Kültürel yozlaşmanın yaygınlaştığı bir dünyada yayın ve kitabevlerinin fonksiyonundan bahseden Hamza Türkmen ilk olarak, İnkılab Kitabevi'ne işlevselliği dolayısı ile teşekkür etti. Konuyu ilk etapta kavramsal boyutu ile ele alacağını belirten Türkmen, ulusçuluk konusunu da yaşadığımız kevni ayetler içinde değerlendirmemiz gerekliliği üzerinde durdu.
El-kavim ifadesinin kane fililinin mastarı olduğunu ve dik duruşu, ayakta durmayı, var kalmayı ifade ettiğini belirten Türkmen; bu bağlamda Kur'an'da soy birliğini ifade eden aileye de, kabileye de, aşirete de kavim denilebileceğini, bu alt sosyal birimlerin üst bileşkesinden oluşan şa'b veya halk için de kavim ifadesinin kullanılabileceğini ifade etti. Ancak Kur'an'da ırk kelimesinin ve ırkî aidiyet ifade eden bir kullanımın olmadığını vurguladı. Rabbimizin bizi farklı renk ve dillerle yaratmasının kevni ayetler olduğunu ve bu farklılığın hayatı zenginleştiren sosyal ilişki tarzını güçlendiren tabii imkanlar olduğunu belirtti. Fıtri olan kavmî aidiyetlerin mümküniyattan olduğunu ama alt kimlikleri ifade ettiğini üstünlüğün ise İslami aidiyette yani takvada olduğunu belirtti. Bir ailenin, kabilenin veya halkın kendini üst görmesinin Firavunlaşma alameti olduğunu Veda Hutbesi'nde de Rasulullah'ın insanları bu tarz kavmiyetçiliklerden men ettiğini belirtti.
Türkmen ulus olgusunun ise Avrupa'nın Ortaçağ denilen dönemden sonraki seyri içinde Sanayi Devrimi ve modern şehirleşmeye bağlı olarak Kilise karşıtı bir süreç sonucunda oluştuğunu anlattı. Ulusçuluğun Batı paradigmasının veya modernleşme sürecinin seküler temelde ürettiği yeni ve kurgulanmış bir toplumsal mühendislik olduğu belirtildi. Tanrı merkezli Kilise hakimiyetindeki feodal dönem telakkisine karşı, kutsalını beşeri olanla sınırlayan insan merkezli, akılcı, seküler bir tanıma dayanan ulusçuluğun, üst kimlik olarak algılandığını belirtti. Avrupa'yı oluşturan çatı alt nda anlaşılacak bu yeni, kurgusal, sanal ve seküler yapının, yani "nation"un yani galat-ı meşhur ifadesiyle "millet" veya daha sonra üretilen karşılığı ile "ulus"un, her ulus için üst kimliği ifade ettiğini belirten Türkmen, dininin bazıları için ulusu oluşturan bileşkenlerden sadece birisini ifade ettiğini, bazıları için dinin alt kimliği ifade ettiğini, sosyalist veya pozitivist ulusçuluklarda ise genellikle yok sayıldıklarını belirtti.
Avrupa için kendi bünyesine ait olan bu modern olgunun, Avrupa'da kurulan Türkoloji, Kürdoloji, Araboloji gibi enstitü ve şarkiyat çalışmaları ile kurgulanıldığını, batı-dışı toplumlara ve İslam dünyasına "böl, parçala ve yönet" mantığı ile telkin edilmeye çalışıldığını belirtti. Ulusçuluk akımının Osmanlılara öncelikle Jöntürkler ve Jönkürtler tarafından taşındığını belirtti. İttihad terakki de Osmanlı için son çözüm için Türk ulusçuluğunu öne sürdüğünü ve Kemalist inkılaplardan önce batılılaşmayı ifade eden takvim, latif alfabesi gibi konularda ön hazırlıklar yaptığını belirtti.
Türkmen özetle şu hususlar üzerinde durdu: İslam'ın üst kimlik olmaktan tasfiyesi, Bolşevikliğe karşı olma, batılılaşma ve uluslar arası sermayeye hürmetkar olma vaadleri için 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde taahhütte bulunan Cumhuriyet kadrolarına Emperyalist İtililaf devletleri Lozan Anlaşması ile ulusal bir devlet kurma izni verdiler ve kendi yardımlarıyla da oluşturulan yeni Türk Silahlı Kuvvetleri'ne hiçbir zorluk çıkartmadan askerlerini geri çektiler. Sonra Osmanlı bakiyesi toplum, İslami aidiyetler, kaynaklar ve eğitim süreçleri yasaklanırken zorla, dayatmalarla, kanla Türk ulusal kimliği ile tanımlanmaya başladı. Kemalizmin gerek Cumhuriyetin kuruluşunda gerek 1930'lu yıllarda kökenini Hititlere dayandıran yaklaşımında Türk ulusu ırk temelinde tanımlandı. Türklüğün damarlarda akan kanla irtibatı üzerinde duruldu. Bozkurtçu veya Hitit Güneşçi pagan Türklük tanımları karşısında da, Osmanlı hayranı entelejansya da yeni oluşturulan Türk ulus kimliğine İslami motifler katabilmek için Oğuzların veya Türkmenlerin İslam'a geçtikleri bin yıllık bir tarih kurguladılar.
Bugün ise küresel kapitalizmin gelişim seyri ve küresel gelişmeler bağlamında sistem kendini restore etme ihtiyacı duymaktadır. Türkiye'de çevreyi oluşturan Müslümanlar da Kürtler de ırkçı, dayatmacı anlayışlara tepki gösteriyorlar ki bu tepki AK Parti'yi Türkiye'yi normalleşme sürecine iteklemektedir. Devlet mutabakatı denilen en önemli konu, Kemalizmi ideoloji olmaktan ve Türklüğü de Kemalizme aykırı olmasına rağmen ırk temelli izah etmekten vazgeçme şeklinde belirginleşiyor. Irk temelli Türkçü bir ulus tanımından vazgeçilmesi olumluydu; ama yeni ulusçuluk da yine üst ve seküler kimliği ifade etmekteydi. Rejimin baskısı ve şiddeti açısından ırkçı Türk ulusu tanımından vazgeçilme trendi şimdilik bir olumluluğu ifade etse de, ulusal sistem içinde Kur'an'ın ön gördüğü bir hayat nizamının yaşanmasına asla izin verilmeyecekti.
Türkmen, Kürt sorunuyla ilgili boğulanı kurtarmak babından kavmi veya kevni kimliklerin tanımlanmasının acil çözümler olduğunu; ama Kürt ve Kürt olmayan herkes için asıl çözümün küresel kapitalizmin yaşam dayatmasına ve seküler ulusçuluğa karşı geliştirilmesi gerektiğine değindi. Dağılmış ümmet yapısını yeniden akaid ve tavırda bilinçlendirecek uzun soluklu bir Kur'ani inşa sürecinden bahsetti. Dinleyicilerin zaman zaman sorularıyla zenginleştirdiği oturum bittikten sonra, Türkmen kitaplarını imzaladı.
Haksöz Haber: Esra Aydın




