1. YAZARLAR

  2. GÖKHAN ERGÖÇÜN

  3. Vaktidir Direnişin
GÖKHAN ERGÖÇÜN

GÖKHAN ERGÖÇÜN

Yazarın Tüm Yazıları >

Vaktidir Direnişin

A+A-

15 Temmuz 2016 gecesi içinde bulunduğum nesil muhtemelen ilk kez bir darbeye bu kadar yakından tanık oldu. Her ne kadar püskürtülmüş, çöplüğe atılmış olsa da televizyonlara bakan gözlerimiz, rengi atmış bir sıfattan okunan o darbe bildirisine şahit oldu. Soğuk namlular halka çevrildiğinde, kimse “Mehmet”inden beklemiyordu böylesi alçaklık, böylesi hıyanet!

Bununla birlikte, abi ve abla olarak andığımız nesiller de ilk defa bir direniş gördüler yakın coğrafyamız dahilinde. Miskin, uyuşuk sayılan; defaatle horlanan; ibretlik ithamlara muhatap kılınan; sürü psikolojisi ile anılan; cahil, aymaz, kara yobaz halk, cansiperane bir şekilde attı kendini sokaklara atabildiği en hızlı şekilde. Başta ihanet şebekesini şaşırtarak ve bütün dünyanın büyüyen gözleri önünde büyük bir cevvaliyet içinde her türlü silaha karşı direndi halk.

Ağıtlara uyanan bir sabahı beklerken ihanet, marşlar yazdık biz geceden. Dopdolu, zengin kafiyelerle alevlendik, çığır açtık rediflerle dolu uyuşuk tarihte. Mısralar doldurduk heybemize, Halil dedik, Mustafa dedik adına, Yasin oldu adı, Uhud oldu; güncemize direniş kızılırenkler kattı. Oklavaların, budaklı odunların, göğüs kafeslerinin, imanlı ağabey ve ablaların, tezgâhtan bozma barikatın, egzoza direnen esvabın tanka galebe çalmasıdır bu direniş. Bir nidadır gecenin karanlığında çınlayıp duran, halkın avazıdır duyulmakta olan.

Ötede buza kazıyanlar, suya yazanlar, boşluğa konuşanlar, duvara bağıranlar oldu, masasını mesken, ecnebiyi dost sayan, Şanzelize’de oturup Rakka’yı konuşan aydınlar vardı; şiiri azgınlıkları yıkmayan, zamanı ve mekânı sarsmayan şairler; kitabı fahşa kokanlar notalarını ahlaksızca satanlar vardı. Saatleri saydılar cümle kurmak için. Görmedik sandılar, oysa her birini yazdık bir yere. Yüzlerine bağırdık o gece. Halka rağmen halkı savunanlar, halkın karşısında halka konuşanlar o gece halkın sillesini yediler. Ondandır zalime ses etmeden mazluma saldırmaları…

Anlamadılar, anlayamadılar bu zafer neyin eseri. Allah’ın yardımı ne demek, mazlumun duası ne demek bilmediler. Bilmiyordular Halepli çocukların korku dolu titrek nefeslerinin rüzgarla boğaza kadar gelip tanka tokat atacağını. Bilemezdiler Filistin’den yükselen feryadın ateş olup garnizonları yakacağını. Avrupa’nın yetimleri bizleydi o gece, Bosna, Karadağ, Üsküp… Bizleydi. Kafkasya bizleydi, Uzak Asya bizleydi. Allah’ın yardımı şah damarımızdan daha yakındı o gece.

Ve fakat bizle olmayanlar da vardı. Ama korkmasınlar, bunu yazmadık bir yere. Zaten biliyorduk kim olduklarını. Yüzümüze her baktıklarına yalan sıralayıp talana mazeret üretenleri çok iyi tanıyorduk. Solun bu ülkede herhangi bir derde şifa olamayacağı en azından Suriye kıyamı ile özetlenmişken onlardan bir şey beklemek başta bize yakışmazdı zaten. Nitekim gelmediler de. Bir on gün sonra demokrasi naralarıyla Müslümanların kurtardığı alanları Müslümanlara karşı işgal ettiler belki ama bilmiyorlardı, buna biz izin verdik! Gördüler o gece ayağa nasıl kalkılır, nasıl savaşılır, nasıl muzaffer olunur. Bu ülkenin eylem tarihine bir ders diye giren o gece, ağır geldi bazılarına, hırsları bundandır.

Şimdi sırasıdır yazının, şiirin, marşın, ezginin, çizginin, duanın. Selam dursun kalemler ki bilelim saflarını. Tarih kitaplarının söylemediklerini söyler mısralar bazen. Yazılan tarihi anlatmanın vaktidir öyleyse. Beklenendir bugün, arzu edilendir, ses çıkarmaktır günün vacibi, direniştir. Temmuz’la gelen Temmuz’da bitmeyecektir inşallah. 

YAZIYA YORUM KAT

6 Yorum