Yeni Şafak / Selçuk Türkyılmaz
Siyonist ideolojide büyük kırılma
Filistinlilerin 7 Ekim 2023’teki eylemleriyle Anglosakson-Yahudi birliğiyle ilgili düşünceler çok çarpıcı bir şekilde değişiyor. Anglosakson-Yahudi birliğiyle ilgili değişim çok daha uzun zamana yayılabilirdi. 7 Ekim 2023’te Filistinliler, İsrail’in stratejik planlarına çok ciddi darbe vurdu. İsrail, bugüne kadar, karşı tarafın hazır olmadığı zamanlarda saldırıya geçmiş ve olağanüstü bir hızla sonuca gitmişti. Bu, teknolojik üstünlüğe dayalı gücü sahaya yansıtmalarından kaynaklanıyordu. Kuşkusuz Amerika, İngiltere, Almanya ve Fransa gibi güçlü ülkelerin İsrail’e kesintisiz desteği de çok önemli bir faktördü. Siyonistler, ilk defa 7 Ekim 2023’te hazır olmadıkları bir anda olağanüstü hızla hareket eden Filistin savaşçı gücüyle karşılaşınca stratejik planlarının işlemediğini gördü. İngiltere manda yönetimi döneminde ve İsrail kurulduktan sonra Filistinlilere yönelik tutumda bugünkünden farklı bir durum yoktu. Fakat Siyonistler Filistinlilere ya da Mısır ve Lübnan gibi ülkelere yönelik saldırılarında çok hızlı hareket ederdi. Belirlenmiş hedefe ulaştıklarında da propaganda gücü ile soykırım, etnik temizlik ve sürgün gibi suçların üstünü örtmeyi başarırlardı. Daha doğrusu bunların konuşulmasını engellerlerdi. Siyonistler küresel tepkiden ve yalnızlaşmadan korkardı. Bugünkü söylem biçimleriyle karşılaştırıldığında sıraladığımız suçların küresel çapta algılanma biçimini önemsedikleri çok açıktı. Muhtemelen bu saldırılar esnasında işledikleri büyük suçlarla ilgili içeride tereddüt edenler de vardı. Söylem düzeyinde de olsa hakikati çarpıtma yoluna gitmeleribu açıdan anlamlıdır.
Siyonistlerde 7 Ekim 2023’te Filistinlilerden beklemedikleri bir cevapla karşılaşmalarına ilave olarak üç yıla yayılan saldırılar sırasında stratejik hedeflere ulaşamamamın verdiği bir kontrol dışılık da var. Bu kontrol dışı durum Anglosakson-İsrail birliğine dâhil olan bütün ülkelerde görülüyor. Yüz yıllık dönemde İsrail’in çok güçlü, ani ve hızlı saldırıları bir defaya mahsus değildi. Sistemli yayılmacı saldırılar tekrarlanıyor ve her olaydan sonra dünya çapında bir propaganda süreci başlıyordu. Adeta hasar tespit çalışması yapılıyor ve ona göre stratejiler belirleniyordu. 7 Ekim 2023’ten sonra aynı suçlar tekrar tekrar işlendi fakat belirlenmiş hedeflere ulaşamadılar. Güçlü, ani ve hızlı saldırılar bu sefer sonuç getirmedi. Belirli aralıklarla düzenli bir şekilde tekrarlanan etnik temizlik, soykırım ve sürgün suçları bu sefer her gün tekrarlanmaya başladı. Netanyahu, Smotrich, Ben-Gvir, Katz ve Gallant gibilerin öncekilerden farkı ise burada ortaya çıktı. Bu adamlar her gün sahneye çıkıyor ve daha fazla Filistinliyi öldüreceklerini söylüyorlar. Her bir Filistinliyi, bebekler de dâhil olmak üzere düşman olarak gördüklerini söylüyorlar. Hâlbuki İkinci Dünya Savaşından sonra propaganda ile Yahudilik, dinler tarihi, ayrımcılık, holokost gibi kavramları söylem biçiminin temel unsurları hâline getirmişler ve mağdur Yahudi imajına çok fazla önem vermişlerdi. Dünyayı mağdur olduklarına inandırmaya çalışmışlardı fakat bugün yukarıda isimlerini saydığımız Siyonistler ve daha niceleri sadece öldürmek istediklerini söylüyorlar. Üstelik bugünkü sözlerin anlık olarak bütün dünyaya yayıldığını biliyorlar. Bunun sebebi ilk defa çok büyük bir sorunla karşılaşmalarıdır. Kurdukları sistem çözüm üretmedi, tam aksine bu sistem İsrail’in dışlanmasına sebep olan bir sürece yol açtı.
7 Ekim’den sonra mağdur Yahudi imajı anlamını yitirdi. Artık açıkça toprakları ele geçirmek istediklerini söylüyorlar. Çevre ülkelere yönelik bütün saldırıları daha fazla toprak söylemiyle izah ediyorlar. Dünya her gün bu yöndeki ifadeleri duyuyor. Bu, içerinde çok büyük bir değişim yaşadıklarının göstergesidir. Bu, sadece söylem değişimi değildir. İdeolojik kırılma yaşadıklarını söyleyebilirim. Büyük bir inanç kaybına uğruyorlar. Dünya çapında nefret objesi hâline gelmeleri basit bir olay değil. Fakat bu çarpıcı yalnızlaşmadan daha mühimi ideolojik kırılmanın muhtemel sonuçlarıdır. Bu kırılmanın Yahudiler içindeki ve Anglosakson dünyadaki yansımaları çok daha yakından takip edilmelidir.
Hakikati çarpıttıklarında Siyonistlerin en önemli dayanağı ideolojik bütünlüktü. Bunun sonucunda İsrail’e inanıyorlardı. İdeoloji, bu inancı besliyordu. İdeolojik kırılma ya da inanç kaybı kendi içlerindeki bütünlüğe de çok ağır darbe vuruyor.
Bu kırılmanın ve inanç kaybının Hıristiyan
Siyonistleri de derinden sarsacağını düşünüyorum.
