1. HABERLER

  2. ETKİNLİK

  3. 1970’lerde Uyanış Sürecimizde ilk temsil: “Düşünce  Dergisi”
1970’lerde Uyanış Sürecimizde ilk temsil: “Düşünce  Dergisi”

1970’lerde Uyanış Sürecimizde ilk temsil: “Düşünce  Dergisi”

Hamza Türkmen, Üsküdar Özgür-Der’de Türkiye’deki tevhidi uyanış sürecinin süreli yayınlar tarihi bağlamında Düşünce Dergisi konulu bir seminer verdi.

24 Ocak 2023 Salı 13:34A+A-

MUSAB GÜLTEBE / HAKSÖZ-HABER

Üsküdar Özgür-Der salonunda Hamza Türkmen, Türkiye’deki tevhidi uyanış sürecinin 1976 tarihinde çıkan ilk süreli yayınlarından Düşünce dergisinin çıkış amacı ve oluşan yayın ekibi, kendi döneminde gündeme getirdiği konular ve günümüz İslami bilinçlenme sürecine katkısı hakkında “1970’lerde Uyanış Sürecimizde İlk Temsil: DÜŞÜNCE  Dergisi”  başlıklı bir konuşma yaptı.

Türkmen, Hilal Yayınlarının 1950’li ve 1960’lı senelerde Ebu’l Âla Mevdudi ve Seyyid Kutub gibi ıslah öncülerinin kitaplarını, insanlarımızı  tahkike ve tevhidi bilinçlenmeye sevk etmek için Türkçeye çevirtip yayınladığını ama ilk başlarda bu eserlerin oluşturduğu etkinin sınırlı kaldığını; çünkü Türkiye Müslümanlarının yeterli öncül birikiminin ve gerekli okuma alışkanlığının o dönemlerde oldukça sınırlı olduğunu belirtti.  Türkmen konuşmasını şöyle sürdürdü:

1960’lı yılların ikinci yarısından sonra Türkçeye çevrilen İFSO kökenli kitaplar da Türkiye’de tevhidi düşüncenin yaygınlaşmasına önemli hizmetler sağladı. Ve bu tarz kitaplardaki tevhidi öz ve ölçüleri ders ve özel sohbetlerinde yaygınlaştıran Hatip Erzen, Tayyib Okiç, Muhammed Hamidullah gibi alimlerimizin de etkisiyle Kur’an’ı ve Sünneti anlamaya ve hayatta uygulamaya yönelen diyaloglar, öncelikle üniversiteli gençler arasında yaygınlaşmaya başlamıştı.

1970’li yılların Türkiye’sinde sözünü ettiğimiz tevhidi söylem ve çabalardan etkilenen İslami kesimin üniversiteli gençleri daha ziyade İstanbul ve Ankara’da birbirlerini buluyor ve bu tür İslami yayınlarla ve söylemle muhatap olabiliyorlardı.

İstanbul’da benzeri eğilim içindeki bu gençler birbirleriyle tanıştıkça kaynaşıyor ve sürekli bir araştırmanın, okuma ve tartışma faaliyetinin çabası içinde bulunuyorlardı. O zamanki idealist İslami çevreleri ifade eden MTTB, Risale-i Nur evleri; Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nurettin Topçu gibi “üstatlar ve abilerin” sohbetleri, dini duyarlılığı yüksek az sayıdaki bazı MSP ilçe teşkilatları; Çengelköy, Üsküdar, Cağaloğlu ve Beyazıt gibi semtlerdeki bazı çay ocakları, din görevlileri lokalleri, İslami yayınevi ve  kitabevleri bu gençlerin en fazla uğradıkları ve kendi gündemlerini tartıştıkları mekanlardı.

Gündeme sokulan tartışmaları daha uzaktan takip eden Milli Mücadeleciler, İskenderpaşa dergahına mensup gençler ve yeni yeni örgütlenmeye başlayan Akıncılar ise bu gençlere karşı abiler, üstadlar ve şeyhler vasıtasıyla oldukça önyargılı ve tepkisel bir tutumun içine itilmek isteniyorlardı. Bu gençlerle yapılan tartışmaların mihveri mezhepçi-taklidçi/gelenekçi hatta batini tutuma karşı “Kur’an ve Sünnet”i öncelemek; Osmanlıcı, sağcı, milliyetçi, devletçi sıfatlara karşı da sadece “müslüman” kimliğini kuşanmak şeklinde tezahür ediyordu. Tartışmalarla birlikte kopuşlar ve saflaşmalar da belirginleşmeye başlamıştı.

Bu gençler artık gittikleri mekanlarda veya yazı yazmaya çalıştıkları dergilerde susturulmaya, örselenmeye başladıklarında ortak bir kimlik ve ortak bir mekan arayışı içine girdiler. Ve 1975 yılından itibaren bu gençlerden 20-30 kişilik önemli bir kısmı, Düşünce Yayınları’nı      emekleriyle, harçlıklarıyla, bursları ile yeni bir teşekkül oluşturmaya çalıştılar. Önce Cağaloğlu Türbedar Sokak’taki Aydınlar Han’da ufak bir oda sonra da Beyazıt’taki Beyazsaray kitapçılar çarsısının arka sokağında Başak İş Hanı’nın 5. katını kiraladılar. Daha sonra bu mekanda Düşünce Dergisi, Nisan’76 tarihinde ortaboy 64 sayfa olarak çıkartılmaya başlandı.

Düşünce Yayınları çevresindeki arkadaş gurubuyla irtibatlı Ankara’da öğrenci dergisi olarak Talebe’yi çıkartan kişilerle Mute Basımevi adıyla basım işleri için bir matbaa kurduğunu biliyoruz; ama işletme bilgisiyle ilgili yetersizlikler nedeniyle bu matbaa daha sonraki yıllarda elden çıkarttılıyor.

Haksöz dergisinin 100. sayısı münasebetiyle Temmuz’99 tarihinde yapılan bir soruşturmada Düşünce dergisinin ilk yazarlarından olan Ahmet Ağırakça bu derginin değeri ve fonksiyonu ile ilgili şu ifadeleri kullanmıştı:

“80 öncesi İslami gelişimin öncülerinden birisi (hatta daha da iddialı söylersek beni kınamayın) öncüsü diyebileceğimiz Düşünce dergisi hakkında size kısaca bilgiler vermeye çalışacağım. Düşünce dergisi kısıtlı imkanlarla, Türkiye’de herkesin sağcı, mukaddesatçı, orducu, parlamentocu ya da düzeni adeta korurcasına namaz kılmaktan ibaret bir müslümanlığın solunduğu bir ortamda çok farklı bir ses olarak çıktı. Ve Düşünce dergisinde o gün için bugün hepimizin bildiği birçok isim yer alıyordu. Başta Ali Bulaç olmak üzere M. Beşir Eryarsoy, Ali Kemal Temizer, Ahmet Kuru ve Hüseyin Besli’den oluşan bir ekip yazı yazıyordu...

Düşünce dergisinde şöyle denmek isteniyordu: Bizim de bir mesajımız var. Vahye bağlı bütün düşüncelerin dergimizde yer alması mümkündür. Ve sahifelerimiz onlara açıktır. Genellikle Düşünce dergisinde sosyal, siyasi, kültürel, ekonomik ve İslam hukuku konularına ağırlık veriliyordu. O gün herkes milliyetçi, mukaddesatçı, sağcı iken Düşünce dergisi şu kavramlara yer vermekte idi: Devlet, düzen, düzen memurları, müslümanlar, muvahhid, darü’l harp, darü’l İslam, İslami hareket, vahiy düzeni, cahili düzen, cahiliyye, müşrik düzen, İslam devleti, İslami devlet.”

Derginin çıktığı fikri ortamı tahlil açısından Düşünce dergisinin üçüncü yılının ilk baş yazısından biraz alıntılayabiliriz. O dönemin Türkiye’sinde farklı ideolojik akımlar üç ana başlıkta gruplandırılmış: “Marksistler, milliyetçi sağcılar, İslamcılar.” O dönemdeki müslüman çevre ve cemaatlerin veya tarikatlerin büyük çoğunluğu sağcılık ve millilik ile malûl haldeydi, sağcılık liberal eğilimleri de içinde barındırıyordu.

Türkmen, 1976 yılının Nisan ayında çıkmaya başlayan aylık Düşünce dergisini tasniflediği 12 başlık altında tanıtıp değerlendirdi:

1.  Düşünce Dergisinin Amacı ve Takdimi

Düşünce dergisi ilk sayısında kendini tanıtırken İslami piyasayı ürkütmeyecek dikkatli bir üslup içinde ekip görüntüsü yansıtmaya çalışmıştır. Derginin kısa takdim yazısında şu ifadelere yer verilmiştir:

DERGİNİN İLK TAKDİM YAZISI:

“Bu dergi uzun zamandır özlemi duyulan kollektif bir çalışmanın ürünüdür. Vermek istediğimiz mesaj İslam’dır.

İçinde bulunduğumuz çağa ve bağrında yetiştiğimiz toplumun meselelerine İslamcı bir bakış açısını kullanarak yaklaşacağız. Herhangi bir kuruluşun, bir çevrenin veya örgütün organı değiliz. Günübirlik siyasi hayatla da herhangi bir siyasi ilişkimiz yoktur; ama bizden olanların yanındayız. Bu itibarla siyasi bir tercihimiz de elbette vardır.

   Vahye bağlı bütün düşünenlere dergimizin sahifeleri açıktır.”      (Nisan 1976  Sayı: 1)

2. Emperyalizme  Karşı Mutlak Doğruları Savunmak

İlk takdim yazısında yer alan “Bunalımlı çağa, emperyalizme ve çağdaş zulüm düzenlerine vahiy adına mutlak doğru ve geçekleri savunarak baş kaldırmak” ifadeleri yer alıyordu. Ayrıca derginin sahibi pozisyonundaki Ahmet Kuru ilk sayıda, “Orta Doğu’da savaş İslam toplumundan yana olanlarla cahiliyye toplumundan yana olanlar arasında” olacağını yazmıştı.

3. İslamcılık

Düşünce dergisi “İslamcılık” tabirini kullanmaktaydı. Dönemin “Milli Görüşçü” partisi MSP’nin “İslamcı ve Şeriatçı bir parti olmadığı açıklanıyordu; ama İslamcıların ve Müslümanların partisi olduğu” (77/IV, 3) belirtiliyordu. Ancak dergide İslamcılıktan ne anlaşıldığı ile veya İslamcıların kendi aralarında farklılık taşıyan yönelimlerinin ne olduğu ile ilgili müstakil herhangi bir yazı yazıya rastlamıyoruz..

4. Usulu’d-Din (Metodoloji)

IV. sayıda Hüseyin Besli, dergide de yazan Ali Nar ve Mustafa Kutlu’nun İslami kaynaklar algısıyla ilgili Arapçadan çeviri faaliyetlerini olumsuz karşılamalarını eleştirir. Ali Nar’ın “600 yıllık Osmanlı ilim hazineleri” savunusu ve Mustafea Kutlu’nun “Bin Yıllık Tarih’ten gelen güç potansiyeli”nin önemini gündemleştirme yaklaşımları karşısında Besli, İslami asıllarla bağ kurmanın değerini hatırlatır, İslam ile Osmanlı sistemini özdeş görmelerine itiraz eder (79/IV, 44).

Birinci yayın yılı sonunda “Düşünce” imzasıyla yapılan açıklamada “İslamcı kavgamızı Kur’an, Sünnet yanında ‘Ehl-i Sünnet ve’l Cemaat metoduna bağlı kalarak’ sürdürme” kararlılığı belirtiliyor (77/I, 63). Dergi çıkartanlarına bugünden sorduğumuzda “böyle bir açıklama görülen bir hatadan dönme adına mı yoksa muhtemel eleştirilere kalkan oluşturmak niyetiyle mi yapılmıştı” sorusuna, ikinci şıktan yana cevap aldık.

Hüseyin Besli’ye göre günlük yazılarda mütevaziliği yanında Müslümanlara siyasi bilinç kazandıran ilk yazarımız Selahaddin Eş’den sonra İsmet Özel de bu katkıyı sağlayan ikinci yazar olmuştur (77/III, 62). Ama İslam hakkında yazılarını "Günümüze kadar gelmiş bazı kitapların onuncu, yüzüncü şerhlerine, hayattan ve realiteden kopuk hayal mahsulü menkibelere dayanmasını; Nasara ve Yahudiyat ilkeleri üzerine kurulmuş ilahiyat(!)tan hareketle” oluşturmasını eleştirmiştir.

Dergi’de “Nesh Meselesi” ile ilgili çıkan bir-iki makaleye bakacak olursak, o dönemlerde bu konuda yeteri kadar bir ön mutabakat sağlanamadığı ama daha sonraki dönemlerde aynı derginin yazarlarının, örneğin M. Beşir Eryarsoy ile M. Said Şimşek’in yaklaşımlarının birbirine yaklaştığı anlaşılmaktadır.

5. İslam Devleti ve İslami Dünya Görüşü

Hurşid Peker, derginin 2. yılının ilk sayısında “Yeryüzünde model olarak gösterilmeye değer bir tek İslam ülkesi ve İslam Devleti mevcut değildir.” (77/I, 23) ifadeleriyle adeta yazı ekibinin ortak kanaatini özetliyordu. Ancak Ali Bulaç –“İslam devleti” denilen ulus devletlerin dışında- artık İslam’ın bir dünya görüşü olduğunu ve "devlet fikri’ne" erişildiğini duyurmaktaydı (77/VIII, 11). .. İslam’da devlet yapısı ve işleyişi, iktisadi yapı, sanayileşme, vergi ve toprak hukuku, teknoloji, medeniyet gibi sorunlar üzerinde şimdiden çalışılmalıydı. Ve bu doğrultuda Ahmet Ağırakça, M. Beşir Eryarsoy, M. Sait Şimşek, Hasan Tahsin Fendoğlu, İsmet Özel, Tahsin Sınav, Veysi Patir, Fatih Selim (Ali Ünal) gibi isimlerin araştırmaları olmuştur.

6. Gizli mücadele ŞAHİDLİK - ŞEHİDLİK

Yine o dönemler için İslami mücadele sürecine Hizbuttahrir’in, Ercümend Özkan ve arkadaşlarının veya illegal mücadele anlatılarının taşıdığı “gizlilik” telakkisine karşılık, “şahidlik” ve “şüheda” kavramlarının bütünsel anlamlarının hatırlatılmasının dergide ihmal edildiğini görüyoruz.

7. İdeolojik Saldırılara Karşı Tavır

1977 Aralık sayısında Edirne’de Erdoğan Tuna’nın “faşistler tarafından, İstanbul’da Nazım Durmuş’un “komünistler tarafından” öldürülmesinin ardından derginin ön siyasi değerlendirme yazısında yılgınlığa veya pasif bir tutuma kapılmadan “Müslümanlar sağlam bir mücadele verebilmek için kendilerini hazırlamalıdırlar” (78/IX-X, 4) tarzında “İslamcı gençlik” uyarılmaya ve yönlendirilmeye çalışılıyordu.

“Milli Görüşcü” gençlerin önemli bir kısmı 1975’in son ayından itibaren parti çizgisinden “yarı bağımsız” olarak “Akıncılar Hareketi” olarak da anılmaya başlandı ve bu çizgi İslamcılık tasnifi içinde değerlendiriliyordu.

MSP’nin önünü açtığı o dönemki Akıncılar Derneği’nin 1976 yılının son aylarında Ankara ve Kadıköy’de yaptığı “Zafer Yakındır” mitinglerinden, ayrıca Diyarbakır ve Kars’ta “Müslüman gençliğe” yapılan baskılara karşı “Müslümanlara nefs-i müdafa yolu”nun açıldığından  bahsedilmiştir (77/I, 9). Ayrıca Milli Türk Talebe Birliği’nin (MTTB) Batman’da gerçekleştirdiği “Kurtuluş Mitingi”nin, olumlu karşılanan konuşmalarından alıntılarla bir haber yapılmıştır (77/XI, 59). 

8. Özgünlük ama CEMAAT OLMA ÖZLEMİ

Derginin ilk tanıtım yazısında “Herhangi bir kuruluşun, bir çevrenin veya örgütün organı olmamak” vurgusu  yapılmasına rağmen, sonraki yazılarda cemaat olmakla ilgili teklif ve tartışma içeren yazılar yer almıştır.

9. Cemaat Olmada “Ene”ler ve “Şûrâ” Emrinin Yanlış Algısı 

Edebiyat alanında da yoğunlaşan Cumali Ünaldı Hasannebioğlu, cemaat olma isteği önündeki engeli, yorum farklılığı nedeniyle fırkalar oluşturacak dizginlenemeyen “eneler” ile açıklıyordu (79/III, 2). Ama istişare ahlakının getireceği şûra sorumluluğundan, şûra konusunda bilgi ve bilinç eksiliğinden bahsedilmiyordu. Toplumsal işler ve yönetimle ilgili Rabbimizin telkini ve farzı olan şûra emri üzerine yazılan tek yazıda da istişare veya danışma boyutu ön plana çıkartılıyordu (77/II, 40).

10. YÖNTEM: Sistem dışından mı Sistem içinden mi?

Düşünce dergisi söylem olarak fikri ve siyasi İslami mücadele bütünlüğünden bahsediyordu. Ama daha ikinci sayıda “mücadelenin sistem dışında kazanılacağı”ndan (76/II, 18), bir sene sonra da “sistemin çarkları arasında yer alarak da kazanımlar elde edileceği”nden (77/III, 63) bahseden,  farklı yöntem anlayışlarına dergi yazıları arasında yer verilmişti. Bu yaklaşımlarda özgün olmaya çalışan ve vesayet tanımayan bir İslami duruş ve hareket algısı ile, partisel mücadele aracılığıyla alan açma önceliği arasındaki tercihlerin önemsendiğini anlaşılıyor. Bugün hala bu iki farklı tutumu önceleyenler söz konusu.

11. Entellektüalizm Eleştirisi

Derginin 1978 yılının sonunda “Entellektüalizme ve amelleşmemiş düşüncelere karşı” (78/XII, 6) olunduğunun vurgulaması hem yol haritası hem camiaya özeleştiri sunuyor…

“Entellektüalizm”

“Bazı çevreler dergide yayınlanan çalışmaları yeteri kadar ‘entelektüel’ bulamadıklarını ifade ettiler.

İslâmi kesimde son dönemlerin önemli bir konusu da entelektüalizmdir. Entelektüel kaygılarla yazılan çizilenin spekülatif anlatımlardan, genelleme ve soyutlamalardan kurtulamadığına tanık olmak mümkün. Batı toplum yapısında özellikle kültür ve sanat alanlarında çokça örneklerine rastladığımız elit bir tabakanın sımsıkı sarıldığı entellektüalizm ile İslâmi mücadeleyi kitlelerle bütünleştirmek ve İslâmi hareketi her bakımdan yüklenecek öncü bir kadro oluşturmak, tamamen izlediğimiz yönetim dışında ve hatta karşısında bir tutumdur. Konu ile ilgili Kur’an-ı Kerim’in yalın anlatımını örnek edinmekten başka sağlıklı bir çözüm önerilemez.”  DÜŞÜNCE  (78/XII, 3)

12. Sanat - Edebiyat

Düşünce dergisinde çağdaş toplumun verileriyle, İslam sanatı ve edebiyatı arasında nasıl sağlıklı bir tutum alınacağına dair (78/XII, 9) Ömer Özbay, Cumali Ü. Hasannebioğlu, Ali Kemal Temizer gibi isimler tarafından hem edebi örnekler verilmiş hem teorik yazılar kaleme alınmaya çalışılmıştır. Dergide, Türkiye’de Müslümanların gerçekleştirdikleri sanatsal çalışmaları, ulus vakıasının içine çeken “Türk Edebiyatı” terkibi içine hapsetmeleri eleştirilmiştir. Arzulanan “Türkiye Edebiyatı” veya “Türkçe İslami Edebiyat” terkibiydi. Bu yaklaşıma parelel 1978’de Yeni Ölçü Dergisi’nde Hüsnü Aktaş’ı “Edebiyat Mırakçıları” yazısı oldukça ilgi çekmiş, 1978’de Ankara’da yayınlanmaya başlayan fikir ve edebiyat dergisi Aylık Dergi’de de bu yaklaşımların izi belirgenlik kazanmıştır.

Örnek olarak bu bağlamda tanınmış edebiyatçılardan Tarık Buğra’ya Hüseyin Besli (77/XII, 43), Yahya Kemal’in din algısına Cumali Ünaldı Hasannebioğlu (79/VI, 49) ciddi eleştiriler yapmışlardır.

Hamza Türkmen’in sunumundan sonra konuyla ilgili katılımcılarla birlikte karşılıklı müzakere ve açıklamalar yapılarak oturum sona erdi.

HABERE YORUM KAT

1 Yorum