Almanya’da aşırı sağcı AfD, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en güçlü seçim sonuçlarından birini elde ederken ülkede dikkat çekici bir siyasi çelişki büyüyor. Antisemitizmle mücadele söylemi giderek İsrail eleştirisi ve Siyonizm karşıtlığıyla aynı çizgide ele alınırken, Filistin’i destekleyen Yahudiler dahi antisemitizm suçlamalarının hedefi olabiliyor. Uzmanlar, bu tablonun aşırı sağın kendi antisemitik geçmişini İsrail yanlısı bir söylemin arkasına gizlemesine imkân sağladığını savunuyor.
Almanya’nın seçim gündeminin yoğunlaştığı günlerde yaşanan bir olay, ülkedeki tartışmanın geldiği noktayı gözler önüne serdi.
İsrail yanlısı Özgür Demokrat Parti (FDP) siyasetçisi Karoline Preisler, Berlin metrosunda Filistin yanlısı bir aktivistle yaşadığı tartışmanın ardından “antisemitizmi yakından deneyimlediğini” ileri sürdü.
Preisler, Filistin destekçisi gösterilere karşı düzenlediği tek kişilik protestolarla tanınıyor. Bir başka olayda ise üzerinde “İntifada şiddet çağrısıdır” yazılı pankart taşıyarak iki kişiyi “ırkçı beyaz terör destekçileri” olmakla suçladı.
Ancak olayın dikkat çeken tarafı, antisemitizmle suçlanan kişinin Yahudi olmasıydı.
Aktivistin üzerinde “Özgür Filistin için bir başka Yahudi” yazılı bir tişört bulunuyordu. Preisler ve kendisine destek veren kişinin ise Yahudi olmadığı belirtildi.
Birleşmiş Milletler’in Filistin topraklarından sorumlu özel raportörü Francesca Albanese de olaya tepki göstererek, soykırıma karşı çıkan Yahudilerin tehdit olarak görülmesini eleştirdi.
Aşırı sağ yükselirken hedef neden Filistin yanlıları?
Söz konusu olay, Almanya’nın doğusundaki Saksonya-Anhalt eyaletinde AfD’nin tarihi bir seçim başarısı elde etmesinden hemen önce yaşandı.
Almanya’daki antisemitik nefret suçlarında aşırı sağın önemli bir paya sahip olduğu belirtilirken, siyasi tartışmanın ağırlık merkezinin Filistin yanlısı hareketlere kayması dikkat çekiyor.
Middle East Eye’ın analizinde, Almanya’da antisemitizm ile İsrail eleştirisinin giderek aynı kategoriye sokulduğu ve bunun Filistin yanlısı Yahudiler de dahil olmak üzere çok sayıda kişinin baskıyla karşılaşmasına yol açtığı savunuluyor.
Bu durum, siyasi tartışmanın merkezine çarpıcı bir soru getiriyor:
Aşırı sağın antisemitik geçmişiyle mücadele edilmesi gerekirken, neden İsrail politikalarına yönelik eleştiriler antisemitizm başlığı altında bastırılıyor?
Cambridge Üniversitesi’nden Holokost hafızası uzmanı Esra Özyürek, bu sürecin aşırı sağ aktörlere kendi geçmişlerini gizleme fırsatı verdiğini savunuyor.
Özyürek’e göre AfD, antisemitizmini geri plana iterken Siyonizm ve İsrail yanlılığını öne çıkarıyor. Böylece parti, geçmişteki faşist aktörlerin kullandığı azınlıkları hedef gösterme siyasetini farklı bir söylem üzerinden sürdürebiliyor.
AfD’den BDS karşıtlığına: İsrail yanlılığı yeni bir kalkan mı?
AfD, 2019 yılında İsrail’e yönelik Boykot, Yatırımların Geri Çekilmesi ve Yaptırımlar (BDS) hareketinin tamamen yasaklanmasını isteyen bir önerge sundu.
Bunun ardından Alman parlamentosu BDS karşıtı bir karar aldı ve kamu kurumlarının hareketle bağlantılı kişi ve kuruluşlara alan açmaması yönünde çağrıda bulundu.
Bu kararın ardından BDS bildirilerine imza atan bazı akademisyenlerin, sanatçıların ve diğer kamuya mal olmuş kişilerin etkinliklerinin iptal edildiği veya davetlerinin geri çekildiği aktarıldı.
AfD milletvekili Jürgen Braun ise partisinin parlamentodaki “gerçek İsrail dostu” olduğunu savunarak antisemitizmin “soldan ve İslam’dan geldiğini” öne sürdü.
Partinin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun oğlu Yair Netanyahu’yu da Avrupa Birliği karşıtı açıklamalarının ardından propaganda malzemesi olarak öne çıkardığı belirtildi.
Özyürek’e göre ortaya çıkan tablo, Almanya’da antisemitizmin Siyonist İsrail eleştirisiyle özdeşleştirilmesinin aşırı sağa siyasi bir manevra alanı açtığını gösteriyor.
Merkel’in “devlet aklı” ve Siyonist İsrail’e koşulsuz destek
Almanya’nın İsrail politikası açısından kırılma noktalarından biri, eski Başbakan Angela Merkel’in 2008 yılında İsrail Meclisi Knesset’te yaptığı konuşmaydı.
Merkel, İsrail’in güvenliğine yönelik desteğin Almanya’nın “Staatsräson”, yani “devlet aklı” olduğunu ilan etti.
Hyper-Zionism kitabının editörü Hans Kundnani, bu yaklaşımın Almanya’nın Nazi geçmişinden çıkardığı derslerin anlamını değiştirdiğini savunuyor.
Kundnani’ye göre Almanya’nın “Bir daha asla” ilkesi başlangıçta evrensel bir anlam taşıyordu:
Bir daha hiç kimseye zulmedilmemesi.
Ancak zamanla bu anlayışın İsrail devletinin güvenliğini merkeze alan daha özel bir siyasi pozisyona dönüştüğü ileri sürülüyor.
Böylece İsrail’e verilen destek, demokratik siyasi tartışmanın olağan konusu olmaktan çıkarılarak Almanya’nın ulusal kimliğiyle ilişkilendirildi.
Alman halkı siyasi elitlerle aynı çizgide değil
Ancak Almanya’daki siyasi söylem ile toplumun görüşleri arasında ciddi bir mesafe olduğu belirtiliyor.
2025 yılında yapılan kamuoyu araştırmalarında Alman seçmenlerin yaklaşık yüzde 80’inin Siyonist İsrail’in Gazze’deki eylemlerini haksız bulduğu, yüzde 62’sinin ise bu eylemleri soykırım olarak değerlendirdiği aktarıldı.
Buna karşılık İsrail’in güvenliğinin Almanya’nın “devlet aklı” olması gerektiği fikrini tamamen destekleyenlerin oranının yalnızca yüzde 10 olduğu ifade ediliyor.
Bu farklılığın özellikle genç kuşaklarda ve göçmen kökenli Almanlarda daha belirgin olduğu belirtiliyor.
Berlin ise Orta Doğu dışındaki en büyük Filistin diasporalarından birine ev sahipliği yapıyor.
“Antisemitizm Almanya’ya dışarıdan geliyor” söylemi
Makaledeki uzmanlara göre Almanya’nın Nazi geçmişiyle hesaplaşma biçimi, zaman içinde farklı bir kimlik siyasetine dönüşmüş durumda.
Bu yaklaşımda antisemitizm, Almanya’nın kendi içinde büyük ölçüde çözülmüş bir sorun olarak görülürken, günümüzdeki antisemitizmin göçmenler tarafından ülkeye “yeniden getirildiği” ileri sürülüyor.
Özellikle Müslüman toplumlar bu söylemin hedeflerinden biri haline geliyor.
Rice Üniversitesi tarihçisi Daniel Cohen, Filistinlilerin haklarını savunan kişilerin Almanya’da zaman zaman “Alman olmayan” veya “Almanya karşıtı” olarak damgalandığını söylüyor.
Cohen’e göre İsrail’e desteğin arkasında her zaman Siyonizme duyulan hayranlık bulunmuyor. Bunun yerine Almanya’nın Nazi geçmişiyle hesaplaşarak kendisini ahlaken aklama çabasının önemli bir rol oynadığını savunuyor.
Bu nedenle İsrail’e verilen destek, yalnızca bir dış politika tercihi olmaktan çıkıp Alman kimliğinin korunmasıyla bağlantılı bir meseleye dönüşüyor.
“Filosemitik McCarthycilik”
Almanya’daki antisemitizm komiserlerinin faaliyetleri de tartışmanın önemli başlıklarından biri.
Çoğu Yahudi olmayan bu komiserlerin, Filistin yanlısı hareketlerle bağlantılı kişi ve kuruluşları hedef aldığı ve bazı isimlerin etkinliklerden dışlanmasına yönelik girişimlerde bulunduğu aktarılıyor.
Almanya’daki Yahudi kuruluşlarından Jüdische Stimme de bu baskılardan payını aldı.
Filistinlilerin haklarını savunan Alman Yahudilerinin oluşturduğu kuruluş, Almanya iç istihbarat servisi tarafından bir dönem “yabancı aşırılıkçı örgüt” olarak sınıflandırıldı. Ancak söz konusu sınıflandırmanın daha sonra Berlin’de bir mahkeme tarafından bozulduğu belirtildi.
Alman yazar ve filozof Susan Neiman ise ortaya çıkan durumu “filosemitik McCarthycilik” olarak nitelendiriyor.
Neiman’a göre antisemitizmi ortadan kaldırma amacıyla başlayan mücadele, özellikle 7 Ekim 2023 sonrasında “uyanık ve dikkatli bir mücadele” olmaktan çıkarak histerik bir tasfiye mekanizmasına dönüşme riski taşıyor.
Yahudi kimliği bu kez siyasi bir araç mı?
Jüdische Stimme yönetim kurulu üyesi Udi Raz, Almanya’daki siyasi yaklaşımın temelinde Siyonizmin Nazizme karşı bir cevap olarak görülmesinin bulunduğunu savunuyor.
Raz’a göre sorun da tam burada ortaya çıkıyor.
Nazizm Yahudileri üstün ırk anlayışının dışında tutarken, Raz Siyonizmin Yahudileri bu üstünlük kategorisinin içine yerleştirdiğini öne sürüyor.
Bu nedenle Raz, Almanya hükümetinin İsrail’e verdiği koşulsuz desteğin ülkenin Nazi geçmişiyle hesaplaşmasını tamamladığı anlamına gelmediğini savunuyor.
Tam tersine, ona göre geçmişin suçluluğunu telafi etme arayışı, İsrail’e yönelik eleştiriyi bastıran yeni bir siyasi dogmaya dönüşmüş durumda.
“Hiper Siyonizm” tartışmasının merkezindeki çelişki
Almanya’nın Nazi geçmişiyle hesaplaşma çabası, ülkenin siyasi kimliğinin temel unsurlarından biri haline geldi. Ancak makalede görüşlerine yer verilen uzmanlar, bu hesaplaşmanın İsrail’e koşulsuz desteğe dönüştüğü noktada yeni bir sorun ortaya çıktığını savunuyor.
Bu eleştiriye göre antisemitizm ile Siyonizm karşıtlığını aynı şey olarak görmek, bir yandan Filistin yanlısı Yahudileri dahi hedef haline getirirken diğer yandan aşırı sağın geçmişteki antisemitik söylemini İsrail yanlısı bir kimlikle perdelemesine imkân sağlıyor.
Böylece Almanya’da geçmişin karanlık mirasıyla mücadele etme iddiası, yeni bir siyasi tartışmanın konusu haline geliyor:
