Ali Bulaç

Ali Bulaç

Yazarın Tüm Yazıları >

BDP-PKK

03 Ekim 2011 Pazartesi 01:24A+A-

Kürt halkının tabii haklarını savunmak üzere faaliyet gösteren Kürt siyasi hareketine -kanuni siyaset yapan partilere- destek veren aydın ve siyasetçileri ciddi manada kuşkuya düşüren gelişmeleri şöyle sıralayabiliriz:

1) BDP, 2009'da hükümetin başlattığı "Kürt açılımı"na neredeyse kategorik olarak karşı çıktı. Açılımın birçok yanlışı, eksiği vardı, ama BDP konuşmaya bile değer bulmadı.

2) 12 Eylül halkoylamasına götürülmek üzere Meclis'te hazırlanan "kısmi anayasa değişikliği"yle ilgili temel maddelerden "siyasi partileri kapatmayı zorlaştıran" maddenin BDP tarafından reddedilmesi. Bu gerçekten hayret verici bir tutumdu. Bir siyasi hareket düşünün kurduğu bütün partiler kapatılıyor, parti kapatmayı zorlaştıran temel bir yasa değişikliğine karşı çıkıyor.

3) 12 Haziran seçimlerinden zaferle çıkmış olan BDP'nin Meclis'e gelip yemin etmeyi boykot etmesi.

4) Abdullah Öcalan ile devlet görevlileri arasında süren görüşmenin tam da "anlaşma/uzlaşma" noktasına geldiği sırada 14 Temmuz günü Silvan'da yeni bir terör fırtınasının başlatılması. Öcalan, 15 Temmuz tarihini vermişti, ancak görüşmeler o kadar iyi gidiyordu ki, buna da gerek kalmadığını, en azından üç hayati nokta üzerinde mutabakata varıldığını söylüyordu. Silvan olayı ile Öcalan devre dışı bırakıldı. BDP'liler, Öcalan görüşmeleri iyi sayılabilecek noktaya getirmişken -örgütün hâlâ lideri odur- Silvan'da başlayıp arkasından savaş veya terör fırtınası şeklinde estirilen olaylara tatminkâr bir açıklama getirmediler. MİT-PKK görüşme metni de medyaya yansıyınca BDP'liler büsbütün kendi içlerinde bir meşruiyet krizine düştüler.

Öteden beri Kürt milliyetçileri şu argümanları öne sürmektedirler: "Devlet samimi değil. Bizi muhatap almıyor. Sorunun çözümünü tek taraflı olarak bize dayatmak istiyor". Her üçü de doğru. Ancak yeni dönemde durum pek öyle değil. 12 Haziran seçimlerinde AK Parti'den sonra seçimin ikinci galip partisi çıkan BDP'nin yapması gereken şey, Meclis'teki yerini alıp yeni anayasa yapımında aktif ve belirleyici rol oynaması, başlayan açılım sürecini derinleştirmesidir. Öcalan'la süren müzakereler, MİT-PKK görüşmeleri ve Başbakan'ın bunların arkasında durup "Gerekirse görüşmeler tekrarlanabilir." demesi BDP'nin argümanlarını havada bırakmış bulunmaktadır. Demek ki hükümet, BDP'lilerle değil, bizzat örgütün lideriyle ve PKK ile görüşüyor, üzerinde mutabakata varılan noktaları bizzat kendisi Kandil Dağı'na götürüp savaşı yürütenlere veriyor.

KCK üyelerine karşı yürütülen operasyonlar, devletin bazı birimlerince çıkarılan zorluklar çözüm sürecinde engelleyici rol oynamaktadır, bu konuda eleştirilerinde BDP'liler haklıdır. Ama bunları da hal yoluna koymak tamamen görüşme ve anlaşma zemininin korunmasına bağlıdır. Kör şiddet ve terörün her gün masum sivillerin hayatına son verdiği bir ortamda husumet, nefret ve intikamdan başka hiçbir şey söz konusu olamaz. Buna rağmen söylem düzeyinde de olsa Başbakan "Özgürlüklerin genişletilmesinden geri adım atılmayacak, siyasiler muhatap alınacak." demeye devam ediyor. Burada BDP'lilere düşen, kendilerini inandırıcı, güvenilir ve müzakere edilebilir siyasi muhatap konumuna çıkartmalarıdır.

Ancak Kürtlerin masum haklarına destek veren birçok kişi BDP'den artık pek ümitli değil. Süren savaş ve şiddet sarmalını ya doğru okuyamıyorlar ya da silahlı mücadeleyi yürüten PKK'nın arkasından gitmekten başka herhangi bir irade gösteremiyorlar.

Hem Kürt siyasi hareketi içinde yer alanlar hem genel olarak Türkiye kamuoyunun dikkatinden kaçmaması gereken önemli bir nokta var ki, 14 Temmuz'dan beri süren terör fırtınası sadece Öcalan'ı değil, klasik/bildik PKK'yı da aşan özelliklere sahip bulunmaktadır. Çünkü Kürt sorununu ve PKK'yı yakından takip edenler teslim eder ki, PKK adına gerçekleştirilen eylemler, bildik "terör" saldırıları değildir, tarz, tempo ve hedef seçimi açılarından bakıldığında Türkiye'ye karşı başlatılmış, ama cephesi Türkiye toprakları, şehirleri ve sivil alanları olarak belirlenmiş bir savaş ilanıdır.

Bana göre birileri, Türkiye'nin İsrail ve Suriye politikasına bu şekilde cevap veriyor.

ve gâbet anke'l eşya" (Bir şey elde ettin ama, senden her şey kayıp gitti)."

ZAMAN

YAZIYA YORUM KAT