Kenan Alpay / Haksöz Haber
7 Haziran seçimlerine giden süreç de ardından ortaya çıkan tablo da siyasal mücadele tarihi açısından oldukça öğretici sonuçlar ihtiva ediyor. Kimi sosyolojik analiz ve siyasal yorumlamalara bakarsak seçmen partilere ‘koalisyon talimatı’ vermiş ve ‘siyasal uzlaşma’ çağrısı yapmış. Şimdi hemen herkese düşen görev seçmenler tarafından siyasi kadrolara verilen koalisyon ve uzlaşma talimatının pratiğe nasıl dökülmesi gerektiğini bulmaktır.
Siyasal uzlaşmanın koalisyon şeklinde tecelli edecek olması toplumsal uzlaşmanın da teminatı sayılıyor. Ancak koalisyonun zaruri ve geçici bir ittifak olma vasfı diğer bütün vasıflarından daha ağır basmaktadır. Kaldı ki bugün Türkiye’nin siyasal-iktisadi ve kültürel yapısına hegemonik manada ilgi duyan aktörlerin koalisyon söylemlerindeki öncelikli hedef AK Parti kadrolarını ve tabanını etkisiz eleman rolüne mecbur tutmaktır. Edilgen ve bağımlı bir siyasal kimliğe razı olan ideoloji, kimlik ve kadrolarla bir sorunları yok onların. Bu sebeple koalisyon plan ve temennisinin toplumsal gerilimi düşürmekle değil olsa olsa doğrudan doğruya ülke ve toplumun geleceğini ipotek altına alma hesaplarıyla bir bağlantısı olabilir.

