17 Mayıs 2012 Perşembe
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Diyarbakır Özgür-Derden Hakkari Açıklaması
20 Ekim 2011 Perşembe 12:21

Diyarbakır Özgür-Der'den Hakkari Açıklaması

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi, Hakkari’de gerçekleştirilen saldırı üzerine bir basın açıklaması yaptı.

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi Başkanı Av. Serdar Bülent Yılmaz tarafından yazılı olarak yapılan açıklamada, Yüksekova ve Çukurca ilçelerindeki saldırı özelinde son zamanlarda sivillerin de hedef alındığı saldırılara da dikkat çekilerek, mazlum gençlerin kan siyasetinin kirli hesaplarına kurban edildiğine vurgu yapıldı. 

Fillerin kavgasında çimenlerin ezildiğine dikkat çekilen açıklamada, "Sürdürülen bu anlamsız çatışmalı sürecin sonucunda taraflardan her gün onlarca "zayıf bırakılmış/mustazaf" insan yaşamını yitirmekte, masum siviller de ağır zararlar görmektedir. Sonuçta o bildik sonuç gerçekleşmekte; fillerin kavgasında çimenler ezilmektedir." denildi. 

Sivillerin doğrudan hedef alınmasının sert ifadelerle kınandığı açıklamada, Batman ve Şemdinli'deki olaylarda olduğu gibi karanlıkta kalan hadiselerin de bir an önce aydınlatılması istendi.

Açıklamada Kürt sorununun çözümünün daha fazla kan akıtmakla çözülemeyeceği, Kürt halkının bu duruma razı olmadığı, bundan ülkenin mazlum insanlarının zarar gördüğü, çözümün ise Kürtlerin temel haklarının verilmesinde yattığı ifade edildi.  

***

Özgür-Der Diyarbakır Şubesi'nden yapılan açıklamanın tam metni: 

Ülkenin Mazlum Halkları Kan Siyasetinin Kirli Hesaplarına Kurban Edilmektedir!

Dün PKK'nin Çukurca'ya saldırmasıyla 24 güvenlik görevlisinin hayatını kaybetmesinin yanı sıra 20'nin üzerinde de PKK'linin yaşamını yitirdiği iddia edilmektedir. Bir gün önce de Norşin'deki mayınlı saldırıda beş polis, ikisi çocuk olmak üzere dört sivil yaşamını yitirmişti. Silvan saldırısıyla başlayan yeni savaş süreci bu güne kadar yüzlerce kişinin hayatına mal olurken, çatışmaların durması için maalesef tarafların hiçbir girişiminin olmaması endişe verici. Bu durum bundan sonra da her gün yeni ölümlerin yaşanacağının göstergesi. 

Bölgemizde 27 yıldır kirli bir savaş sürmektedir. Kirli savaşın doğası gereği haklı ile haksız, masum ile suçlu, yanlış ile doğru bir birine karışmakta, olan mazlum halka olmaktadır. Bu sorunun çözümünün daha fazla kan dökmekle gerçekleşmeyeceğini çatışmanın tarafları da bilmektedir, bunun bedelini canlarıyla ödeyen mazlum halklar da. Bu gerçek bilinmesine rağmen maalesef bu kanlı süreç bir takım pragmatist hesaplar ve kirli pazarlıklar nedeniyle sürdürülmektedir. Kürt sorununun çözümü, girilen kanlı süreçle birlikte savaşın ve militarizmin insafına terkedilmiş durumdadır.

Öte yandan, tarafların birbirlerine ağır kayıplar verdirme üzerine kurdukları kan siyaseti, savaşın bir güç gösterisine dönüşmesiyle sonuçlanmakta ve herkes yekdiğerine daha fazla zarar vermenin hesabını yapmaktadır. Sürdürülen bu anlamsız çatışmalı sürecin sonucunda taraflardan her gün onlarca "zayıf bırakılmış/mustazaf" insan yaşamını yitirmekte, masum siviller de ağır zararlar görmektedir. Sonuçta o bildik sonuç gerçekleşmekte; fillerin kavgasında çimenler ezilmektedir.

Hükümet, çözümü PKK ile savaşa endekslemekte, Kürt halkının haklarını PKK ile savaşımın pazarlık konusu yapmaktadır. Böylece, PKK'nin yaptığı her eylemle hükümet çözüm sürecini dondurmaktadır. Sonuç itibariyle atılan ama yasal güvenceye kavuşturulmamış adımların yanında hala hiçbir adımın atılmadığı anadilde eğitim gibi sorunlar sürerken Kürt sorunu bitmiş de sadece PKK sorunu kalmış gibi davranılması ahlaki ve samimi bir tutum değildir.

Buna karşılık PKK de her çözüm kavşağında kanlı eylemlerle çözümsüzlüğü dayatarak aslında amacının Kürtlerin haklarının verilmesi olmadığını başka ideolojik amaçları öne çıkardığını göstermiş oldu. Bölgeyi kirli bir savaşın kanlı arenasına dönüştürmenin gerekçeleri halka açıklanabilmiş değildir. 

Handikaplarına rağmen sorunun çözümü için uygun bir toplumsal ve siyasal ortam mevcuttur. Buna rağmen savaşın bir çözüm ve pazarlık unsuru olarak dayatılması ahlaksızca bir tutumdur ve asla kabul edilemez. Bu ülkenin zayıf bırakılmış insanlarının kanlı cephelere sürülmesi bu toplumun mustazaflığını artırmaktan başka bir şey değildir. Sonuç itibariyle dökülen kanın Kürt sorunuyla ilgisi bizce artık tartışmalı bir mevzu haline gelmektedir. Bizce ortada başka hesaplar dönmektedir.

Bu nedenle ne PKK'nin savaş konsepti ne de hükümetin özel ordulu, süper valili yeni güvenlik konseptini asla tasvip etmiyoruz ve süreci tıkayan, toplumun mazlumiyetini artıran ve krizi derinleştiren tavırlar olarak gördüğümüzden reddediyoruz. İki tarafa da eğer Kürt sorununu çözme konusunda samimiler ise bir an önce kanlı süreci durdurma çağrımızı yineliyoruz.

Sivil ölümleri şiddetle kınıyoruz

Çatışmalı sürecin zirve yapmasıyla birlikte sivillerin zarar gördüğü, sivil ölümlerin arttığı görülmektedir. Özellikle şehir merkezlerine taşınan çatışmalar sivil ölümlerini kaçınılmaz kılmaktadır. Batman'da bir kadın ile çocuğunun, Şemdinli'de dört kişinin çatışmaların arasında kalarak hayatlarını kaybetmelerine son olarak Norşin'de mayınlı saldırının sonucunda biri çocuk üç sivilin ölmesi eklendi.

Ayrıca Siirt'te dört kadının, Ankara'da bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırıyla üç kişinin, Dersim'de karakola ekmek taşıdığı için Veli Sarısaltık adlı kişinin katledilmesi hadiselerinde olduğu gibi doğrudan sivillerin hedef alındığı saldırılar da yapılmakta. 

Sivil ölümleri, maalesef kirli savaşın ürettiği kirli tarafgirlik karşısında hak ettiği tepkiyi görememektedir. Masum insanların katledilmesinin, savaşın normal bir sonucu olarak görülmemesi gerektiği ortadadır. Masumların masuniyeti savaş da dahil her durumda temel bir ilkedir. Ancak, basına yansıyan (ve şayet doğru ise); "bir polisin öldürülmesi için elli sivilin feda edilebileceği" şeklindeki örgüt anlayışı sivil ölümlerin hiçbir şekilde önemsenmediğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle başta PKK olmak üzere masum insanların ölmesine neden olanları açık ve net bir şekilde kınıyoruz. Batman ve Şemdinli'deki olaylarda olduğu gibi karanlıkta kalan hadiselerin bir an önce aydınlatılması gerektiğini de hatırlatıyoruz.

Sonuç itibariyle giderek şiddetlenen çatışmalı süreç devam ettikçe; Kürt ve PKK sorununun çözümü güvenlik konseptine terk edildikçe hem siviller hem de silahlı güçler yaşamını yitirecektir. Oysa ölenler kim olursa olsun bu toprakların mazlum ve mustazaf insanlarıdır. Bu gerçeği görmezden gelenler devlet olsun örgüt olsun yaşanacak ölümlerin ortak sorumlusu olacaktır. Bizler Özgür-Der Diyarbakır Şubesi olarak Kürt sorununun çözümünün daha fazla kan akıtmakla çözülemeyeceğini, Kürt halkının bu duruma razı olmadığını, bundan ülkenin mazlum insanlarının zarar gördüğünü, çözümün ise Kürtlerin temel haklarının verilmesinde yattığını açıkça ifade ediyoruz.

Av. Serdar Bülent Yılmaz
Özgür-Der Diyarbakır Şube Başkanı 

YORUMLAR ( Toplam 7 yorum)
MAŞALLAH
İLK DEĞİL SON OLUR İNŞAALLAH
30 Aralık 2011 Cuma 18:28
35 İnsanın suçsuz yere öldürülmesini kınıyorum. Öldürülenlere Allah'tan Rahmet diliyorum. Allah yakınlarına sabırlar versin
orhan sincar
NOBODY' YE
20 Ekim 2011 Perşembe 21:40
1-kürtçe bir dilin alfabesinin kabul gördüğü bir ülke,
2-sabahları çocuklarının türküm doğruyumla eğitime başlamadığı bir ülke,
3-dağlarında taşlarında nemutlu türküm diyene yazmadığı bir ülke,
4-muhtaç olduğu kudretin damarlarındaki asil kanda aranmadığı bir ülke...
kısacası müslüman türkün ve kürtün gaspedilmiş binlerce ortak haklarından bir kaçını saydım.
bir düşünelim; Allah'ın bize emaneti olan bedenlerimizi türk (veyahut kürt ) varlığına armağan ettirildiğimizi.
bir düşünelim; bu kadar kan dökülürken, anayasa değişiklik komisyonundaki partilerin kanla çizdikleri kırmızı çizgilerini...
iyi düşünelim ve ona göre bir muhasebe yapalım. teraziyi dengeli tutalım. ortada Allah'ın kabul görmediği bir savaş var ve bu savaşta binlerce mahsum gençler ölüyor. üstelik iki taraf da bu uğurda şehit oluyorsun avuntusuyla uyutuluyor...
evet biz müslümanlar olarak pkk ve tc sistemini karşımıza alarak, faşist sistemi ümmet bilinciyle tartışmamız gerekir
kanaatindeyim. aksi halde senin faşistin iyi benimki kötü tartışmalarıyla devam eder bu savaş.... sa
M.Abduh
Söyleme ve Çözüme Dair -III-
20 Ekim 2011 Perşembe 19:38
Söyleyeyim; ÇÜNKÜ KÜRT HALKININ HAKLARININ VERİLMESİYLE PKK'NIN ELİNDEKİ KOZLARIN AZALMASI AYNI ZAMANDA KLASİK DEVLET REFLEKSLERİNİN DE BİR DAHA GERİ DÖNÜŞÜ ZOR BİR BİÇİMDE GERİLEMESİNE SEBEBİYET VERECEK. Bu insanlar böyle bir ortamda rahatça fikirlerini ortaya koyabilecekler, yöneticilerini özgürce seçecekler ve doğal bir özgürlük ortamı oluşacak. Bölge insanı kendi değerlerini dilediği gibi savunabilecek. Ne devletin Türkçü baskılarını hissetmek zorunda kalacak ne de PKK'nın din düşmanlığıyla malul, bölge insanının değerlerinin aşınmasını amaçlayan baskılarına maruz kalacak. Oyunu dilediği gibi kullanacak, çünkü belki de bölgede parti sayısı artacak. İslami kesimler de hem devletin hem de PKK'nın baskılarının azaldığı bu ortamda daha işlevsel olacaklar. İşte bundan istiyorum, çünkü bölge insanının sorunlarının yegane çözümünün tıpkı Mısır ya da Tunus'ta olduğu gibi İslami hassasiyetlerden geçtiğine inanıyorum. İşte o zaman bölgenin gerçek dinamikleri de ortaya çıkacak inşallah...aeo...
M.Abduh
Çözüme ve Söyleme Dair -II-
20 Ekim 2011 Perşembe 19:37
PKK Kürt halkını değil, kendi tabanını temsil ediyor ve akan kanda devlet kadar onun da sorumluluğu var. Çünkü adı üstünde "savaş" var! Bizim tabirimizle kirli savaş! Kirli olduğunun en bariz göstergesi artık Kürt halkının neyi yaşamak istediğinin, neye inanmak istediğinin bir öneminin kalmaması. İki tarafta da kirli unsurlar, bu savaşın devamından çıkarı olan kesimler var. Bunu da görmezden gelemeyiz. İç mihrak-dış mihrak meselesi değil bu! Savaşın getirdiği demografik ortamdan sıyrılamamanın meselesi. Siyasetin tıkanması meselesi. Kısacası birileri konuşmayı, masaya oturmayı engellemeye çalışırken, birileri de bu engelleri bizatihi istiyor, talep ediyor. Karayılan tek bir PKK var, başka yok diyor. İnanalım mı? Bu, devleti AKP dilediğince yönetebiliyor demek kadar gülünç bir iddia. Karayılan A.Altan'a yazdığı mektupta herşeyden bahsediyor ama mesela Reşadiye'den bahsetmiyor. Seçimler öncesi Erdoğan bizi aldattı demeye getiriyor ama seçimler öncesi şiddetin neden artırıldığından bahsetmiyor, aksine ateşkes varmış gibi anlatıyor. Tıpkı şimdilerde tam anayasa arefesine gelmişken bu saldırının gerçekleştirilmesinde olduğu gibi. Velhasıl, neresinden tutarsak tutalım, bu mesele artık bir halkın temel hakları meselesi olmaktan bizatihi PKK tarafından çıkarılmıştır. Bu noktada sadece AKP'yi suçlu göstermek adilane olmaz. Ama çözümün sorumluluğu büyük ölçüde ondadır, bu oyunu bozmakla yükümlüdür. Milliyetçi çevrelerden çekinerek milliyetçiliğin ispatını ortaya koymak zorunda değildir. Bunu bir anlasa, sorunun büyük ölçüde Kürt halkının taleplerinin hızlı bir şekilde yerine getirilmesiyle PKK'nın elindeki kartların da zayıfladığını görecektir. Şimdi birileri çıkıp bana PKK'nın zayıflaması seni niye bu kadar ilgilendiriyor, bu devlet ağzı değil mi diye soracak biliyorum.
M.Abduh
Söyleme ve Çözüme Dair
20 Ekim 2011 Perşembe 19:30
Sorun artık PKK açısından kürtlerin temel hakları meselesi olmaktan çıkmıştır. Evet devletin günah galerisi çok büyük ama artık PKK'yi de bir devlet gibi muhatap almamız gerek müslümanlar olarak. AKP ne kadar devlet olarak niteleniyorsa, PKK da o kadar devlettir. Çünkü bunu hem kendi söylüyor, hem de bölge insanına bu mesajı her defasında veriyor. Benim dışımda kimseyi tanımam hissiyatını bölgede PKK da bir güzel ortaya koyuyor. Demem o ki, meseleye klasik kürt sorunu argümanlarıyla bakmayı aşmamız gerekir biz müslümanların. Diğer türlüsü ya devletçi anlayışlara ya da Kürt ulusalcısı yorumlara yakınlaşmayı beraberinde getiriyor. Muhafazakar bir anlayışa saplanma temayülleri gösterip AKP üzerinden neredeyse devletin yaptıklarını haklılaştırmaya gitmemeliyiz. Bu noktada AKP'nin şiddete şiddetle cevap verme politikasından geri durmasını salık vermeliyiz. Bir o kadar da Kürt ulusalcısı PKK'ya ve destekçilerine seslenmeliyiz. Kürt halkının tek ve yegane temsilcisi sıfatından geri durmasını, Kürtlerin diğer unsurlarına da kulak vermesini, tektipçi bir anlayışla bölgeyi ve daha fazlasını dizayn arayışlarını da eleştirmeliyiz. Her 2 tarafın da propagandif söylemleri var evet ama Kürt sorununu ve Kürt halkını PKK söylemi üzerinden de tanımlayan anlayışları eleştirmeliyiz. PKK'nın bir halkın acıları üzerinden oluşturduğu muhalif yapısının artık ciddi manada çözüldüğünü ve onun da devlet gibi "Kürtler adına" iddiasıyla hareket eden seküler/ulusçu bir yapılanma olduğunu gören yaklaşımlar içinde olmalıyız.
Bazı müslüman çevrelerde PKK eleştirilirse devletin yanına düşerim anlayışı bir müslümanın kabul edebileceği bir sığınak değildir. Hele ki tıpkı devlet gibi yeri geldiğinde müslümanların gözünün yaşına bakmayan, bölgedeki muhafazakar halkın değerlerinden sıyrılması için elinden gelen bir yapıdan söz ediyorsak. 100 yıl önce Milli mücadele saflarında İslamcılar da vardı, hem de büyük bir iştiyakle. İş bittiğinde iktidar İttihatçıların elindeydi. Bugün de aynı şeyi Kürt İttihatçıları üzerinden yaşamamalıyız.
NOBODY
"savaş mı "
20 Ekim 2011 Perşembe 17:31
"Kürtlerin temel haklarının verilmesinde yattığını açıkça ifade ediyoruz" . Hangi haklardır bunlar? açıklansa iyi olur
sahap
güzel
20 Ekim 2011 Perşembe 13:37
Özgürderin duruşunu net bir şekilde göstermesi bakımından oldukça güzel bir açıklama....
KARİKATÜR
PANO


Haksoz haksöz