Sınırlı 'sorumlu' 'sınırsız' özgür çağa derkenar!..

17.05.2010 03:45

Nevzat Bayhan

Günümüz "algı"sı, insanı "modern" bir kalıba dökerken, "maya"sına epey miktarda "özgürlük" eklemeyi de unutmuyor. Hatta insanda var olan bu duyguyu uyarmak suretiyle, özgürlüğün "gereklilik" şartlarını refüze edip başkalaştırabiliyor. Bugün reklam imajlarında "özgürlük" kavramının sıkça kullanılıyor olması hangi ihtiyaca binaen olmaktadır? Belki de "özgürleşmek" için "tükettiğimiz" metalar sayesinde bir başka "köle"liğin karasularına dalıyoruz.

İmkânsız Takas'ta (Ayrıntı Yayınları, Çeviren; Ayşegül Sönmezay) Baudrillard, "Özneye musallat olan iki hortlak var; irade hortlağı ve özgürlük hortlağı" der. Devamında ise şu tespitte bulunur: "Her şey Özne'yi kışkırtıyor; iradenin gerçekleşmesini, özgürlüğün sınırsız kullanımını istemeye teşvik ediyor. Günümüzde özgür olmayı istememek ya da kendi iradesinden vazgeçmek yasa dışı sayılıyor." Reklam sloganlarından popüler kültürün yeni yüzlerinin yaşam tarzlarını ifade etme biçimlerine, sıradan insanın hayata bakışından ulusların, toplumların varlık mücadelelerine uzanan bir özgürlük yahut da özgürleşmek ikliminin "yasa dışı" kısımları arasında bir gezinti yapmak gerekiyor. Her muğlak kavram gibi hayatımıza teklifsiz giren ve baş köşeye kurulan bu kavramın da soyağacına, suret ve sîretine bakmanın faydası var.

Özgürlük yahut nam-ı diğer hürriyet, başkalarının hürriyet sınırını ihlal etmeden gerçekleştirilecek olan doğuştan kazanılmış bir haktır. Hiçbir sınırın ve değerin söz konusu olmadığı Serazat bir yaşantı geçici bir süre çok cazip görülse de uzun vadeli bir hayatta ciddi sıkıntılara sebebiyet verecektir. Dolayısıyla, işe kendimizi, çevremizi daha iyi anlamaya, hassasiyetlerimize saygı gösterebilmeye, hak ve hukukumuzu kullanırken birbirimizin hukukunu çiğnememeye, güvensizlik yaratacak ve çatışmaya yol açacak tutumlardan uzak durmaya ve en önemlisi 'bizler'-'onlar', 'bizimkiler'-'ötekiler' gibi, dışlayıcı, aşağılayıcı ayırımlara girmemeye dikkat ederek yaşamak da özgürlüğün bir başka tanımıdır.

Aksi takdirde, ifade özgürlüğü hakaret özgürlüğüne, dolaşım/seyahat hürriyeti özel mülkiyeti ihlale; cinsel özgürlük ar, namus tanımamaya, din ve vicdan özgürlüğünü başka din ve inançları hor ve hakir görmeye dönüşebilecek, ortaya sağlıksız, malul, içinde yaşanmasının imkânsız olduğu bir toplum çıkacaktır. Oysa demokrasi özgürlüklerin komşuluğundan, kardeşliğinden, arkadaşlığından ve dayanışmasından güç kazanır. Savaş, kavga, kin, dargınlık ve çatışmasından ise özgürlükler esaretlere dönüşecek bir süreci beraberinde getirir.

Günümüz "algı"sı, insanı "modern" bir kalıba dökerken, "maya"sına epey miktarda "özgürlük" eklemeyi de unutmuyor. Hatta insanda var olan bu duyguyu uyarmak suretiyle, özgürlüğün "gereklilik" şartlarını refüze edip başkalaştırabiliyor. Ne ki bugün reklam imajlarında "özgürlük" kavramının sıkça kullanılıyor olması hangi ihtiyaca binaen olmaktadır? Belki de "özgürleşmek" için "tükettiğimiz" metalar sayesinde bir başka "köle"liğin karasularına dalıyoruz. İşin ilginci "özgürleştiğimizi" zannederek!.. Bu illüzyonun çok geçmeden halüsinasyona dönüşmesi ve "şizofren" bir ikilemi insanın "huzur"una çıkarması da işten bile görünmüyor. Çelişki şu ki, özgürleştikçe bağımlı hale geliyor; bağımlı hale geldikçe "köle"leşiyoruz. Bu "uyuşturucu" etkisi evreni etkisi altına aldığında ise Baudrillard'ın girişteki alıntıda belirttiği "yasa dışı"lığın sınırları da genişlemiş oluyor. Şu an "özgürlük, özgürlükten feragat edebilme özgürlüğüdür" diye bir aforizmada bulunsam suç işliyor olabilirim.

O halde günümüz "özgürlük kültürü"nün "sınırsız"lığı mutlak mıdır muğlak mıdır? Ya da insanı yoran, huzursuz kılan ve mutsuz bırakan bu özgürlük illüzyonunun "hakikatli" bir eleştirisi yapıldığında elde ne kalır? Kuşkusuz soruları uzatmak mümkündür ancak "kral çıplak" diyebilecek öncülerin bugün çoğaldığını da söyleyerek ihkak-ı hak yapmakta fayda var. Kapitalist mantalitenin "modern insan"ı "özgürleştirerek" "tüketici" haline getirdiği dünden daha aşikârdır. Tuzlu su gibi insanı daha da susatan bu "deva"nın gerçekliği tartışmalı hale gelmişken, referanslardan hareketle yeni yollar aramanın gerekliliği de gün gibi ortadadır.

İnsanoğlunun özgürlük tarihi, onun doğal dünyayla tanışması ve farklı bir varlık olarak, tabiatın bir parçası olduğunu algılamasıyla başladı. Özgürlük, empati yaparak, kendisi dışında evrende yaşayanları hesaba katarak yaşamanın sanatıdır. İhtiyaç duyduğumuz kadar diğer bireylerinin de hakkı olduğunun bilinciyle kılı kırk yararak denge sağlamanın adıdır. Yaşadığımız atmosfer içinde birbirimize muhtaç olduğumuz bilinciyle dayanışma içinde yaşamayı becerebilme yetisidir. Ana rahmindeyken göbek kordonu ile bağlılığımızı sonrasında hava, su, gıda gibi başka bağlılıklarımızı ve ilerleyen zamanlarda hayat, ev, iş, aile, toplum gibi başka bağlılıklarımızı ve düşlerimizi hatırlamanın ifadesidir. Bu birlikteliklerde aynı gezegenin sakini olarak pozitif enerji katkısı yapan bir bireyse mutlu olma sanatını başarıyla icra etmiş, özgürlüğün de tadını ve sinerjisini yakalamış demektir.

Kadim kültürümüz egoyu tevazu ile "ben"i "biz" ile ve özgürlüğü dayanışma ve mahviyet ile dengeleyerek yol almıştır. Bu kültür alaşımında "sınırsız"lık ya da "mutlak"lık kavramları sosyal barışın içerisinde başka doğal sınırlarla bir arada değerlendirilmiştir. Bireysel ve toplumsal kişiliklerimiz insanın maddi varlığını aşan bir mahiyet taşır. İnsan onuru, haysiyeti ve izzeti dediğimiz zata mahsus kimlik ve onu şekillendiren değerler ise insanoğlunun vazgeçilmezleridir. Özgürlüklerin çatışmasına, kapışmasına, hesaplaşmasına meydan bırakmayacak bir özgürlük ittifakını tesis etmek zorundayız. Ki özgün bir özgürlük modeline ulaşabilelim.

Kültürel özgürlük, insanlar ve toplumlar arasındaki farklılıkların insanların birbirini öteki olarak görmeye veya bir üstünlük sıralamasına tabi tutmadan, kültürel üstünlük varsayımlarını bir kenara bırakarak farklılıkları zenginlik sayan, gerçekçi bir kültürel çoğulculuk modelini hazmetmekten geçer.

Özgür bir geleceğin tasarlanması, genç zihinlerin önyargı ve karalamalarla kirlenmemesi, bunun için en küçük yaştan itibaren özgürlükçü bir eğitim anlayışının geliştirilmesi, farklı kültürler arasındaki etkileşimin en ön saflarında yer alan özellikler kendisini tedirgin hisseden toplulukların ortak bir geleceğe güvenle bakabilmelerinin sağlanmasıyla mümkündür. Kültür emperyalizmi ya da asimilasyona sebep olacak, bir kültürün kendi tarihi tecrübesini bir üstünlük anlayışıyla başka kültürlere dayatması kültürel bir özgürlük olarak düşünülmemelidir.

Bu kavramın kişiye ve topluma bakan yanları vardır kuşkusuz. Ve özgürlük kavramının sahih bir kültürünün oluşması zaman almaktadır. İnsan özgürlüğünün gelişmesi süreci, birey ve toplumun gelişme süreciyle paralel gelişir. Özgür toplumlarda yetişen birey, özgürlüğe uyumu zaman almazken, farklı toplumlarda doğmuş, büyümüş kişilerin özgürlüğe adaptasyonunda ciddi sıkıntılar yaşanabilmektedir. Dolayısıyla özgür dimağlar özgürlüğü hazmetmiş ve reel hayatta uygulamış toplumlarda neşvü nema bulurlar. İnsanların bir ülküyü ya da bir metaı elde ettikten sonraki davranışları, o kavrama, ülküye ya da metaa yükledikleri anlamı da deşifre eden bir turnusol kâğıdı gibidir. Hal böyle olunca; "özgürleşen" bireyin "tüketime" yönelmesi veya "öteki"ni yok etmeye, aşağılamaya meyletmesi bu kavramın anomali algılanmasının bir yansıması olacaktır.

İnsan hakları ve demokrasi kültürü konularındaki açılım, ülkemizde önemli buluşmalara fırsat vermiştir. Kime ne faydası olduğu çok da belli olmayan bazı "tabu"ların tartışılmasına, demokrasi ve özgürlük önündeki anlamsız bazı bariyerlerin zorlanmasına vesile olmuştur. Türkiye'de de dünyada da gerçek özgürlük anlayışının oturması için, kısa dönemde ilerlemelerin sağlanması için gerek zihnî, gerekse de yapısal ve uygulama değişikliğine gidilmesi gerekmektedir. Her alanda yapılacak yeniliklerin, gerçekleştirilecek dönüşümlerin kaliteli ve insan onuru ve haysiyetine yaraşır, hak ve özgürlüklerine yakışır bir şekilde sağlanması gerekmektedir.

Ne yazık ki günümüz insanı, "özgürlük" diye estirilen keskin "demon"yak kokusundan fazlasıyla esriktir. Aynı atmosferi teneffüs ettiğimizden "hava"mız kuşkusuz değişmiştir...

Bu havayı temizleyecek bir devri daime ihtiyaç her zamankinden daha fazladır.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim