, *takva esasına dayalı", yani kapsayıcı, kuşatıcı, tabii hukuka riayet eden, cami bir otoritenin bulunması gerekir.

Halihazırda zarar amaçlı yapıların biri biterken bir başkasının başlaması, "takva esasına dayalı" bir otoritenin oluşmasına imkan vermeyen yasaların varlığıdır. Tekke ve zaviyelerin kapatılmasına ilişkin yasa gibi. Zararları mani, faydaları cami bir devlet olmak istiyoruz ama mevzuatımız müsait değil anlayacağınız.

HABERE YORUM KAT
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir