Bedir'den 15 Temmuz'a uzanan şehadet çizgisi

Bedir'den 15 Temmuz'a uzanan şehadet çizgisi

Taha Kılınç, Bedir'den 15 Temmuz'a uzanan şehadet geleneğinin ancak şehitlerin hatırasını canlı tutan bir toplumsal hafızayla korunabileceğini vurguluyor.

Taha Kılınç / Yeni Şafak

Şehitlerimizi ziyaret

Hz. Peygamber, Mekke’nin fethi için sürdürdüğü hazırlıkları son derece gizli tutmuştu. Zira Kureyş’in kalabalık bir karşı ordu toplamasından, böylece “Harem” olan Mekke’nin çatışma sahasına dönüşmesinden çekiniyordu. Hazırlıklar son aşamaya geldiği sırada, Hz. Peygamber, sahabeden Hâtib bin Ebî Beltea’nın Kureyşlilere gizli bir mektup gönderdiğini vahiy yoluyla haber aldı. Mektup, Ebû Leheb’in müşrik cariyesi Sâre’ye emanet edilmişti. Hz. Ali, Zübeyr bin Avvâm ve Mikdâd bin Amr hemen harekete geçerek cariyeyi yolda yakaladılar. Saçının içine gizlediği mektubu ele geçirip Hz. Peygamber’e getirdiler.

Hâtib bin Ebî Beltea, mektubunda, Rasûlullah’ın “gece karanlığı bir korkunç, sel gibi güçlü” bir orduyla Mekke’ye gelmeye hazırlandığını, ona kimsenin karşı koyamayacağını ifade ediyordu. Hz. Peygamber, Hâtib’i çağırtarak neden böyle yaptığını sordu. Aslen Mekke’nin yerlilerinden olmayan Hâtib, şehirde kalan yakınlarını koruyacak kimsesinin bulunmadığını, Kureyşlileri önceden uyardığı takdirde akrabalarının himaye edileceğini umduğunu söyledi. Bu sırada Hz. Ömer, Hâtib’e karşı büyük bir öfke sergiliyor, hatta kendisinin öldürülmesi gerektiğini söylüyordu. Hâtib’in savunmasını dinleyen Hz. Peygamber onun samimiyetine ikna oldu. Sonra da Hz. Ömer’e dönerek, Bedir savaşına katılan sahabîler hakkında şu ilahî fermanın bulunduğunu hatırlattı: “Ey Bedir ehli! Bundan böyle ne yaparsanız yapın, ben sizleri bağışlayacağım!”

Yıllar evvel, Siyer kaynaklarında bu kıssayı ilk kez okuduğumda, Bedir’e katılanlara açılan bu “kredi” beni çok şaşırtmıştı. Araştırmalarımı derinleştirdiğimde, şu hakikatle karşı karşıya kaldım: Bedir, sahabe neslinin karşısına ilahî bir imtihan olarak, aniden çıkmış bir savaştı. Sıcak çatışmayı akıllarından geçirmezken, birdenbire karşılarında düşmanı bulmuşlar, ellerinden gelen bütün fedakârlığı sergileyerek müşriklere karşı canlarını ortaya koymuşlardı. 14 sahabî savaşta şehit düşmüş, geri kalanlar da adlarını tarihe altın harflerle yazdırmıştı. Bedir çok özel, önceden tasarlanması imkânsız ve tekrarı ancak nadir şekilde gerçekleşen bir destandı.

2010’da Mavi Marmara olayı yaşandığında, “İşte” demiştim, “Bedir’in tekrarı!” Orada da bir avuç kahraman, hiç beklenmedik bir şekilde, dünyanın en güçlü ordularından biriyle göğüs göğüse karşılaşmış, canlarını ortaya koyarak bir destan yazmıştı. Mavi Marmara’nın 10 şehidi, ümit ediyor ve inanıyorum ki, Bedir şehitlerinin yanı başında haşr olacaktır.

Nihayet aynı duyguları 15 Temmuz 2016 gecesi de yaşadım. Akşam vakti evlerinde, okullarında, öğrenci yurtlarında, sokaklarda aileleri ve dostlarıyla güzel ve sakin zamanlar geçiren insanlar, birdenbire kendilerini çatışmaların göbeğinde bulmuş; kimi şehirlerin meydanlarında, kimi köprülerde, kimi kışlaların ve karakolların önünde canlarını gözlerini kırpmadan feda etmişti. Tıpkı Bedir’deki o ani ve zor karşılaşma gibi, 15 Temmuz şehitleri de hiç ummadıkları ve beklemedikleri bir anda karşılarına çıkan düşmanla kahramanca vuruşmuş, tarihe geçen bir cesaret sergilemişti. O gece, tıpkı Bedir gibi, çok özel, önceden tasarlanması imkânsız ve tekrarı ancak nadir şekilde gerçekleşen bir destan yazılmıştı.

Şehitlerin hikâyeleri, yaşayanlara da ilham kaynağı oluyor. 15 Temmuz’dan sonra, kendime bir görev belirledim: Türkiye’nin neresinde olursa olsun, yolumun düştüğü her yerde, şehitlerimizin kabirlerini ziyaret etmek; bunu da bilhassa ailemle ve çocuklarımla birlikte yapmak. Ömer Halisdemir (Çukurkuyu, Bor - Niğde), Kübra Doğanay (Yeşilhisar - Kayseri), Muhammed Yalçın (Kazımkarabekir - Karaman), Yasin Naci Ağaroğlu (Korkuteli - Antalya), Mustafa Avcu (Eskikaradona - Çorum), Mustafa Yaman (Kumluca - Bartın), Necmi Bahadır Denizcioğlu (Karşıyaka - Ankara), Ömer Can Açıkgöz (Ayancık - Sinop), Seyit Ahmet Çakır (Karkamış - Gaziantep), Uhud Kadir Işık (Kalfat, Orta - Çankırı), Yıldız Gürsoy (Sarıkaya - Yozgat), Hurşit Uzel (Kırıkhan - Hatay)… Şehitlerimizle, Anadolu’nun herhangi bir şehrinde, kasabasında, köyünde karşılaşabilirsiniz. İstanbul’da medfun onlarca ismi saymıyorum bile.

Lütfen siz de vazife edinin. Şehitlerimizin kabirlerini ailecek, çocuklarınızla, torunlarınızla sık sık ziyaret edin. Onlara bu destanın kahramanlarını tanıtın, anlatın. Ki bu vatanın ne fedakârlıklar uğruna elde tutulduğunu nesillerimiz hiç unutmasın.

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Önceki ve Sonraki Haberler
Bunlar da İlginizi Çekebilir