1. YAZARLAR

  2. Etyen Mahçupyan

  3. Adını siz koyun!
Etyen Mahçupyan

Etyen Mahçupyan

Yazarın Tüm Yazıları >

Adını siz koyun!

25 Nisan 2012 Çarşamba 00:51A+A-

Organize bir gücün karar alarak ve plan yaparak, sistematik bir biçimde belirli bir kimliğe sahip insan gruplarını imha etmesi veya onların hayat koşullarını vahim bir biçimde sınırlandırması, yakın dönem tarihçiliğinin en popüler alanlarından biri.

Bunun en önemli nedeni bu tür olayların çok sayıda olması ama her birinin kendine has özelliklerinin bulunması. Söz konusu örnek 'zenginliğinin' nedeni ise bir yandan milliyetçiliğin insanlığı kimlikler üzerinden ayrıştırması, diğer yandan da merkezi güçlerin bu hedefi gerçekleştirecek donanımı üretebilmeleri...

Ortaya çıkan insani felaketleri tek bir ad altında toplamak zor... Bir toplumsal olgu 'bilimselleştirildiğinde' örnekler arasındaki farklılaşmalar yeni tanımlar doğuruyor. Soykırım kelimesi revaçta olmakla birlikte, günümüzde 'etnik temizlik' veya 'insanlığa karşı suç' gibi kavramlar da yaygın. Ama bunların hepsi kabaca şunu ifade ediyor: Bir coğrafyanın belirli bir kimlikten temizlenmesi, kültürünün tahrip edilmesi, yeniden üretim imkanlarının ortadan kaldırılması. Buna doğal bir eklentide bulunmakta yarar var: Servetin el değiştirmesi...

Gündem 24 Nisan münasebetiyle Ermeni tehciri, ama yakın tarih daima kendimizi anlamak açısından daha işlevseldir ve 'merkezi eylemle ötekinin imhası' çabaları bağlamında önümüzde çok daha yeni bir örnek var: İmroz.

Geçenlerde Taraf gazetesinde Fırat Alkaç önemli bir habere imza atmıştı. Ortodoks vatandaşlara gayrimenkul alırken zorluk çıkarıldığını tespit eden avukat Erhan Pençe, Gökçeada Tapu Kadastro Müdürlüğü'ne bir dilekçe yazmış ve şu yanıtı almıştı: "Açıklanması halinde Devlet'in emniyetine, dış ilişkilerine, milli savunmasına ve milli güvenliğine açıkça zarar verecek ve niteliği itibarıyla devlet sırrı olan bilgi ve belgeler, bilgi edinme hakkı kapsamı dışındadır." Bunun üzerine açılan dava nihayette Danıştay'a giderken Tapu Kadastro Müdürlüğü'nün savunması şöyle olmuştu: "Gökçeada ve Bozcaada gerek stratejik ve gerekse askeri açıdan, son derece önemli bir konumda bulunmaktadır... Bu adalarda gerçekleşen nüfus ve taşınmaz alım satım hareketlerinin takibi, ülkemizin güvenliği, misyonerlik faaliyetlerinin izlenmesi yönlerinden çok önemli bir konu olarak değerlendirilmektedir. Batı Trakya Türk azınlığına karşı yapılan haksız muameleler göz önüne alınarak..."

Görüldüğü üzere Tapu Kadastro Müdürlüğü'nün sadece dili değil, kafası da 'askeri' bir özellik arz ediyor. Böylece hem devletin tek bir bütüncül ve ideolojik aklı olduğunu, hem de bunun iradi bir ayrımcılık stratejisini ifade ettiğini anlıyoruz. Nitekim İmroz'un yakın tarihi söz konusu ayrımcılığın nasıl merkezi, planlı ve sistematik olduğunu ortaya koyuyor. Aynı gazete haberinde derlenen satır başlarıyla gidersek, 1923 yılında, seçimle iş başında olan Rum yöneticiler 'istenmeyen adam' ilan edilerek mal varlıklarına el konuyor ve akabinde 1500 kadar Rum adayı terk ediyor; 1925'te Lozan Antlaşması'na aykırı olarak Rum cemaat yönetiminin özerkliği feshedilirken, Rumca eğitim yasaklanıyor; 1942'den itibaren Anadolu'dan getirilenlerin iskan edilmesine ve manastırların mal varlıklarına el konulmasına girişiliyor; 1964'le birlikte gizli kararnameler yoluyla azınlık gayrimenkulleri millileştiriliyor, Rum balıkçılara teknelerini kullanma yasağı konuyor ve İmroz Metropoliti Anadolu'ya sürülüyor...

Ancak asıl 'vurucu' darbe aynı yıl içinde bir açık hava hapishanesinin kurularak ağır ceza mahkumlarının adaya getirilmesi ve bununla eşzamanlı olarak bir jandarma garnizonunun kurulması. Bundan sonrası resmi bir talan ve ganimet sofrasını ima etmekte: 1966'da adanın en büyük ve verimli arazilerine devlet kooperatifinin ihtiyaçlarını karşılamak gerekçesiyle el konuyor, adanın ekilebilir arazisinin yüzde 95'i bu şekilde istimlak ediliyor. Ne var ki daha sonra bu topraklar iskan kanunu çerçevesinde getirilen Müslüman Türk nüfusa dağıtılıyor. Bu hamleden henüz bir yıl sonra İmroz'un 262 kutsal mekanından 248'i kullanılamaz duruma getirildiği gibi, 1974'te Metropol Kilisesi yakılıyor ve mezarlık talan ediliyor... Bunlar herhalde yetmemiş ki, aynı yıl İmroz Belediye Başkanı ve 20 Rum tutuklanıp hapse atılıyor. Bu arada devletimizin ekonomik aklı da çalışıyor: İmroz koyununun ada dışına satışı kısıtlanarak et fiyatı düşürülüp, köylülerin ana geliri budanıyor.

Bu vesile ile, Genelkurmay'ın Tapu Kadastro belgelerinin açıklanmasına 'milli gerekçelerle' karşı çıkması ya da İmroz açık hapishanesi ile 1915'in etkili gücü Teşkilat-ı Mahsusa arasındaki paralellik üzerinde de durabiliriz. Ama meselenin özü değişmiyor: 'Türk milli stratejisi' denebilecek bir yaklaşım var ve amacı Türk olmayanların, özellikle de Müslüman olmayanların bu coğrafyadan kültürleriyle birlikte kazınması. Ortaya çıkan ganimetin de münasip bir biçimde paylaşılması...

Eziyet, talan ve imha bu stratejinin doğal uygulaması olarak görülüyor ve asıl ilginci Müslüman Türk toplum bütün bunları 'doğal' karşılıyor, hiçbir şey olmamış gibi içine sindiriyor... Galiba bütün bunların adını koymak da artık onlara düşüyor.

ZAMAN 

YAZIYA YORUM KAT