Açılım karşısında MHP'nin hesabı, siyasî akla uygun mu?

23.09.2009 18:09

Murat Yılmaz

MHP'nin Kürt açılımı veya Kürt sorununu çözmek amacını taşıyan demokratik açılıma karşı çok sert açıklamaları, ideolojik taassubunun eseri mi, yeni bir politikanın işareti mi, MHP'de kongre hesaplarıyla mı ilişkili yoksa bir üslup problemi mi sorularını beraberinde getiriyor.

MHP genel merkezinin sert çıkışları, aslında bu konunun en çok milliyetçiler arasında tartışılması ve milliyetçiler arasında bölünmelere yol açmasının üzerini örtemiyor. Peki açılım tartışmaları öncesine kadar her konuda ve bilhassa Kürt meselesinde milliyetçi aydınlardan daha uzlaşmacı ve mutedil bir noktada duran MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli ve kadrosu, şimdi neden bu sert söylemi kullanıyor? Şimdiye gelebilmek için MHP'nin yakın tarihine kısaca bakmak yerinde olacaktır.

MHP'nin meşruiyet başarısı

MHP'nin geçmişinde yer alan şiddete bulaşmış ve sokağa çıkmış olma hali, uzun bir süre MHP'nin devlet, merkez medya ve seçmen nezdinde meşruiyetinin sorgulanmasını beraberinde getirdi. MHP, 90'lı yılların sonuna kadar Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nde sayılan "iç tehditler" arasında yer alıyordu. Alparslan Türkeş'in Nazım Hikmet'ten şiirler okuyarak başlattığı yumuşatma ve merkeze yakınlaşma siyaseti, Türkeş sonrasındaki kongrede genel başkan seçilen Devlet Bahçeli tarafından da sürdürüldü. Bahçeli'nin şiddete ve sokağa kesin mesafe koyan tavrı, kısa sürede meyvesini verdi ve MHP dışındaki faktörlerin de olağanüstü yardımıyla MHP %10 barajını aşarak % 18'le ikinci parti olarak TBMM'ye girdi.

Hükümette MHP: Mutedil ve dengeli

MHP, TBMM'ye girdiği andan itibaren önce verili meşruiyet kriterlerine uyum göstereceğini her adımda gösterdi. Kendi liderliğinde bir hükümet kurma imkanını peşinen reddederek 12 Eylül 1980 öncesinin hasmı olan DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit liderliğinde bir koalisyon hükümetinde yer aldı ve bu koalisyonun devam etmesi için olağanüstü gayret sarf etti. Devlet projesi olarak kabul edilen AB reformlarını destekledi, desteklemediği noktalarda anlaşmazlığı hükümeti bozacak seviyeye taşımadı. Abdullah Öcalan'ın idam edilmemesini bile, kendi aleyhine kullanılacağını bilmesine rağmen hükümeti bozma gerekçesi haline getirmedi. Bütün uyumlu çalışmalarının sonucunda MHP, Milli Güvenlik Belgesi'nde sayılan iç tehditler arasında sayılmaktan kurtulduğu gibi meşruiyeti merkez medya tarafından da takdis edildi. MHP, bu ciddi başarılara rağmen 2002'deki erken seçimde ekonomik kriz ve kötü yönetimin faturası olarak %10 barajının altında kaldı.

Muhalefette MHP: Ergenekon'a ve sokağa mesafeli

MHP, 2002 sonrasında Ergenekon yapılanmasının sokağa ve şiddete çekerek darbe ortamı hazırlanmasında kullanmak istediği siyasi aktörlerden biri oldu. MHP, bu yapılanmanın isteklerini kabul etmeyerek, her türlü kışkırtmaya rağmen ısrarla sokaktan ve şiddetten uzak durdu. Devlet Bahçeli'nin bu konudaki tavizsiz ve dirayetli tavrı devlet ve merkez medyadaki meşruiyetini, çok daha geniş toplumsal bir zemine taşıdı. MHP, darbecilerin parti içine müdahale ve hatta bir adayla Bahçeli'yi devirme planlarını da boşa çıkardı. Bu başarıda Bahçeli'nin liderliği ve teşkilatçılığının yanında, MHP ve ülkücü camianın 12 Eylül öncesinden çıkardığı derslerin de rolü kaydedilmeli. Fakat kamuoyundaki bu olumlu değerlendirmeye rağmen Bahçeli'nin bu politikası, Ergenekon'la ilişkisi olmayan milliyetçi çevrelerde dahi bir pasiflik olarak görüldü ve Bahçeli aleyhine kimi milliyetçi gazetelerin de katıldığı kampanyalar yürütüldü. Bu dönem zarfında milliyetçi aydınların ve neşriyatın performansı da, MHP'ye yol açan, mutedil ve yumuşak bir istikamette olmamış, Bahçeli'nin gerisinde kalmıştır.

MHP ve sağduyu

22 Temmuz seçimleri öncesinde DTP'nin bağımsız adaylar marifetiyle TBMM'ye gireceği anlaşılınca MHP'lilerin kendileriyle kavga etmeleri ihtimali kamuoyunda endişeye yol açtı. Bu endişenin arkasında Hrant Dink'in katledilmesiyle yeniden boy gösteren Ulusalcı şiddetin, PKK'nın eylemleriyle beraber ülkücüleri sokağa dökme ihtimali yatıyordu. 22 Temmuz seçimleri öncesinde askeri bürokrasinin Kuzey Irak'a operasyon bahanesiyle AK Parti'yi sıkıştırma teşebbüsleri sokakları hareketlendirmeye başlamıştı. MHP bu dönemde de sağduyulu tavrını göstermeye devam etti.

MHP ve DTP: Birbirini tamamlayan renkler

TBMM ise beklenenin aksine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli DTP'lilerle medeni olmanın ötesinde sıcak ilişkiler geliştirdi. Hatta Bahçeli'nin DTP'li Hasip Kaplan'ı yanına çağırarak 'Gel renkleri tamamlayalım.' demesi, hatırlardan çıkacak gibi değildi. Buna MHP'nin cumhurbaşkanlığı seçim krizini çözecek şekilde Meclis'e girmesi, başörtüsü sorununu çözmek üzere AK Parti ile işbirliğine gitmesi, Anayasa Mahkemesi'nin bu yöndeki anayasa değişikliğini iptal etmesi üzerine anayasa yargısında değişiklik teklif etmesi ve en son AK Parti'nin kapatılma davası ve kararı sonrasında yine demokratikleşme yönünde anayasa değişikliği teklifinde bulunması da ilave edilmelidir.

AK Parti'nin "yumuşak karnı" Kürt meselesi mi?

MHP, bu şekilde 22 Temmuz seçimlerinde kendisinden uzaklaşan geleneksel tabanını gözeten bir politika izlerken, MHP'nin yeni oy tabanını teşkil eden Ege, Marmara ve Akdeniz'deki seçmenleri rahatsız etmeyi bile göze aldı. Ancak 29 Mart seçimlerinde AK Parti'nin öngörülenin üzerinde yıpranması ve MHP'nin oylarının 22 Temmuz'daki haliyle istikrar kazanacağının anlaşılmasıyla Kürt açılımından önce Bahçeli'nin grup konuşmalarında görüleceği üzere sertleşme başlamıştı. Bunun sebebi MHP'nin, 22 Temmuz seçimleri sonrası geleneksel oy tabanındaki gerileme dolayısıyla duyduğu endişeyi terk ederek, AK Parti'nin bu tabanda da geriletilebileceği kanaatine varmış olmasıdır. Esasen 29 Mart mahalli idareler seçimlerinde AK Parti bu tabandan ciddi nispette oy kaybetmiştir. Bu oy kaymasında TRT-Şeş uygulamasının anlatılamamasının ciddi rolü olmuş olmalıdır. MHP tarafından seçim sürecinde ve sahada gözlenen AK Parti kadrolarındaki inançsızlık ve seçmendeki reaksiyon, Kürt meselesinin AK Parti'nin "yumuşak karnı" olduğu tespitini beraberinde getirmiş olmalı. Bu bağlamda MHP'nin CHP ile birlikte Kuzey Irak harekâtından Kürt açılımına kadar AK Parti'nin Genelkurmay'la anlaşarak devlet projesi olarak hayata geçirmeye çalıştığı politikaya karşı sert muhalefeti, AK Parti'yi Genelkurmay'a ayırarak, tecrit etmeyi ve yumuşak karnına rahatça vurmayı amaçlıyor.

29 Mart seçim sonuçlarının MHP üzerindeki bir başka etkisi de, AK Parti'nin yenilebileceği umudu uyandırmasıdır. AK Parti dışındaki partilerin, bilhassa CHP ve MHP'nin çoğunluğu yakalama ihtimali, MHP'yi sertleştirmiştir. 29 Mart'a kadar AK Parti'nin MHP aleyhine kullandığı CHP ile yakınlık şimdi, AK Parti karşıtlarının, sahipsiz kalan merkez sağ ve Genç Parti taraftarlarının MHP şemsiyesi altında toparlanması ihtimalini kuvvetlendirmiştir. MHP, Kürt açılımı meselesinde AK Parti karşısında diğer seçenekleri talileştirerek kendisini tek seçenek haline getirmeye çalışıyor. Görüldüğü gibi MHP'nin Kürt açılımından sonra sertleşmesi, basit bir reaksiyon veya ideolojik taassup olmanın ötesinde siyasi bir hesaba dayanıyor.

Siyasi hesabın şaşan yönü: Dağa çıkmak

Tabiatıyla bu siyasi hesabın ne kadar doğru olduğunu zaman gösterecek. Ancak MHP'nin siyasi hesaba katmadığı kimi faktörler, evdeki hesabın çarşıya uymayacağı neticeler verebilir. Her şeyden önce MHP'nin bu sert çıkışlarında kullandığı üslup, MHP'nin Türkeş'le başlayan ve Bahçeli ile devam eden sokaktan ve şiddetten uzak imajını sarsmıştır, sarsacaktır. Hele "dağa çıkmaktan" bahseden MHP sözcülerinin, bu söylemin kontrol dışındaki çevrelerde yaratacağı reaksiyonların sonuçlarını hiç hesaplamamış gibiler. Bu söylem, reaksiyon veya provokasyonlardan bağımsız olarak MHP'nin devlet, merkez medya ve geniş toplum tabanında devşirdiği meşruiyet çerçevesini tartışmaya açacağı açıktır.

MHP'nin hasmı: DTP değil, AK Parti

MHP'nin bu sert söyleminin örttüğü ve kamuoyunun yeterince dikkat etmediği husus, MHP'nin DTP'yi değil, AK Parti'yi muhatap almasının arkasındaki hesap ve dirayettir. Bahçeli, bütün bu sertliği evvela kendi partisinde toplayıp daha sonra da AK Parti'ye yönelterek, DTP ile karşı karşıya gelmeyen, dolayısıyla üslubuyla olmasa da stratejisiyle kendi çizgisini devam ettirmektedir. Üsluptaki sertlik de daha ziyade tepkileri MHP'de toplamaya yöneliktir. MHP, muhatap olarak AK Parti'yi almakla da bütün bu sertliğe rağmen, gözünün dağda değil iktidarda olduğunu göstermektedir.

Bahçeli'nin problemi: Kadro ve kurmay yetersizliği

MHP ve Bahçeli'nin stratejisinin bu netlikte anlaşılmayışının bir sebebi kullanılan sert söylemse, diğeri de MHP'deki yapısal sorundur. MHP'de çok ciddi bir nitelikli kadro ve kurmay sorunu yaşanmaktadır. Bunun sebebi ise MHP'de Türkeş'ten gelen siyaset üslubu ve otoriter siyaset geleneğidir. Bu handikap, sadece MHP için değil, diğer siyasi partiler için de geçerli olmakla beraber durum MHP'de daha çok hissedilmektedir. MHP içerisindeki hemen her anlaşmazlık kopmayla sonuçlanmakta ve sonuçta MHP içinde farklı bir ses duyulmamaktadır. MHP için problemi ağırlaştıran bir diğer husus ise, parti dışında bir milliyetçi ve ülkücü sivil toplum kuruluşu, neşriyat ve aydınlar grubunun olmayışıdır. Partinin emir ve hiyerarşisi altında olmayan kesimlerle diyalog, işbirliği ve beraber çalışma geleneğinin olmayışı MHP'yi geniş bir nitelikli insan havuzundan mahrum bırakmaktadır. Bu problem de, tuhaf bir şekilde liderin rolünü artırmaktadır. Ancak kim olursa olsun bir liderin kurmay, danışman, reklamcı veya sözcünün bütün görevlerini üstlenmesi imkansızdır. Bu eksikliğin tabii sonucu bazen ince bir siyasi hesabın ürünü olan stratejinin karmaşa altında kamuoyu tarafından algılanamamasıdır. MHP'nin Kürt açılımındaki siyasi hesabın başına gelen de budur.

MHP'nin istemediği sonuç: "Kürt karşıtı parti"

MHP, bu siyasi hesaba rağmen, tarihinde hiçbir zaman savrulmadığı Kürt karşıtı bir parti olarak algılanmaya başladı. Kürt kökenli kimi ülkücüler, açılım sürecini destekleyen ve genel merkezden farklı düşündüklerini ilan ettiler. Esasen MHP'nin mayasında olan ve 90'lı yıllardan itibaren güç kazanan Türkçü çevrelerin hakimiyeti, MHP içinde kurulmuş olan geleneksel dengeleri öteden beri sarsıyordu. Kürt meselesi bu sarsıntının bir kırılmaya doğru gidebileceğinin bir işareti olarak anlamlıdır. MHP'nin Kürt karşıtı bir parti olarak algılanması, getireceği seçmen desteği kadar götüreceklerinin ötesinde, MHP'yi meşruiyet bakımından zor durumda bırakacaktır.

Türkiye değil, milliyetçiler bölünüyor

MHP'nin açılım karşısında bütün kapıları kapatması ve kullanılan sert söylem, MHP içerisindeki geleneksel dualiteleri ve problemleri harekete geçirdi. "Bölünmeye" karşı olmak adına sergilenen sertlikle MHP ve milliyetçi camia içindeki tartışma ve hatta "bölünmelerin" önü açılmış oldu. Uzunca bir zamandır ilk defa milliyetçi aydınlar inisiyatif sergileyerek açılım sürecini destekleyen ve sürece eleştirel bir şekilde de olsa katılan tavırlarıyla, MHP'den daha uzlaşmacı ve mutedil bir yer tuttular. Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür'ün İçişleri Bakanı Beşir Atalay'la görüşerek bir rapor vermesi ile milliyetçi ve ülkücü camianın fikir ve kanaat önderlerinde Nevzat Kösoğlu'nun süreci destekleyen açıklamaları bu vadide kamuoyuna yansıyanlardır.

MHP sözcülerinin hiç olmazsa yukarıda zikredilen milliyetçi isimleri hainlikle suçlamayacak, katılmasa da dinleyecek ve kendi üsluplarını düzeltecek bir siyasi basiret göstermeleri halinde, bütün bu sert söylemlerine rağmen şahinlerin tepkilerini siyasi bir mecrada ifade etmek suretiyle sürece müspet katkıda bulunması hâlâ imkan dahilindedir. Bahçeli'nin zaman zaman kullandığı siyasetin imkânlarının sonuna kadar kullanılması ancak bu şekilde mümkün olabilecektir.

ZAMAN

  • Yorumlar 0
    Bu yazıya henüz yorum eklenmemiştir.
Yazarın Diğer Yazıları
PANO
KARİKATÜR
Tüm Hakları Saklıdır © 2001 Haksöz Haber | İzinsiz ve kaynak gösterilmeden yayınlanamaz.
Tel : 0 212 635 43 75 | Faks : 0 212 631 55 27 | Haber Yazılımı: CM Bilişim