Kur’an Kıssaları Hep Geçmişi mi Anlatır?

12.04.2012 00:01

Cengiz Duman

Kıssa kelimesinin lügat ve ıstılahi anlamı:

 “kıssa, kasas, kısas ve bunların değişik fiil kalıpları Arapça “kaf-sad” kökünden türemiştir. Kur’an’da toplam 26 ayette 30 kez bu kökten türeyen kelimeler kullanılmıştır.”1

"K-s-s" kökünden türeyen kıssa kelimesinin (çoğulu kasas) anlam yapısı incelendiğinde kökeninde kesmek, açıklamak, anlatmak, izini sürerek adım adım takip etmek, haber vermek, göğüs, göğüs kemiği, göğsün başı, bir şeyin ortası gibi anlamları taşıdığı görülecektir.”2

“Araplar bu kelimeyi “takip” ederek peşine düşmeye, başkalarına hikâye etmeye, anlatmaya değer buldukları haberleri anlatmak” için kullanmaya başladılar. Anlattıkları haberler için de zamanla “kıssa” ve çoğulu olan “kısas” kelimelerini kullandılar.”3

“İslami literatürde veya Kur’an ıstılahında “kıssa” denildiğinde, Kur’an’da anlatılan tarihi olaylar ve peygamberlerin hayat hikâyeleri anlaşılmaktadır. Ancak Kur'an-ı Kerim'de söz konusu bağlamda bizzat “kıssa” olarak değil de aynı kökten gelen, aslında isim olup, mastar yerine de kullanılan "kasas" şeklinde geçmektedir.”4

İnne hâzâ le huvel kasasul hakk…/ Şüphesiz bu (İsa hakkında söylenenler), gerçek kıssadır….”5 Nahnu nakussu aleyke ahsenel kasası…/ Biz sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz…6Ve kullen nakussu aleyke min enbâir rusuli…/ Peygamberlerin başlarından geçenlerden, sana anlattığımız her şey…7

Kur’an kıssalarının mahiyeti:

Yukarıdaki lügat ve ıstılahi anlamlardan yola çıkarak, Tefsir usulü kitaplarındaki kıssalar bahsinde Kur’an kıssaları hakkında şu tanım veya yorumlar yapılmaktadır: Cerrahoğlu; “Kur’an’daki bu kıssalardan maksat, tarihi vakıaların kronolojik olarak anlatılması değildir. Ancak geçmiş peygamberlerin ve milletlerin başına gelenlerden bir ibret dersi almamız kastolunmaktadır… Geçmiş milletlerin ilim, cehalet, kuvvet zaaf, şeref zillet durumlarını ve bunların sebeplerini iyice incelersek bizlerde mevcut olan iyi veya kötü davranışlarımıza karşı elbette tesir edecektir.”8 derken; C. Sofuoğlu; Kur’an’da geçmiş peygamberlere ve kavimlere dair bazı kıssalar mevcuddur. Bu peygamberlerden bahsolunmasının ve kıssalarına işaret edilmesi sebebi onların tarihlerini nakletmek değildir. …Ancak geçmiş kavimlerin ve peygamberlerin başına gelenlerden ibret dersi vermektir.”9 demektedir.

Tefsir usulü kitaplarındaki bu kıssa tanım veya yorumlarını dikkatle incelediğimizde her ikisinde bulunan; “…Ancak geçmiş peygamberlerin ve milletlerin…”, “…Geçmiş milletlerin…”, “…Kur’an’da geçmiş peygamberlere ve kavimlere dair …” ifadeleri ortak bir noktayı vurgulamaktadır. “Geçmiş”…

Hemen tüm Kur’an kıssası tariflerinde bulunan bu ortak “geçmiş” vurgusu, Kur’an kıssalarının mahiyetini belirlemede olmazsa olmaz bir atıf olarak gözükmektedir. Yani kıssa denildiği anda; bu, ister peygamberler, ister diğer kişiler veya toplulukların kıssaları olsun, mutlaka geçmişte yaşanmış olması vurgulanmaktadır.

“Kıssa” kelimesinin lügat anlamlarından biri olan; “izini sürerek adım adım takip etmek” manası, kıssaların geçmişe ait olma vurgusunu en iyi ifade eden tanım olarak gözükmektedir. “Kâle zâlike mâ kunnâ nebgı ferteddâ alâ âsârihimâ kasasâ / (Musa:) Aradığımız bu idi, dedi. Hemen izlerinin üzerine geri döndüler.10 Bu ayetten anlaşılacağı üzere “kasas” kelimesi, geriye dönerek, izleme şeklinde geçmişe atıf yapmaktadır.

Kıssa tanımı üzerinde bu tespitleri yaptıktan sonra son olarak şu tanımdaki “geçmiş” vurgusunu bir kez daha gözlemleyelim: “Geçmiş eserleri, izleri açığa çıkarmak, bu suretle insanların unutmuş bulundukları veya gafil oldukları olaylar üzerinde dikkatleri yoğunlaştırarak, derinden derine tefekkür alanına çıkarmak.”11

Buraya kadarki tespitlerimiz size, İslami literatür veya Tefsir ilminin, Kur’an kıssalarına bakışındaki önemli bir yanılgı veya eksik algıyı bariz olarak göstermek içindir. Neden bunu yapıyoruz? Çünkü Kur’an kıssaları algısında kıssalar hep geçmişte yaşamış/yaşanmış kişi ve olaylardan bahseder olgusu hâkim olmuştur. Bu yüzden de kıssalarda, bilhassa Halefullah tarafından oluşturulan “tarihsel unsurlar sistematiği”ne göre Kur’an kıssalarının vakiliği/gerçekliği sorgulanmaya başlamıştır. “Gerçekten tarihî olayların özelliklerini gözeterek Kur’an kıssalarını incelediğimizde, onların, tarihî olayların vazgeçilmez karakteristik öğelerinden mahrum oldukları görülür. Bilindiği gibi tarihî olaylar sadedinde:

1- Zaman,

2- Mekân,

3-Şahıslar,

4- Kronoloji,

5- Olayların bütünlüğü önem arz etmektedir”12

Bunda haklılık payı da bulunmaktadır. Çünkü geçmişte yaşanmış bir vakıanın mutlaka tarihsel unsurları bulunmaktadır. Mesela zaman gibi. Yani bulunulan an ile geçmişteki olay veya kişinin yaşadığı an arasında geçen bu zaman olayların anlaşılmasında önemli etkenlerden biridir.

Bu zaruriyat, geçmişi inceleyen bilim dalı olan tarih bilimi için olmazsa olmaz bir unsur olmakla beraber Kur’an kıssalarının vakiiliğini kabullenmede çok da gerekli olan bir unsur değildir. Bunun sebebi Kur’an’ın hedefi, kıssanın tarihiliğini vurgulamak değil, onun vereceği öğüt ve ibreti ön plana çıkarmaktır. Hal böyle olunca kıssalarda bulunmayan bir öğe olan zaman veya diğer bazı tarihsel unsurları ille de aramamak lazımdır.

Tarih bilimi geçmiş olayları aktarmak ve onlardan sonuç çıkarmak için tarihsel unsurları şart görmektedir. Çünkü inandırıcı olması için somut deliller göstermesi gerekmektedir. Tarihte yaşanmış bir olayın gerçekliğini bu deliller ile ispatlaması lüzumludur.

Oysa Kur’an kıssaları için böyle bir ispatlama şart değildir. Onların gerçek/vakiliğini ispatlamak için ille de tarihsel unsurlar gerekmemektedir. Zaten böyle delilerin birçoğunu Kur’an’da bulmanız da mümkün değildir. Mesela zaman mesela coğrafya gibi… Âdem/yaratılış kıssasının, zaman ve coğrafya boyutuna ait Kur’an’dan hangi somut(!) delil getirilebilir ki? Bizce hiçbir somut delil getirilemez. O halde bu kıssa gerçek/vakii değil “geçmiş”te yaşanmamış mı diyeceğiz. Allah “faraza” bir kıssa mı anlatmıştır? Şu ayetleri nasıl algılamamız lazımdır?

Musa'ya emrimizi vahyettiğimiz sırada, sen batı yönünde bulunmuyordun ve (o hadiseyi) görenlerden de değildin. Bilakis biz nice nesiller var ettik de, onların üzerinden uzun zamanlar geçti. Sen, âyetlerimizi kendilerinden okuyarak öğrenmek üzere Medyen halkı arasında oturmuş da değilsin; aksine (onları sana) gönderen biziz. (Musa'ya) seslendiğimiz zaman da, sen Tûr'un yanında değildin. Bilakis, senden önce kendilerıne uyarıcı (peygamber) gelmeyen bir kavmi uyarman için Rabbinden bir rahmet olarak (orada geçenleri sana bildirdik); ola ki düşünüp öğüt alırlar.13

Biz, sana bu Kur'an'ı vahyetmekle geçmiş milletlerin haberlerini sana en güzel bir şekilde anlatıyoruz.”14

Bunlar, bizim sana vahiy yoluyla bildirmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisi Meryem'i himayesine alacak diye kur'a çekmek üzere kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; onlar (bu yüzden) çekişirken de yanlarında değildin.”15

“Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.”16

Şöyle denebilir: bu kıssa bazı kıssalar; vakii/yaşanmış değil, temsili/sembolik bir kıssadır, insan aklına hitabeden ve onun ihtiyaçlarını giderme amaçlı vazedilmiştir. Bu cevabı verenlerin hareket ettikleri nokta biraz evvel değindiğimiz gibi, bu ve benzeri kıssalardaki tarihsel unsurların eksikliğidir. O halde sizlere “geçmiş”te yaşanmış kıssalarda illa da sistematik tarihsel unsurlar arayanlara, Kur’an kıssalarının bir diğer özelliğine yani gelecekte yaşanan/yaşanacak olan bir kıssaya dikkat çekerek, vakiilik açısından kıssalarda illa da tarihsel unsurlar aramanın çok da doğru bir tavır olmadığını göstermeye çalışacağız.

Kur’an kıssaları sadece “geçmiş”i mi kıssa eder:

Kur’an kıssalarında sistematik tarihsel unsurlar arayanlar ve bunları bulamadıkları kimi kıssaları sembolik/temsili kıssa olarak kabul edenlere karşı gelecekte yaşanan (Allah’ın örnek vermesi hasebiyle) bir başka ifade ile gelecekte yaşanacak iki kıssayı örnek vermek istiyoruz. “Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, "Beni ve anamı, Allah'tan başka iki tanrı bilin" diye sen mi dedin, buyurduğu zaman o, "Hâşâ! Seni tenzih ederim; hakkım olmayan şeyi söylemek bana yakışmaz. Hem ben söyleseydim sen onu şüphesiz bilirdin. Sen benim içimdekini bilirsin, hâlbuki ben senin zatında olanı bilmem. Gizlilikleri eksiksiz bilen yalnızca sensin. Ben onlara, ancak bana emrettiğini söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin, dedim. İçlerinde bulunduğum müddetçe onlar üzerine kontrolcü idim. Beni vefat ettirince artık onlar üzerine gözetleyici yalnız sen oldun. Sen her şeyi hakkiyle görensin. Eğer kendilerine azap edersen şüphesiz onlar senin kullarındır (dilediğini yaparsın). Eğer onları bağışlarsan şüphesiz sen izzet ve hikmet sahibisin" dedi.

(Bu konuşmadan sonra) Allah şöyle buyuracaktır: Bu, doğrulara, doğruluklarının fayda vereceği gündür. Onlara, içinde ebedî kalacakları, zemininden ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da O'ndan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve kazanç budur. 17

“(Kıyamet gününde) hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve zayıflar(müstazaf’lar) o büyüklük taslayanlara (müstekbirler) diyecekler ki: "Biz sizin tâbilerinizdik. Şimdi siz, Allah'ın azabından herhangi bir şeyi bizden savabilir misiniz?" Onlar da diyecekler ki: "(Ne yapalım) Allah bizi hidayete erdirseydi biz de sizi doğru yola iletirdik. Şimdi sızlansak da sabretsek de birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yoktur." (Hesapları görülüp) iş bitirilince, Şeytan diyecek ki: "Şüphesiz Allah size gerçek olanı vâdetti, ben de size vâdettim ama size yalancı çıktım. Zaten benim size karşı bir gücüm yoktu. Ben, sadece sizi (inkâra) çağırdım, siz de benim davetime hemen koştunuz. O halde beni yermeyin, kendinizi yerin. Ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz! Kuşkusuz daha önce ben, beni (Allah'a) ortak koşmanızı reddettim." Şüphesiz zalimler için elem verici bir azap vardır. İman edip de iyi işler yapanlar, Rablerinin izniyle içinde ebedî kalacakları ve zemininden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Orada (birbirleriyle) karşılaştıkça söyledikleri "selam"dır.18

Şimdi, elimizdeki kıssa/kasas kelimesinin lügavi, ıstılahi anlamlarına ve bunlardan yola çıkarak tefsir usulünde yapılan kıssa tariflerine bakarak gelecekte yaşanacak/yaşanmış bu anlatılan olay hakkında ne diyeceğiz? Diğer Kur’an kıssalarında olduğu gibi geçmişte yaşanmadığı için bu bir kıssa değildir mi?..

Kıssalarda tarihsel unsurlar sistematize edenler açısından bakıldığında bu anlatılan olayların tarihsel unsurlarını nasıl delillendirebileceğiz? Yani bu gelecekte geçen/geçecek olayın yaşandığı coğrafya, zamanı, olayların bütünlüğü gibi tarihsel unsurları nereden bulacağız?

Bulamadık/bulamayacağız o halde bu anlatılan olaylar vakii değildir mi diyeceğiz?  Allah bize “faraza” kıssa mı anlatmıştır diye inanacağız.

Zeyveli, okuyucunun beyninde,  kıssa hakkında istifham19 oluşturmak için “Allah’la Hz. İsa arasındaki bu mükâleme geçmiş bir zamanda mı vuku bulmuştur? Yoksa gelecekte mi vuku bulacaktır?” diye bir cümle kurarken aynı zamanda bu kıssa hakkındaki geleneksel tefsir anlayışının algısını şöyle vermektedir: “…İfadesi bazı müfessirleri, bu diyalogu mahşerle birleştirmeye sevketmiştir. Yani Allah mahşerde Hz. İsa’ya, “ey Meryemoğlu İsa, sen mi ‘beni ve annemi Allah’tan başka ilahlar edinin’ dedin? Diye soracak, Hz. İsa’nın vereceği cevap da yukarıdaki gibi olacaktır.”20

Kur’an kıssalarının vakiiliği hususunda itirazlarını sistematiğe sokan “Halefullah’a göre ise, “bu diyalog (Allah-Meryem-İsa muhavere kıssası, Maide/116-119); ne geçmişte vuku bulmuş, ne de gelecekte vuku bulacak bir konuşma olmayıp Hz. peygamber’in çağdaşı ve muhatabı olan Hristiyan inançlarını yargılayan temsilî (sembolik) bir diyalogtur.”21 Yani bu kıssa Cenabı Hakk’ın duruma uygun modifiye (!) ettiği “faraza” bir kıssadır demektedir.

Kur’an kıssaları konusunda Halefullah düşüncesinin Türkiye’deki seslendiricisi olan Zeyveli; Mahşer’deki; müstazaflar-müstekbirler-Şeytan arasındaki muhavere kıssası (İbrahim/21-22) hakkında aynı iddiada bulunuyor: ”Kıssa sanki geçmişte vukubulmuş gibi geçmiş zaman sîgasıyla anlatılır, ama aslında bu ayetlerle yargılanan mustaz’aflar, resulullah döneminin mustaz’aflarıdır. Ve kıssa semboliktir.”22

İbrahim suresi 21-22. ayetlerin, siyak-sibakında; Musa, Nuh, Âd, Semûd, İbrahim kıssalarından anekdotların sunulduğunu pas geçen Zeyveli, Halefullah gibi olmadık bir iddiada bulunarak “…ayetlerle yargılanan mustaz’aflar, resulullah döneminin mustaz’aflarıdır. Ve kıssa semboliktir…” iddiasında bulunmaktadır.

Oysa Zeyveli; ”…resulullah dönemi…” yerine siyak-sibak bağlamında geçen “…peygamberler dönemi mustaz’aflarıdır…” demiş olsa bir nebze de olsa belki haklı görülebilirdi. Dolayısıyla Kur’an kıssalarının Vakiiliğine karşı çıkmak amaç olduğu için; hem Halefullah ve hem de Zeyveli, diledikleri gibi yorumlara giderek “biz yaptık oldu” tavrıyla hareket etmektedirler.

Sonuç:

Kıssalar hakkındaki temel bilgilerimizin çok yüzeysel olduğuna inanmaktayız. Yüzyıllar boyu kıssalara olan “lakayd”23 bakış açısı, onların doğru anlaşılmasında hep engel olmuştur. Yazımızdan genelinden anlaşılacağı üzere Kıssa tarifinden başlayarak, Kur’an kıssalarına dair bilgilerimizin Kur’an perspektifinden yeniden gözden geçirilmesi elzemdir. Kur’an kıssaları; Tefsir ilminden ayrı kategoride ele alınması gerekmektedir. Bununla birlikte kurulacak Kıssa ana bilim dalının başkanlığında diğer modern ilim veya disiplinler ile (arkeoloji, tarih, coğrafya, dinler tarihi, v.d) birlikte kıssaların yeniden ve sahih bir metodoloji ile Kur’an perspektifinde ele alınması şarttır. Aksi durum, Kur’an kıssalarının geleneksel anlayışın eserlerinde serdedildiği gibi İsrailiyat yüklü efsane/mitoloji vasfına büründürülmesine ya da modern eserlerde iddia edildiği gibi onlardaki tarihsel unsurların eksikliğinden dolayı vakiiliğinin inkâr edilmesini gözlemlemeye devam edeceğiz demektir.

 

Dipnotlar:

1-Muhammed Abay,Kur’an kıssaları, s.11, Ensar neşriyat, İstanbul-2007.

2-İbn Manzur, Lisanu'I-Arab, k-s-s maddesi; Ömer Mahir Alper, Kur’an-ı Kerim ve kıssalar, Haksöz Dergisi, sayı-95.

3-Muhammed Abay, A.g.e, s. 13, Ensar neşriyat, İstanbul-2007.

4-İdris Şengül, "Kur'an Mesajını Ulaştırmada Kıssaların Önemi", s. 133-134, 1. Kur'an Sempozyumu,  Bilgi Vakfı, Ankara-1994.

5-Ali İmran,3/62.

6-Yusuf,12//3.

7-Yusuf,12/120. Ayrıca bakınız:  Kasas,28/25, Kehf,18/64, Yusuf,12/111.

8-İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Usulü, s.171-172, Basım yeri ve Tarihi yok.

9-Cemal Sofuoğlu, Tefsire Giriş, s. 97, Çağrı Yayınları, İstanbul-1981.

10-Kehf,18/64.

11-Sadık Kılıç, "Tarih Felsefesi Açısından Kıssalar", s. 89

12-Hikmet Zeyveli, A.g.e, 2. Kur’an sempozyumu, s. 98 -99, Bilgi vakfı yayınları, Ankara–1996.

13-Kasas,28/44-46.

14-Yusuf, 12/2-3.

15-Aliimran,3/44.

16-Kehf,18/13.

17-Maide,5/116-119.

18-İbrahim,14/21-23.

19- “İstifham, okuyucunun dikkatini çekmek, duygu ve düşünceleri daha etkili kılmak için bu duygu ve düşüncelerin soru biçiminde verilmesidir” (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C4%B0stifham)

20-Hikmet Zeyveli, A.g.e, s. 100, Bilgi vakfı yayınları, Ankara–1996.

21-Hikmet Zeyveli, A.g.e, s. 100, Bilgi vakfı yayınları, Ankara-1996.

22-Hikmet Zeyveli, A.g.e,, s. 101, Bilgi vakfı yayınları, Ankara-1996.

23-http://www.haksozhaber.net/kuran-kissalarina-lakayd-bir-bakis-biraz-da-kuran-okuyalim-21078yy.htm 

  • Yorumlar 2
    Yazarın Diğer Yazıları
    PANO
    KARİKATÜR
    Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
    Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim